Albüm Oluşturmak İzleyin
Ücretsiz Resim Galerinizi Oluşturun

Nasıl Resim Yüklenir

Java ile Nasıl Resim Eklenir

BIDIBIDI Resim Galerisi

Konuş, Paylaş , Dinle, Söyle ; Forum, Müzik, Eğlence


Ana Sayfa :: Resim yükle :: Java İle Yükle :: Kayıt ol :: Giriş

Albüm Listesi :: Son yüklenenler :: Son yorumlar :: En çok bakılanlar :: En beğenilenler :: Favorilerim :: Ara
 
Arama Sonuçları - "oya"
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
1309~0.jpgSEZEN AKSU13 Temmuz 1954'de İzmir'de doğdu.Ziraat fakültesindeki öğrenimini yarıda bırakarak profesyonel sarkıcılığa başladı.1970'lerin ortalarında 'Kaybolan Yıllar', 'Gölge Etme' gibi sarkılarla yıldızı parladı. Şarkılarının çoğunu kendi besteledi. Bazılarının da sözlerini yazdı. İlk kez 1979'da sinema oyunculuğu denedi.- Minik Serçe- oyunculuk yeteneğiyle dikkat cektiği, 'Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra' adlı muzikallerdeki 'Sen Ağlama 'Geri Dön', 'Dağlar Dağlar' gibi şarkılarla ününü perçinledi. Sonraki 'Git' kasetiyle zirvedeki yerini aldı. Türk pop muziğinin en güçlü seslerinden Sezen Aksu, Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel, Tilbe gibi bir zamanlar vokalistliğini yapmış gençleri pop muziğimize kazandırdı.Üç kez evlendi ve bir çocuk annesi...

Sezen Aksu'nun albümleri: Serçe,Ağlamak Güzeldir, Firuze, Sen Ağlama, Git, Sezen Aksu '88, Sezen Aksu Söylüyor, Gülümse, Deli Kızın Türküsü, Işık Doğudan Yükselir, Gül Bahçeleri, Düğün ve Cenaze, Adı Bende Saklı, Sarı Odalar(Ben Seni Çok Sevdim Oplum)

Dillerden düşmeyen bazı şarkıları: Kaybolan Yıllar, Gölge Etme, Yak Bir Sigara, Firuze, Hata, Ağlamak Güzeldir, İkinci Bahar, Dilimin Ucunda Kelimeler, Geri Dön, Tukeneceğiz, Git, unzile, Değer mi Hiç, Sarışınım, Bir Çocuk Sevdim, Seni İstiyorum, Şinanay, Gidiyorum, Belalım, Hadi Bakalım, Gülümse, Masum Değiliz, Deli Kızın Türküsü, Tenna...


HAKKINDA YAZILANLAR

BEBEK SEZEN
Fen öğretmeni Şehriban Hanım ile matematik öğretmeni Sami Bey, Denizli'de tanışıp evlenirken, dünyaya gelecek çocuklarını disiplinli bir şekilde yetiştirmeye karar verirler... Şehriban Hanım ağır bir hamilelik dönemi geçirir, doktorların bütün ısrarlarına rağmen çocuğunu aldırmaz. 13 Temmuz 1954’de Fatma Sezen Yıldırım dünyaya gelir... Çocukluğu dünyaya geldiği Denizli Sarayköy'de geçer Sezen'in... Annesi ve babasıyla birlikte yaşadığı, Sarayköy'deki derenin yanındaki iki katlı o evi hiç unutamaz...sezen

SEZEN... CÜCE BELA
Sezen 1999 yılında bir gazetenin yaptığı röportajda o iki katlı evi ve çok sevdiği anneannesini şöyle anlatıyor...'Alt katta Huriye teyzem otururdu... Üst katta ise anneannemle biz... Babamla annem, aldıkları eğitim gereği bana karşı hep mesafeli dururlardı... Bir yaıma kadar saçım yok, kabak kafalı bir Sezen 'dim... Bir tek dudaklar gene böyle, iri etli dudaklar... Beni epey özgür bırakmışlardı... Nasıl bırakmasınlar ki, adım 'Cüce Bela' ya çıkmıştı... İlle de dikkat çekeceğim... Hiçbir şey yapamasam, durduk yerde düşüp bayılırdım... İnsanlar benimle ilgilensinler diye neler yapmazdım ki... Habire evden kaçardım mesela... 10 yaşımda makyaj yapardım... Annemler bir ara benimle ilgili olarak çok çaresiz kalmışlar. Beni kendi halime bırakma kararları da ondan sonra kendiliğinden gündeme gelmiş zaten.'

