Bidibidi Resim Galerisi


Ana Sayfa Kayıt ol Giriş
Albüm Listesi Son yüklenenler Son yorumlar En çok bakılanlar En beğenilenler Favorilerim Ara
Ana Sayfa > Benim Resim Galerim > gülyabani > sanatçılar

image.jpg
68 kez bakıldıgülyabani
image~0.jpg
SONER ARICA38 kez bakıldıSoner Arıca, 5 Şubat 1966 yılında Ordu´nun Fatsa ilçesinde doğdu. Yedi kişilik geniş bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Fatsa´da bitirdikten sonra İstanbul´a yerleşti.İstanbul Şişli Koleji´nden mezun oldu ve eğitimini Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü´nde sürdürdü. Mezun olduktan sonra yine aynı üniversitede iktisat politikası üzerine yüksek lisans yaptı.Müziğe olan ilgisi üniversite yıllarında başladı. Timur Selçuk ve Belkıs Aran´dan özel müzik dersleri aldı.Müzik çalışmalarının yanı sıra uzun yıllar boyunca mankenlik ve fotomodellik yaptı.

1992 yılında çıkardığı 'İlk Umut' adlı ilk albümü ile müzik dünyasının kapılarını araladı ve 'Sen Türküler Söyle' adlı parçasıyla geniş kitlelerce tanındı.İlk albümün ardından sırasıyla 1994 yılında 'Vefasız'ı, 1995 yılında ise 'Yaşıyorum'u çıkardı. 1996 yılında ise en çok sevilen dört şarkısını 'Yalvarma' adlı bir maxi-single´da topladı. Ertesi yıl 'Herşey Yolunda' adlı dördüncü albümü ile başarılarını pekiştirdi. 1998 yılında ise cover parçalardan oluşan ve 'Sen Mutlu Ol' adını taşıyan albümüyle sevenlerinin karşısına çıktı. Çalışmanın bir de remix versiyonundan oluşan maxi-single´ı yayınlandı.'Şarkılar Var' ile beşinci albümünü çıkartan Soner Arıca, ´şarkılarına en çok klip çeken sanatçı´ ünvanını taşıyor. Her albümünde bir çok parçaya klip çeken sanatçı, böylece toplam yirmi iki şarkısına klip çekmiş oldu.

Universal Müzik Yapım´dan çıkardığı ilk albümü 'Şarkılar Var'da da klasik çizgisini daha olgun bir anlayışla sürdürüyor Soner Arıca.Albümdeki onüç parçanın sekizinin sözü ve ikisinin bestesi sanatçıya ait. Süpervizörlüğünü de kendisinin yaptığı albüme Volga Tamöz, Sezgin Gezgin, Mustafa Budan, Hikmet Tunç, Erhan Tekyıldız, Hüseyin Önder ve Murat Kalaycıoğlu´da söz ve müzikleriyle destek oldular.

'Ayrılık' adlı şarkısında ise ilginç bir sürpriz yaparak Okan Bayülgen´le birlikte düet yaptı. Albümün CD versiyonunda, parçanın iki farklı versiyonu ve sevilen parçası 'Sen Mutlu Ol'un yeni düzenlemesi bulunuyor.

Arıca´nın gelecekteki hedefleri arasında; çok iyi bir prodüksüyonda yönetmenlik yapmak ve iyi bir dizi de yer alarak oyunculuk yönünü de değerlendirmek yer alıyor.Sanatçı, en çok sevdiği şeyleri şöyle anlatıyor: 'Yemek yemeği çok seviyorum ve bu konuda damak zevkimin varlığına inanıyorum. Film seyretmekten büyük zevk alıyorum. Ulaşamayacağım dünyalar paketlenmiş olarak önüme getirilmiş diye düşünüyorum. Kitap okumak için de aynı şeyi düşünüyorum. Seyahat etmekten hoşlanıyorum. Deniz çocuğu olduğum için mümkün olduğunca denizle içiçe olmaya gayret ediyorum...'

DİSKOGRAFİ:
İlk Umut (1992)
Vefasız (1994)
Yaşıyorum (1995)
Herşey Yolunda (1997)
Şarkılar Var (1999)
gülyabani
image~1.jpg
HAKAN PEKER118 kez bakıldı1963 yilinda Istanbul'da dogdu...
Dans onun için, çocuklugunun ilk yillarindan beri bir tutkuydu.
Gene Kelly, Fred Astaire, John Travolta ve Michael Jackson'un danslari onu çok etkiliyordu. Sürekli onlarin danslarini taklit eden çalismalar yapiyordu.
Ilk gençligi, discolarda geçti. Bu arada profesyonel çalismalar dönemi de basladi. Seyyal Taner, Deniz Erkanat'in dansçisi olarak çalisti.
1981'de Türkiye Dans Yarismasi'nda aldigi birincilik ona, söhret kapilarinin açýimasini sagladi.
Bu tarihten sonra, TRT'nin eglence programlarinda ve çesitli yurtiçi ve yurtdisi konser organizasyonlarinda "Hakan Peker Dans Grubu" kendini göstermeye basladi...
Hakan Peker için dans önemliydi, ama asil ilgi alani müzikti. Özellikle Türk Sanat Müzigine tutkundu. Halk müzigini de çok seviyordu.
En büyük hayali, ismini sarkici olarak da duyurmakti. Ama sarkiciligini, dansciligiyla da bütünlestirmek istiyordu. Bunun için de sevdigi müzik türleri uygun degillerdi. O da pop müzik söylemeye karar verdi.
Hayallerinde, o gün de, bugün oldugu gibi, Michael Jackson'un "Thriller'i, John Travolta'nin "Grease"i gibi projelerin bas kahramani olmak vardi.
Önceleri dans ederek, Ingilizce sarkilar söylemeye basladi. Özellikle genç kizlar ona bayildilar.
O da bu begeniden güç alarak ilk albümünü yapmaya karar verdi.
1989 yilinda ilk albümü piyasaya çikti. "Bir Efsane" ismini tasiyan albüm çok begenildi. Üzerinden 10 yili askin bir süre geçmesine ragmen, özellikle albüme ismini veren parça "Bir Efsane" best of çalismasinin da destegiyle hala ilgi görmeye devam ediyor.
1990 yilinda çikan "Camdan Cama"da, sanatçiya istedigi basariyi ve parayi getirdi.
Albümlerinin elde ettigi basarunin ardindan, Hakan Peker kendi prodüksiyon sirketini kurarak hem kendi albümlerini bu sirketten çikarmaya basladi, hem de yeni sanatçilarin müzige kazandirilmasini sagladi.
Hakan Peker'in müzik dünyasina kazandirdigi sanatçilari sayacak olursak, su isimlere rastliyoruz; Burak Kut, Zafer Peker, Özlem Tekin, Ali Güven, hatta ve hatta Ayna Grubu'nun meshur Erhan Güleryüz'ü de ilk albümünü Hakan Peker'in destegiyle çikarmisti.
"Hey Corc", "Amma ve Lakin" albümleri kendi sirketinden çikardigi ve kariyerini saglamlastirdigi albümler oldu.
1995 yilinda çikardigi "Atesini Yolla" albümü, onun farkli bir döneme girmesine de yol açti. Bu albümde sarkilarin klip yönetmenliklerini de üstlendi...
Bir röportajda, "Basaridan sikildim. Biraz basarisizligi deneyimlemek istiyorum," demisti. Ama görünen o ki Hakan Peker'in basarisizligi; basarisizligi deneyimleyememek.
Çünkü, son albümü "Illaki Hakan Peker"deki sarkilar yine çok söyleniyor ve albüm yine en çok satan albümler arasinda yer aliyor.
Yine bir röportajda, basariya giden yollari anlatirken sunlari söylemisti; " Herseyi, daha dansçiligim dönemimde, ince ince planladim. Her tasi uygun yere yerlestirdim ve uygulamaya basladim. Asla taviz vermedim. Her zaman duygularimin önüne mantigimi koydum ve sonunda basariyi yakaladim."
Hakan Peker basariya giden yolda, dostluklarin çok önemli oldugunun da bilincinde, sanat dünyasindan en siki dostlari ise, Eda- Metin Özülkü, Ercan Saatçi, Izel, Aykut Gürel, Ferda Anil Yarkin.
"Illaki Hakan Peker" albümünde, Hakan Peker'i en çok etkileyen sarki "Karam" olmus. Özellikle Özkan Ugur'un bu parçada yaptigi vokal onu derinden etkiliyormus.
Hakan Peker için evlilik su siralar uzak bir ihtimal. Evlenmeyi düsünmedigini ama bu konuda büyük konusmanin, "kesinlikle" demenin yanlis oldugunun da bilincinde. Herseyi akisina birakmis. Sanatçi evliliklerinin uzun olmayacagi konusuna ise pek katilmiyor, "Sanatçi için evliligin sürmesi zor ama, imkansiz degil" diyor.
Hakan Peker, medyatik asklari sevmiyor.
Onun da hayalinde idealize ettigi bir kadin var. Ama bu kadin, fiziksel özellikleriyle degil, kisiligiyle onun hayallerinde yer aliyor. Hakan Peker'in ideallerindeki kadinin, özverili, dogal, uyumlu olmasi gerekiyor. Ayrica onun yaninda gölge gibi kalmamasi ve kisiligini ortaya koymasi da çok önemli.
Hakan Peker için dogallik çok önemli. Birlikte oldugu kadinlarda bu özelligi arayan sanatçi, kendisi konusunda da ayni özelligi uyguluyor. Konusmalarinda olabildigince dogal ve dobra. Fiziksel bakim konusunda da dogalliktan yana, "Benim için temizlik çok önemlidir. Ama bakim konusunda öyle özel ürünler kullanmam," diyor.
Su siralar ilk gençligini yasayan ogluyla da arasi çok iyi. 16 yasindaki bu genç adamla, babasi, birlikte çok iyi vakit geçiriyorlarmis. Balik tutuyor, futbol oynuyor, bol bol sohbet ediyorlarmis. Bu arada oglu, onun en siki hayranlarindan biriymis. Küçük Peker'in en büyük tutkularindan birisi ise basketbolmus.
Hakan Peker özellikle aileler tarafindan çok begenilen bir sanatçi. O ise, bu konuda söyle diyor; "Ben elektrigimi insanlara olumlu yansitmayi basarabiliyorum. Insanlarin yüreklerinde pozitif duygular uyandirabiliyorum. Aileler tarafindan çok sevildigimi hissedebiliyorum. Beni benimsiyorlar, göz önünde olmadigim zaman özlüyorlar. Ama su da bir gerçek ki hersey karsiliklidir. Ben de beni seven herkese söyle seslenmek istiyorum "Hepinizi çok seviyorum."
gülyabani
image~2.jpg
BERDAN MARDİNİ116 kez bakıldıAnne ve babası Mardin'in Yaylabaşı köyünden olan Mardini, 5 Kasım 1978'de Diyarbakır'da doğdu. Yedi kardeş'in 6. sı olan olan Mardini'nin babası T.Z.D. Kurumunda çalışan bir devlet memuruydu. Babasının mesleği nedeniyle eğitimini değişik illerde sürdürmek zorunda kaldı.