YARAMAZ KIZ
Çocukluğunda "acaip bir yaratık" olduğunu söyleyen Minik Serçe, bebekken bir gün annesinin yün yumaklarından kendisine meme yapmış ve eve ziyarete gelen kaymakam düşüp, bayılıvermiş. 10 yaşında makyaja başlayan Sezen, daha o zamandan haftada bir saçını değişik renklere boyamaya başlamış. Çocukluktan şöhret olmayı kafasına takan Sezen, İzmir'in bütün sokaklarında şarkı söyler, milleti başına toplarmış. Konak - Köprü arasındaki troleybüste aralıksız şarkı söylediğini söyleyen Sezen, bir gün bütün durakları es seçen şoförle biletçinin açığa alınmasına neden olmuş.Annesi ve babasının O'na hiç dokunmamış olması; belki de gençliğinde her on beş günde bir dikkat çekme amacıyla intihara kalkmasına neden olmuştur. Bu ten temasının yoksunluğuna karşın, Sezen ailesinin kendisine güven ve sevgiyi sonsuz bir güçle hissettirdiğini söylüyor. O'na göre, yalnızca sevgilerini gösterme şekilleri farklıydı.

KARA KUZU
Sezen Aksu'nun yaramazlıklarındaki en önemli müsekkini anneannesidir... Nadire Hanım eski Osmanlı kadınlarından, karizmatik ve etkileyicidir... Ve Sezen onun 'kara kuzu'sudur... Ancak, Sezen'in yaşadığı ilk ve en önemli acı da onunla ilgili olur ne yazık ki... Sezen hayatı boyunca unutmaz, unutamaz o acıyı...'Çok özel bir kadındı anneannem. Mücadele içinde yaşamış, hayatı tırnaklarıyla kazımış. Annem henüz altı yaşındayken dedem ölmüş, çiftlikteki tüm işler onun üzerine kalmış. Her şeyi, tüm yükü göğüslemiş. Tam bir hanım ağa... At binen bir kadın. Zeki, ileri görüşlü. 'Doğurdum diye sevmem evladımı, faziletli olması gerek, sevgiyi hak etmesi gerek' derdi. Kişiliğimde derin izleri var onun. 14 yaşımdaydım. İlk acımı onunla yaşadım. Elimi tutarken öldü. 'Elimi ovar mısın?' dedi ve ben ağlamaya başladım. Bana 'kara kuzum' derdi. 'Kara kuzum ağlama, üzülürüm. Dilerim sen de benim gibi mutlu gidersin' dedi. Dua ederken, nefesi kesildi. O gece anneannemin yanında uyudum, hiç korkmadım.'

KARA KUZU BÜYÜYOR
Büyüme çağında sanatın bütün dallarına ilgi duyan Sezen, resim, tiyatro, dans dersleri alır. Lise hayatında kendini iyice müziğe verir fakat yükseköğrenim için Ziraat Fakültesi'ni seçer. Aynı yıllarda İzmir Radyosu sanatçılarının dersler verdiği İzmir Radyosu Sanatçılar Derneğine girer ve dört yıl aralıksız, iki yıl aralıklı altı yıl süreyle Türk Sanat Müziği eğitimi alır.