İlkokul ikinci sınıfa kadar Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde okudu. Daha sonra babasının tayini çıkınca, ailesiyle birlikte Isparta’nın Gelendost taşındı. İlkokul üçüncü sınıfa Gelendost'ta devam etti. O yıllarda yeteneği ön plana çıkmaya başlıyordu. Okulda oynadığı piyes, tiyatro gibi sanat alanlarında sesinin güzelliği çevresi tarafından fark edildi.


İlkokul 5.sınıfta düzenlenen ilçeler arası şiir yarışmasında üçüncü oldu. Daha sonra ortaokul yıllarında okulun düzenlediği bir çok sosyal ve kültürel faaliyetlerde görev aldı. Ortaokulda üç, lisede iki sene tiyatro oynadı. Yine okulun düzenlemiş olduğu ses yarışmasında birinci oldu. O dönemler müziğe daha fazla merak sarmaya başlamıştı. Enstrüman çalmayı çok istiyordu. Okulun açmış olduğu bağlama kursuna ablası ve ağabeği yazıldığı için kendisi yazılamadı. Ama o kadar hevesliydi ki ağabeyi ve ablası evde çalışırken onları seyreder, daha sonra bağlamayı gizlice alıp kendi kendine çalışırdı. Bir süre sonra kendide bağlama çalmaya başladı. Derken babası emekli oldu ve ağabeğiyle ablasının, daha önce gittiği İstanbul’a yerleşmek zorunda kaldı.


İstanbul’da Avcılar’a yerleşti. Avcılar Süleyman Nazif Lisesi’nde eğitimine Lise üçüncü sınıftan devam etti. Bir senelik okul yaşantısı içerisinde yine okulun düzenlediği konser ve faaliyetlerde yer aldı. Üniversite sınavını kazanamadı ve iş hayatına atıldı. Babasının açmış olduğu tekstil firmasında kardeşleriyle birlikte çalışmaya başladı. Burada işin bütün safhalarında çalıştı. Ortacı, makineci ve pastalcı olarak çalıştı. İki senesini burada geçirdikten sonra firmalarının yakınındaki bağlama kursuna yazıldı. Orada çok iyi bağlama çalan birine rastladı. Bir gece onunla birlikte Avcılar sahilde bir bara gidip eğlenmeye karar verdiler. O barda ses düzeni henüz yeni kurulduğu için herkes kendi masasında çalıp söylüyordu. Kendi kendilerine mırıldanırken barın sahibi rica etti ve ses düzeniyle okumasını istedi. Orada bir iki türkü okuyunca çok beğenildi ve geceleri sahneye çıkması istendi.


Aslında sahne anlamında müzik hayatına başlaması tamamen bir tesadüftü. Bu dönem içerisinde sabahtan akşama kadar işyerinde,işten sonra da ailesinden gizli olarak sahne hayatına başladı. Çevresi çok başarılı olduğuna inanıyordu. İstanbul'un değişik semtlerinden teklifler gelmeye başlamıştı. Bu arada profesyonel anlamda müziğe merak sarmaya başlamış ve teklifleri değerlendirme kararı almıştı. Ama konfeksiyon hayatı devam ediyordu. İkisinin de bir arada gitmeyeceğini düşünerek ailesine gece sahne aldığını ve artık müzikle uğraşmak istediğini söyledi. Ailesinden de olumlu yanıt aldı.


Konfeksiyon hayatına son verip Bakırköy Prestij Bar'dan gelen teklifi doğrultusunda orada çalışmaya başladı. Prestij Bar’da sahne almaya başladıktan sonra, farklı birçok teklifler gelmeye başladı. Profesyonel bir müzik hayatı için nota ve solfej dersleri alarak kendisini bu anlamda geliştirmeye başladı. Aslında konservatuar okumak istiyordu, hatta sınavlarına da girdi, fakat başarılı olamadı. Yalnız bu işin okulunu okumanın şart olmadığını, insanın kendini bu anlamda geliştirmek için dışarıdan da özel eğitimler alabileceğini ve kendini hazırlayabileceğini düşünüyordu.


Bir iki yıl Bakırköy’de sahne aldıktan sonra Etiler Zorba Taverna haftanın bir günü türkü gecesi yapmasını istemişti. Pazar günleri orada çıkmaya başladı. Bir dönem sonra şu sıralar da sahne aldığı yer olan Taksim Mektup Bar’da çıkmaya başladı. Sahne yıllarına başladıktan sonra kendisinden iki yaş büyük olan ağabeğide gitar çalmaya başlayarak Berdan'a sahnede eşlik etmeye başladı. Nihayet profesyonel çalışması 2000 yılının kasım ayında piyasaya çıktı. Albümü Canan Prodüksiyon tarafından yapılmıştı. Ama gerek yapım hatası gerekse tanıtım hatası kitlelere onu ulaştıramamıştı. Bu albüm kendisi için iyi bir tecrübe oldu. 2000 yılından 2002 yılına kadar bu anlamda mücadele verdi ve sonunda istediği albümü yaptı.
gülyabani
isinkaraca1nq.jpg
IŞIN KARACA46 kez bakıldı Diyadin , Işın Karaca Biyografisi - Hayatı - yaşamı - sanatçı hayatı
Işın Karaca Hayatı Yaşamı Biyografisi

7 Mart 1973 tarihinde Londra'da doğan Işın Karaca, ilk günden olmasa bile çocukluğundan bu yana şarkı söylüyor. Öğrencilik yıllarında başladığı müzikal çalışmalarına, Londra IV King Edward Okulu İngiliz Dili ve Edebiyatı, Tiyatro bölümünde okurken de devam etti.

Müzik onun hayatında hep vardı, ama hayatının seyrini tek bir gecede değiştirebileceğini kendisi bile tahmin etmemişti. Kıbrıs'ta restoran işleten annesinin yanına tatil amacıyla gittiğinde, şarkı söylemeyi çok sevdiğini bilen annesi onu sahneye davet etti. Işın, her zamanki gibi, eşsiz sesiyle harika şarkılar söyledi ve olanlar oldu. O gece başlayan tesadüfler, Işın'ın kısa bir süre içinde sahnelere çıkmasına kadar devam etti. Önceleri hobi olarak başlayan bu iş, bir anda onun yaşam tarzı haline geldi ve Işın, Kıbrıs'tan İstanbul'a yatay geçiş yapmaya karar verdi.



Bugüne kadar çeşitli müzisyenlerle ve gruplarla çalışan Işın, pek çok albümde vokal yaptı, onlarca dublaj ve jingle çalışmasında yer aldı. 1999 yılında kurulan Panic Attack grubunda vokalistlik yapması, 1999 ve 2000 Eurovizyon Türkiye Finallerine katılması, 1999 Altın Güvercin Yarışması bütün dallarda birincilik kazanması, Işın'ın başarılı müzik kariyerinin ilk basamaklarını oluşturdu. Ancak, Işın için belki de en önemlisi, gerçek bir ustaya, Sezen Aksu'ya 1997 yılından bu yana vokalistlik yapıyor olması...

Sezen Aksu'nun ve birçok değerli müzisyenin imzasını taşıyan Işın Karaca'nın ilk albümü "Anadilim Aşk" Power Records etiketi ile piyasaya çıktı. Albümün dağıtımı Universal Müzik tarafından yapılmaktadır. Albümdeki 12 şarkıdan 10'unun söz ve müzikleri Sezen Aksu'ya; diğer 2 şarkının sözleri Ali İlyas'a, müzikleri ise yine Sezen Aksu'ya ait. Işın'ın ilk klip tercihi ise, albümün de açılış parçası olan "Tutunamadım".