PROFÖSYÖNELLİĞE İLK ADIM
1970'te "Hafta Sonu" gazetesinin açtığı Altın Ses Yarışması'nda 6. olan Sezen Ziraat Fakültesi'ne ikinci sınıfta eldeva der, çünkü aklı,fikri ve yüreği müziktedir. Bir süre sonra da Yeşil Giresunlu'dan, ilk plağını yapması için teklif alır. 1975'e girerken piyasaya çıkan 'Haydi Şansım' adlı bu 45'lik plak, sadece 50 tane satar.'Moralim çok bozulmuştu... Çünkü o ilk plağımdan kendim ve yakınlarım almıştı sadece... Kimbilir, belki de dağıtımı iyi yapılamamıştı...' Sezen'in daha sonra Kusura Bakma, Gölge Etme, Yaşanmamış Yıllar, Vurdumduymaz, Olmaz Olsun gibi parçalarla yıldızı parlar. 1976 yılında Bebek Belediye Gazinosu’ nda ilk kez sahne alır.Sezen 'in ilk filmi 1979 yılında Bulut Aras ile başrolleri paylaştığı Minik Serçe olur. Serçe'nin ikinci ve son filmi ise 1990 yılında Ferhen Şensoy'la oynadıkları "Büyük Yalnızlık"tır... Sezen son olarak 2000'in sonlarında ATV'nin sevilen dizilerinden İkinci Bahar'da Sezen Aksu rolüyle yer alır.

ARTIK SEZEN AKSU VAR
1982 yılının ilk haftasında Şan Müzikholu'nda "Sezen Aksu Aile Gazinosu" adlı müzikali sahnelemeye başlar. Sahnede 7 tipi canlandıran Sezen Aksu; Adile Naşit, Şener Şen, Ayşen Gruda, Altan Erbulak gibi usta tiyatrocularla aynı sahneyi paylaşır. Yine aynı yıl, bugün en iyi klasikler arasında yer alan "Firuze" albümü çıkar. Ancak o yıllarda eleştiriler pek de iç açıcı değildir. Ama kim ne dersin Türkiye'de artık Sezen Aksu gerçeği vardır...

TELLİ DUVAKLI
10 Temmuz 1981’de Beşiktaş Evlendirme Memurluğu'nda telli duvaklı Sezen Aksu ile beyaz smokinli Sinan Özer evlenir. Sezen Aksu'nun nikah sırasında Mithat Can'a 4.5 aylık hamile olduğu gündeme gelir. 11 Kasım 1981'de Mithat Can doğar ve bundan iki yıl sonra da bu evlilik son bulur. Ama dostlukları tıpkı diğer eşleri Hasan Yüksektepe, Engin Aksu ve Ahmet Utlu da olduğu gibi asla bitmez...

MÜZİĞİN ZİRVESİNDE
1984, 1986, 1988 ve 1989 yılında çıkardığı albümlerle yükselişine hızla devam eder Sezen. 1991 yılında çıkan "Gülümse" albümü çok farklıdır. Albümde bulunan bütün parçalar hit olur ve hepsi klasikler arasına girer. Albümdeki "Hadi Bakalım" ın Avrupa'da çıkan single'ı, klibi olmamasına rağmen iyi bir satış grafiği çizmeyi başarır. Sezen Aksu artık müziğin zirvesindedir.

KAHPE KADER
Minik Serçe (Sezen Aksu'ya Minik Serçe adını rahmetli gazeteci Yavuz Gökmen takmıştır) 31 Mayıs 1994'te kaybettiğimiz Uzay Heparı ve 16 Ocak 1996'da kaybettiğimiz Onno Tunç'tan büyük yara alır.Tam 17 gün oturduğu yerden kalkmaz, kımıldamaz, gözleri bir noktada öylece kala kalır... Derken birden resim yapmak gelir içinden... Tuvalin üzerinde beliren siyah beyaz resimdeki kişi, Onno Tunç değil, ona 'kara kuzum' diyen anneannesi Nadire Hanım'dır... Sezen’in hayatında çok önemli yerlerde olan bu üç kişinin terkini Sezen uzun süre kabullenemez. 6 ay evden çıkmaz...'Resim yapmak iyi geldi... Ama bu arada hep düşündüm, düşündüm... Sonra bir gün aynaya baktım ki, saçlarım bembeyaz olmuş... Aslında beyaz saçlar da yakışıyor bana... Farklı bir görüntü...'