"Değişmek; "Her gün yeni bir gündür"e inanarak uyanmak, anlamak, anlamaya çalışmak. Olabilirsem, böyle bir şarkıcı olmak istiyorum" diyen Işın Karaca'nın böyle bir şarkıcı olacağı ve kendine has bir dinleyici kitlesi edineceği kesin.

gülyabani
kayahan2.jpg
KAYAHAN39 kez bakıldıTürk pop müziğinin temel taşlarından Kayahan (Açar) 29 Mart 1949’da İzmir’de doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarını Ankara’da geçirdi. Daha sonraları İstanbul’a yerleşti. Şu an Gömeç’teki İnta Sevgi Köyü’nde Geceler Caddesi ve Mavilim Caddesi’nin kesiştiği Hülyam Çıkmazı’nda yaşıyor. Bu köydeki bütün cadde ve sokaklar, Kayahan’ın şarkılarının isimlerinden oluşmaktadır.
Şimdiye kadar üç kırkbeşlik, bir uzunçalar (longplay), onbir kaset ve CD’si müzik arşivlerindeki yerini aldı. İlk olarak Nilüfer’e verdiği güzel şarkılarla ismini duyurmaya başladı. Nilüfer’in de yorumladığı “Geceler”, “Kar Taneleri”, “Esmer Günler” gibi şarkılar klasik haline geldi.

Kayahan, 38 yıllık müzik yaşamında herkese bestecilerin ne kadar önemli müzisyenler olduklarını göstermiştir. Türk Pop müziğinin çok yozlaştığı zamanlarda bile kalitesinden ödün vermedenmüzik yapmaya devam etti. Söz yazarı, besteci ve yorumcu olarak tam bir müzik emekçisi olan Kayahan, yıllar boyu Türk Pop müziğinde en çok kabul gören sanatçıların başında sayıldı. Müziklerini kendisinin yaptığı şarkıları sadece liste başı olmamakla kalmadı, yediden yetmişe herkesin belleğine ve yüreğine kazındı. 1991 yılında çıkarttığı “Yemin Ettim” adlı albümüyle satış rekoru kıran Kayahan, “Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz” sloganıyla büyük beğeni topladı. Çocuklar için yazdığı şarkılar ve televizyonlarda yayımlanan çocuk programlarıyla, onların da sevgi ve hayranlığını kazandı.

1993 yılında Raks Müzik etiketli “Son Şarkılarım” adını verdiği albümünde yine kendisine ait on şarkı yer aldı. Düzenlemeleri Erdal Kızılçay’ın yaptığı albümde İskender Paydaş, Hakan Kurşun gibi genç ve yetenekli isimler çalıştı. “Sarı Şekerim”, “Vazgeçmem”, “Aman”, “Kardeşiz Senle” gibi şarkıların öne çıktığı albüm yine yüksek bir satış grafiği yakaladı.

Kayahan, iki yıl sonra, 1995’te “Benim Penceremden” adlı albümüyle müzik yolculuğunu sürdürdü. Bu albümde ise “Sevenleri ayırmayın, sevenler ayrılmayın” sloganıyla çıktı müzikseverlerin karşısına. Tutkulu aşkları, gönülde yara açan ayrılıkları “kendi penceresinden” sekiz şarkıya döktü. Çıkış parçası “Ben Anadolu Çocuğuyum” da kültüren erozyon karşısındaki tepkisini dile getirdi. “Allah’ım Neydi Günahım” ise pek çok sanatçı tarafından icra edilerek büyük başarı sağladı. Bu albümle birlikte Demet Sağıroğlu’nun ardından müzik dünyasını yeni bir yetenekle tanıştırdı. Bu genç yetenek, 1999’da hayıtını birleştireceği İpek Tüter’di.

Kayahan, 1996’da “Canımın Yaprakları” adlı çalışmasını da “Allah kimseyi sevgisiz bırakmasın” sloganıyla piyasaya sundu. Bir insanın sevgiyi, aşkı yitirdiği anda herşeyini kaybetmiş olacağını belirten Kayahan, “Sevgisiz hiçbir şey yapılmaz. Herşeyin başı sevgidir” sözleriyle “sevgi” kavramına verdiği önemi dilegetirdi. Erdal Kızılçay, İskender Paydaş ve Tamer Çıray üçlüsünün düzenlemelerini yaptığı albümde sekiz parçaya yer verildi. Bütün albüm kendi evinin stüdyosunda low-fi teknoloji kullanılarak hazırlandı. Sekiz parçasını da ardarda konser atmosferinde kaydetti ve kliplerinde konserlerinden yapılan çekimler kullanıldı.