ONNO TUNÇ
Sezen 1999 yılında bir gazetenin yaptığı röportajda Onno Tunç'la bir hatırasını şöyle anlatıyor... 'Sabah saatlerinde başladık tartışmaya Onno'yla. Akşam oldu, hala tartışıyoruz. Ağlamaktan gözlerim şişti. Evlerimiz de karşılıklı... Döne döne tartışma, kavga... Sonunda bu geldi, kapımı tekmelemeye başladı. Birden yukarı fırladım ve Smith Wesson marka silahımı kaptım.Ne diyorsun sen Onno! diye namluyu doğrultup kapıya fırlayınca, bu adeta ışınlandı... Yok oldu birden... Zigzaklar çizerek kaçtı... Ben onu duvar dibine sindi sandım... Meğer karayoluna fırlamış, koşuyor... O halini görünce, ben de asfalta çıktım, gülmekten sırtüstü uzanıp debeleniyorum asfaltta. Nasılsa o korkuyla uzun süre geri dönmez dedim, içeri girdim...Meğer o akşam Levent civarında beş ev soyulmuş. Polis gece karanlığında panik halinde koşan Onno'yu görünce 'Hırsız budur mutlaka' diyerek hemen enselemiş. Doğru karakola... 'Ben Onno Tunç'um' demiş ama karakoldaki hiçbir polis tanımamış bunu... Kavga ettiğimiz için benim adımı da verememiş... Sabahı karakolda etmiş... Derken, onu tanıyan bir polis gelmiş sabah... Sevincinden polisin boynuna sarılmış... Ancak o zaman salıvermişler... Bir daha kapımı hiç tekmelemedi!'

PRODÜKTÖR SEZEN
Sezen Aksu vokalistlerine albümler yaparak onlara birer star olma yolunu da açar. Sezen'in bize ilk tanıttığı kişi Aşkın Nur Yengi'dir. 1990 yılında prodüktörlüğünü üstlendiği Aşkın N. Yengi'nin ilk albümü, "Sevgiliye" albümü, milyona yakın trajıyla büyük bir başarı sağlamıştır. Prodüksiyonunu üstlendiği ikinci kişi Sertab Erener olur. "Sakin Ol" albümü, yine büyük bir satış başarısıyla Sezen'in bir prodüktör olarak da ne kadar büyük işler yapabileceğini gösterir.Sertab Erener'in albümünden bir kaç ay sonra Levent Yüksel'in albümü "Med Cezir" piyasaya çıkar. Şarkılar ilk aylarda kimsenin dikkatini çekmez ancak, bir kaç ay sonra farkedilen albüm bir milyonu aşan tirajı ve klasikler arasına şimdiden geçen birbirinden güzel şarkılarla Sezen'in prodüktörlükteki başarısını bir kez daha kanıtlar.

TANRI KRALİÇEYİ KORUSUN
Sezen 1991'den sonra çıkardığı bütün albümlerle çok dikkat çeker, çok eleştirilir. 1995 yılında türkü ve Anadolu atmosferiyle, 1996 yılında başka sanatçılara verdiği şarkıların bir derlemesi ve Onno Tunç'a adanan “Düş Bahçeleri”yle, 1997 yılında yine çok değişik bir tarzla Goran Bregoviç ile çalışarak karşımıza çıkar Sezen. 1998 ve 2000 yılında çıkan albümlerde de yeniliklerine devam eder. Belki de bütün bunlar Kraliçe 'nin zirve keyfini çıkarmasıdır...