Kayahan, hızını kesmeyerek ertesi yıl “Emrin Olur” adlı çalışmasını çıkardı. Albümün mutfağında önceki çalışmalarındaki isimler yer almakla birlikte düzenlemeleri Tamer Çıray’a kendisi yaptı. Albüme adını veren “Emrin Olur” çıkış parçası olurken “Atın Beni Denizlere”, “Eminem”, “Şampiyon” gibi şarkıları radyo ve televizyonların en çok istek alan parçaları arasındaydı.

1999 yılının Nisan ayında dokuzuncu albümü “Beni Azad Et” müzik marketlerde yerini aldı. Dokuz şarkının yer aldığı çalışmada, “Beni Azad Et”, “Yine Şişe Bitecek”, “Her Yerde Aynı” gibi hit parçalardan oluştu. Yılın büyük bölümünü geçirdiği Gömeç’ olan bağını ise “Gömeç” adlı şarkısında notalara döktü.

2000 yılının son ayının son günlerinde “Gönül Sayfam”ı piyasaya çıkaran Kayahan, albümünde “Sevdaya Mahsus”, “Kağıttan Kayıklarla”, “Söz Güzelim” gibi duygusal parçaların yanısıra “Ölmem mi Lazım”, “Aman Beni Unutma”, “Tek Delikli Kaval”, 17 Ağustos deprem felaketi için yazdığı “17 Ağustos”, kızı Aslı Gönül için bestelediği “Ninni” gibi çok beğeni alan şarkılar yer alıyor. Büyük Usta Kayahan 13 Aralık 2002 tarihinde ise “Ne Oldu Can” albümünü müzikseverlerin beğenisine sundu. Albümde “Ne Oldu Can”, “Bir Aşk Hikayesi”, “Onsuz Olmuyor” parçaları uzun bir süre dillerden düşmeyen parçalar oldu. Satış rekorları kıran Kayahan’ın bu albümünde ise meslektaşı Barış Manço için yazdığı “Bugün Aslında Bayram” parçası ile müziğe, sanatçılara sahip çıkmanın önemini birkez daha vurgulamış oldu.

Türk pop müziğine farklı bir soluk getiren sanatçının ilk büyük ödülü 1986 yılında katıldığı uluslarası Akdeniz Müzik Yarışması’nda “Geceler” adlı şarkısıyla kazandığı “Altın Portakal” oldu. 1989 yılında Eurovision Şarkı Yarışması’nda “Gözlerinin Hapsindeyim” adlı şarkısıyla Türkiye’yi başarı ile temsil etti. Son onbeş yılda tüm medya kuruluşları tarafından her yıl besteci, söz yazarı ve yorumcu olmak üzere konulan üç daldaki ödüllerin hepsine layık görüldü. Son olarak 2003 yılında Altın Kelebek Onur ödülü ve “Ne Oldu Can” albümün satış başarısı için Müyap ödülü aldı.

Yurtiçinde ve yurtdışına pek çok konser veren Kayahan, 1992 yılında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Ankara Kızılay Meydan’ında yüzatlmış bini aşkın izleyiciye verdiği konserle tarihe geçti. Doğa ve çevre konusundaki duyarlılığı ile de tanınan Kayahan, insanların bu konulara olan ilgisini arttırmak amacıyla pekçok yardım konseri vermekte, gönüllü olarak çalışmalara katılmaktadır.
gülyabani
kazimkoyuncu.jpg
KAZIM KOYUNCU39 kez bakıldıKaradeniz müziği, Anadolu Rock, nitelikli müziğe inanlar, önemli bir ismi en verimli olabileceği dönemde yitirdi. Otuz üç yaşındaydı Koyuncu; yıllardır müziğin içinde olmasına karşın 2000'li yıllarda Gülbeyaz, Sultan Makamı gibi televizyon dizilerine yazdığı müziklerle ünlenmişti.


Karadeniz'in hırçın çocuğu diyorlardı ona; demokrasi adına atılan bir çok adımda müziğiyle, fikirleriyle yer alıyor; Fırtına Deresi'ne yapılacak santrali protestodan, insan hakları ihlallerine karşı çıkmaya kadar bir dolu etkinliğe destek veriyordu.


Müzikte de, birkaç halk müziği sanatçısının tekelinde kalmış Karadeniz bölgesinin müziğini, evrensel normlarda yayımlamayı deneyerek, önemli çıkış yapmıştı.


1972 Artvin/Hopa doğumlu Koyuncu, yirmi yaşında Dinmeyen adlı müzik grubu'na katılmış, 1993'de Mehmedali Barış Beşli ile, Lazca müzik yapmak amacıyla Şuku grubunu kurmuştu. İki arkadaş bir yıl sonra aralarına İlhan Karahan ve Metin Kalaç'ı da alarak grubun adını Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) dönüştürmüş ve 1995 başında Va Mişkunan (Bilmiyoruz) albümüyle Lazca rockın ilk örneğini vermişti. Lazcayı yaşatmak amacıyla Lazca rock yapıyorlardı. Plak şirketleri ise bu soundu 'Soft Laz Rock' diye tanımlıyordu.