MİTHAT CAN
Sezen oğlunu ne kadar çok sevdiğini şu cümleyle çok iyi açıklıyor.‘Benim oğlumu sevdiğim kadar, beni seven olmadı...’Minik Serçe'mizin oğlu Mithat Can Özer 11 Kasım 1981 doğumlu. Özel Atanur Oğuz Lisesi'nden mezun oldu. Şimdi ise Londra Music Schooll 'da okuyor Mithat Can. Sezen babaannelik hakkında ise şöyle diyor:'Mithat Can’ın bir aşk bebeği yapmasını isterim ve ona ben bakarım.
gülyabani
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
1943.jpgMETİN AROLATMevlana'nın 23. kuşaktan torunu

Sema DENKER
Hür 16 mayıs 2001
Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin soyundan gelen Çelebiler, Amerikalılarla birlikte Mevlana'nın hayat felsefesinin anlatıldığı bir internet sitesi hazırladı. Sitedeki soyağacında tanıdık bir isim de var. Metin Arolat, Mevlana'nın 23'üncü kuşaktan torunu...
Ünlü düşünür Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin soyundan gelen ve halen hayatta olan Çelebiler tarafından bir internet sitesi hazırlandı. ‘‘www.mevlana.org’’ adresli sitede, Mevlana’nın 21'inci yüzyıla kadar gelen soyağacı da yer alıyor. Çelebiler tarafından yaklaşık 8 yüzyıldır saklanan belgelerle hazırlanan soyağacında ilginç bir isim karşımıza çıkıyor. Bu isim, Metin Arolat...

EVET TORUNUYUM
Metin Arolat, böyle bir sitenin varlığından haberdar olduğunu belirterek, ‘‘Evet Mevlana'nın soyundan geldiğimi biliyorum. Akrabamız olan ve Mevlana'nın 21'inci kuşaktan torunu olan Dr. Celaleddin Bakir Çelebi ölmeden önce, Mevlana'nın felsefesini yurtdışında tanıtmak, bilgilendirmek amacıyla çalışmalar yaptığını ve bu doğrultuda bir beste yapmamı istedi. Kendisi 1996 yılında vefat etti. Onun bu isteğini en kısa zamanda yerine getirip, oğluna teslim edeceğim’’ dedi. Arolat, ‘‘Benim soyumda Osmanlı İmparatorluğu döneminde görev yapmış paşalar var. Böyle geniş bir ailenin içinde yer almak beni çok heyecanlandırıyor’’ şeklinde konuştu.

gülyabani
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
2418.jpgMURAT KEKİLLİMurat Kekilli, "Bu akşam ölürüm" deyip kaybolmuştu. Onu inzivaya çekildiği Tekir yaylasında Aksiyon buldu

Murat Kekilli... "Bu akşam ölürüm..." şarkısıyla bir anda Türkiye'nin gündemine bomba gibi düştü. Kekilli'yi gündemin ortasına oturtan onun parçasının ve sesinin güzelliğinden çok, insanları etkilemesi oldu. 200 kişinin intiharını ona yüklediler. Bu tartışmalar birkaç ay sürdü. Ama Murat Kekilli, İstanbul'a ve bu gereksiz, saçma tartışmalara daha fazla dayanamadı, herşeye sünger çekip gitti. Küstü İstanbul'a, daha doğrusu insanlara. Kendi deyimiyle insanların iki yüzlülüğüne. İnzivaya çekildi. Sadece çalışmaları için İstanbul'a geldi. Bunun dışında hep kendi toprağında, doğup büyüdüğü memleketi Adana'da kalmayı yeğledi. Aslında Kekilli istese de İstanbul'da ya da insanların hayatı menfaatlaştırdığı başka bir yerde yaşayamazdı. O kendini bulacağı, yapaylıktan uzak, kendi halinde mütevazı bir insan olmayı tercih ediyor. Bu yüzdendir ki, kendisine teklif edilen milyon dolarları, dizi filmleri, reklamları elinin tersiyle itti. Herkes yapımcısından Mercedes, Jeep ya da BMW isterken o sadeliğini burada da gösterip Wolksvagen Golf marka arabayı tercih etti.
Kekilli şu anda Tekir Yaylası'nda kendi çabalarıyla yaptırmış olduğu evinde yaşıyor. Zorunlu işler haricinde buradan hiç ayrılmıyor. Elinde gitarı ya evinin balkonunda ya da ormandaki çam ağaçları arasında şarkısını çalıyor, kendi sesini kendisi dinliyor. Tam istediği gibi herşey doğal. İnsanlarla ilişkileri de çok farklı, kimisinin oğlu, kimisinin ağabeyi, kimisinin de arkadaşı. Tekir'de herkese selam veriyor, 7 'den 70'e herkes onun bu tavrından ve duruşundan çok memnun. Kim olursa olsun yolda kalan herkesi arabasına alacak kadar samimi ve tevazu sahibi. Kısaca doğanın ortasında inzivada Kekilli.
Murat'ın evine misafir olduk, küçücük bahçesine dikmiş olduğu çam ağaçlarını, çamların ne kadar uzun sürede büyüdüğünü, ne kadar yararlı ağaçlar olduğunu anlattı. Bir ağacı kurumuş diye günlerce üzülmüş, olayın etkisinden kurtulamamış. Ve eğer günün birinde Kekilli yaşamını tam manasıyla rayına oturtup "ferah"a erip mutlu bir yuva kurarsa doğacak çocuklarının isimlerini şimdiden hazırlamış. Kız olursa; Su, erkek olursa; Toprak. Çocuklarına ismini verecek kadar suya ve toprağa aşık bir insan. Sadece bunlar değil Kekilli'yi farklı kılan. Fikir bazında da marjinal fikirlere sahip. Felesefeyi hayatın kendisi olarak yorumluyor ve Big–Bang Teorisi'nin yanlış yorumlandığını söyleyecek kadar da derin bir bilgiye sahip.
Aksiyon Dergisi olarak Murat Kekilli ile Adana'nın Tekir Yaylası'nda hem yeni kasetinde yer alan şarkılarına eşlik ettik, hem de özel bir söyleşi yaptık. Hayat felsefesinden, fırsatları bir kenara bırakıp döndüğü mütevazı yaşantısına, Arabi'den Hegel'e, ilgilendiği Big–Bang Teorisine kadar herşeyi konuştuk.
İnzivada mutluyum
—Bir anda zirveye çıktınız, sonra sessizliğe büründünüz, hayata mı küstünüz, yoksa ortama alışamadınız mı?
Mutlulukla alakalı birşey. Ben buralarda mutluyum. Yani yaşantının kendisi. Ben İstanbul'un yaşantısını kaldıramadım. Şehrin gürültüsü değil, insanların yaşantısındaki kalite beni rahatsız etti. Genel olarak almıyorum. İstanbul'da çok küçük de olsa bir zümre var, bu zümre, müzik alemine, sanat alemine örnek teşkil ediyormuş gibi görünüyor. Ve bütün Türkiye böyle yaşıyormuş gibi gösteriliyor. Türkiye günlük–güneşlik, insanların sorunları, kaygıları yokmuş gibi gösteriliyor. Açlık yok, ekonomik sorun yok gibi.
—Diğer sanatçılar bundan pek rahatsız oluyormuş gibi gözükmüyor, siz niye rahatsız oldunuz?
Ben bu toplumun bir ferdiyim. Toplumun içinde olmayan bir insan ancak ben rahatsız olmuyorum diyebilir. Ben bu gidişattan rahatsız oluyorum. Ekonomik kaygıları onlar güdüyorsa benim de gütmem lazım. İnsanım, o zaman toplumun bu kaygılarını benim de hissetmem insanlık vazifemdir.