O günlerde grup elemanları Lazca dilinin yaşatılmasına rock yoluyla katkıda bulunmayı amaçladıklarını, rock müzikteki dinamizmle yöre insanının enerjisinin örtüştüğünü görünce heyecanlandıklarını anlatıyor, Lazca'nın rockın sert söyleyişine de uygun olduğunu belirtiyorlardı.


Dört yıl içinde Zuğaşi Berepe, kamuoyuna pek yansımasa da önemli işler yaptı ve konserlerle hedefini gerçekleştirmeye çalıştı. Bu etkinliklerden Brüksel konseri sırasında canlı kayıt edilen parçaları, kısıtlı sayıda bastırdıkları Bruxel Live (1998) adlı albümde bir araya getirdiler.


Gruptaki eleman sayısı arttıkça müzikal yapı da güçlenmişti. Kazım Koyuncu (vokal, akustik gitar), Cafer İşleyen (bass, vurmalılar, flüt), Gürsoy Tanç (elektrikli gitar), Uğurcan Sezen (klavye), Zülküfil Murat Dilek (davul), Metin Kalaç (kayıt) Lazcayı yaşatmanın yanında aşk şarkılarına katılan sert söylemli yapıtlar ve modern rock anlayışı üzerine oluşturdukları çizgiyle de kabul görmeye başlamışlardı.


Zuğaşi Berepe, Va Mişkunan albümünden dört yıl sonra İgzas (Gidiyor) adlı albümüyle bu çabayı listelere taşıdı. Yedi Lazca, bir Hemşince, bir de Türkçe sözlü parçadan oluşan albümün müzikal zenginliği, rockın çeşitli tonları arasında akıllıca gidip gelen sounduyla 1998'in en iyi yerli yapıtlarından biri oldu. Lazca'nın öne çıktığı kültürel bir misyonun yanında sıkı bir rock albümü özelliği de taşıyordu İgzas (Parçaların Türkçe anlamları kapakta verilmişti). Bu albümde Kazım Koyuncu (vokal, gitar), Cafer İşleyen (bass, vurmalılar, flüt), Gürsoy Tanç (gitar), Uğurcan Sezen (tuşlular), Zülfikil Murat Dilek (davul), Mahmut Turan (tulum), Metin Kalaç (kayıt), Mehmedali Barış Beşli'den (vokal) oluşan grubun, doğayı katledecek Çamlıhemşin'deki Fırtına Deresi'nin üzerine yapılacak santrale karşı kampanyayı desteklemesi de İgzas'ın diğer bir özelliğiydi.


Grup 2000'lerin başında dağılınca, kuruculardan Kazım Koyuncu yoluna tek başına devam etmeyi kararlaştırdı ve solo albümleri Viya (2002) ile Hayde'yi (2004) yayımladı. Anadolu Rock'a kayan soundla ürettiği müziği kısa sürede büyük ilgi görüp, yaptıkları geniş kitlelere tam ulaşmaya başlamıştı ki hastalandı Koyuncu. Akciğer kanserine yakalanmıştı.


Pes etmiyordu; tedaviyi sürdürürken Trabzonspor için marş bile yazmıştı. Ancak günden güne direnci zayıflıyordu; adına düzenlenen konsere çıkamamıştı. Sonunda 25 Haziran tarihinde ajanslardan şöyle bir başlık düştü: 'Karadeniz'in genç sesi sustu'
gülyabani
keremcem4975fk8pa1ar.jpg
41 kez bakıldıgülyabani
kirac.jpg
KIRAÇ32 kez bakıldıTufan Kıraç 1972 Yılında Kahramanmaraş'da doğdu. Öğretmen olan babasının görevi nedeniyle 10 yaşına dek Kahramanmaraş ve köylerinde yaşadı. 1982 yılında babasının tayini çıkınca ailesiyle İstanbul'a yerleşti ve eğitimine İstanbul'da devam etti.
Küçük yaşlardan itibaren müziğe karşı ilgi duyan Kıraç'a ilk desteği bağlama çalan babası verdi. Bağlama ile müziğe başlayan Kıraç'a ikinci büyük destek lisedeki müzik öğretmeni Refik Köksal'dan geldi. Müziğe olan ilgisini ve yeteneğini gören Refik Köksal Kıraç'a ilk gitarını hediye etti.

1990 Yılında liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavlarına girerek Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünü kazandı. Öğrencilik yıllarında Taksim, Harbiye, Kadıköy'deki barlarda çalışmaya başladı. Lise yıllarında ilk beste ve söz çalışmalarını yapan Kıraç 1996 yılına geldiğinde ilk albümü için çalışmalara başladı. Kıraç'ın ilk albümü Deli Düş 1998 yılı Mayıs ayında çıktı.

Birinci albümüyle Rock müzik dinleyicilerinin gözünde saygın ve sağlam bir yer edinen Kıraç 2000 yılının ilk günlerinde ikinci albümü Bir Garip Aşk Bestesi ile bir anda yüz binlerin beğenisini kazandı.

"Bir garip aşk bestesi" albümünün müzikseverlerle buluşmasının ardından üçüncü solo albümünün repertuar çalışmalarına başlayan Kıraç'ın bu arada Funda Arar’la birlikte 2001 Şubat ayında Sevgiliye adını verdikleri mini düet albümü çıktı. Ağırlıklı olarak Kıraç şarkılarından oluşan 3. solo albümü Zaman albümünde söz ve müziği İskender Doğan'a ait "Kan ve Gül" Aşık Veysel'den "Derdimi Söylesem" ve iki de anonim türkü yer alıyor.
gülyabani
KR82.jpg
BENGÜ74 kez bakıldıBengü, İzmir'de 1979 yılında dünyaya geldi. Müzikle ilk olarak İzmir Devlet Senfoni Orkestrası vasıtasıyla tanıştı. Orta ve lise eğitimini İzmir Özel Amerikan Lisesi'nde yaptı. Oliver Twist müzikalinde başrol oynadı ve müzikal sırasında tanıştığı İzmir Devlet Konservatuarının Genel Müdürü Müfit Bayrasa Bengü'ye 1 yıl boyunca şan dersleri verdi.

Müfit Bayrasa'nın bir bestesiyle 1996 yılında katıldığı Müyap ve Show TV tarafından organize edilen Pop Show Şarkı Yarışması'nda 2. oldu. Bu yarışma, jüride bulunan Kenan Doğulu ile tanışmasına vesile oldu. Kenan Doğulu'nun teklifi üzerine hem albüm çalışmalarını sürdürmek, hem de Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi'ndeki eğitimini sürdürmek için İstanbul'a yerleşti.

Bengü'nün albüm çalışmaları üç buçuk yıl devam etti. Bu çalışmalar sürerken, üç yıl boyunca Kenan Doğulu'ya vokalistlik yaptı. Akademi İstanbul, Şan bölümünde müzik eğitimi aldı. Bengü'yü ilk olarak Kenan Doğulu'nun vokalisti olarak tanıdık. İlk solo albümü Hoşgeldin ile çok beğenildi. Beş yıl sonra, 2005 yılında Bağlasan Durmam isimli ikinci albümünü çıkardı.
gülyabani
levent.jpg
19 kez bakıldıgülyabani
LZ54UL.jpg
ORHAN HAKALMAZ39 kez bakıldıAslen Bayburt kökenli olan sanatçi 10.11.1964 yilinda Samsun’da dogdu. Müzige olan ilgisi çok küçük yaslarda baslamisti. Babasinin da müzige karsi olan ilgisi sanatçinin müzige olan tutkusunu daha da çok artirmisti. Sanatin o büyük deryasina babasinin da destegiyle alti yasinda baglama çalmayi ögrenerek basladi. Egitimine Samsun’da baslayip Istanbul’da
bitirdi. Ilkoklulu Samsun “Otuz Agustos Ilkokulunda okudu. 8 Yasinda Karadeniz Altinses Yarismasi’nda birinci oldu. 12 Yasinda Istanbul Radyosu amatör ses sanatçisi imtihanini kazandi ve bant yapma izni verildi.

Bir çok kez TRT Istanbul Radyosunda “Çocuk Saat” adli programa katilip türkü söyleyip saz çaldi. 1977 Yilinda I.T.Ü. Türk Müzikisi Devlet Konservatuari giris imtihanlarini kazanarak, ögremine basladi. Konservatuarda degerli hocalarimizdan rahmetli Nida
Tüfekçi’nin ögrencisiydi. Bu arada TRT Istanbul Radyosunda akitli saz sanatçisi olarak göreve basladi. Yaklasik iki sene çalisti.

1988 Yilinda 11 senelik bitirip mezun oldu. Ayni yil I.T.Ü. Devlet Konservatuarin’da ögretim görevlisi olarak göreve basladi. Halen bu görevi yürütmektedir. 1991 Yilinda I.T.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü T.H.M. Alanin’da mastirini yapip “Ege Bölgesi Agir
Zeybeklerin incelemesi” adli tezini savundu. 1994 Yilinda I.T.Ü. Türk Müzikisi Devlet Konservatuari korosunda sef yardimciligi daha sonra seflik yapti. TRT Radyosunun ve Devlet Konservatuari’nin T.H.M. konserlerinde solis, korist ve baglama sanatçisi
olarak yer aldi.
gülyabani
76 resim var 7 sayfada 5