—Eğer İstanbul'da kalsaydınız, belki manevi değil ama maddi olarak çok büyük kazanç sağlayacaktınız.
Çok doğru. Benim kaygım yok. Ben insanların kaygılarını birebir yaşıyorum. İstanbul'da cenazen olursa kimsenin haberi olmaz. Bir evde ölürsün insanlar ancak kokudan rahatsız oldukları için senin öldüğünün farkına varırlar. Burada ilişkiler çok farklı, ekonomik sorunlar var, diğer sorunlar var, benim bile su sorunum var, burada yaşayanlar gibi. Bu sorunlarla boğuşmak, bağırıp çağırmak beni mutlu ediyor. Doğal olacak, yapaylaştığı zaman ben rahatsız oluyorum. Mekanik bir insan olup çıkıyorsunuz. Ben mutluluğu burada buldum. İstanbul'da yaşantılar ve kaygılar çok farklı.
—Peki bu tavrınız nereye kadar devam edecek?
Benim tavrım, ben mezara girene kadar devam edecek. Ya hep beraber cennete gireceğiz, ya da dünyayı cehenneme çevireceğiz.
—Ya müzik dünyası sizin bu tavırlarınızdan dolayı sizi sınırlarının dışına atarsa.
Kendi seçenekleri. Ben terkedilmişlikle karşı karşıya kalacağım diye yaşantımdan taviz veremem. Bu benim yaşantım.
Benim ışıklarım var
—Doğru yerde doğru insanlarla karşılaşırsam çok büyük porjelere imza atabilirim demişsiniz. Karşınıza hiç mi doğru insan çıkmadı?
Böyle bir söylemim var. Ama bu herkes için geçerli. Veriler hazır, önemli olan doğru insanların karşınıza çıkması. Ama orada doğru insanlar yok diye birşey yok. Musa Eroğlu, Cem Karaca, Moğollar, Fikret Kızılok, rehmetli Barış Manço bunlar hep benim için doğru insanlar. 68 kuşağı bana doğru geliyor, çünkü; idealleri var(dı). Bunlar benim takip ettiğim ışıklarım.
—Işıklarınızdan Cem Karaca, bir taraftan Nazım Hikmet'i ağzından düşürmezken, Necip Fazıl'ı da göğe çıkarıyor.
Hayat bir çelişkidir. Bu, doğru bir çelişkidir. En güzel insan birisinin inancına saygı gösteren insandır. Bir insan bir başkası onun fikrini taşımıyor diye çok rahat düşman olabiliyor. İnanılmaz bir ego tatmini var burada. Karşındakini dinlemeden, kendisinin haklı olduğu net yargısı kadar kötü birşey yoktur. Bütün fikirlere saygılı olmak gerekiyor.
Basından çok korkuyorum
—Medyadan niye bu kadar uzaklaşıyorsunuz?
Medya niye benden uzaklaşıyor sence?.
—Bilemiyorum. Belki Anadolu'yu ön plana çıkardığınız içindir.
Doğru, Anadolu benim içimde. Onlar için demek ki Anadolu yanlışmış. Onların yaşantısı İstanbul içindir. Onlara mutluluklar diliyorum. Dolar 2 milyon olsa göbek atacaklar, ben bunun için geldim. Burada doların fırlama ihtimali yok. Birisinin cebinde dolar çıksa yüzüne tükürürler. Kaygıları farklı. Taban benzese de temel tamamen farklı.
—Anlaşılan medyadan çok korkuyorsunuz.
Basın doğru işler yapsın. Madem bu ülkede birinci güçler, o zaman doğru işlerle uğraşsınlar. Ben nasıl korkmayayım. İsteseler bir gecede herşeyi değiştirirler. Niye olumsuzluklarla uğraşmıyorlar. İşlerine geleni yapıyorlar. Canavarlar. Ben korkarım. Hiçbir güvenim yok. Ailemle televizyon izleyemez oldum.. Bir iki gazete ancak okuyabiliyorum.
—Size birisi çıkıp köyün delisi derse ne dersiniz?
Doğrudur. Ben bir deliyim. Bu köyün delisiyim. Allah herkesi deli etsin o zaman. Delilikle akıllılığa çokluğa göre karar veriliyor. Hoşuma da gidiyor deli demeleri. Ben delilikten gocunmuyorum. Tarihteki birçok delinin aslında deha olduğu daha sonra anlaşılmıştır. İnsanlar çekip geldim diye bana deli diyorlar. Dizi çekecek, reklamlara çıkacakken, işi kıvıracakken yapmadı, çekip gitti diyorlar.
—Bana Murat ile Murat Kekilli arasındaki farkı anlatabilir misiniz?
Daha önceki Murat Kekilli de kahve köşesine oturup, okey oyunuyordu, şimdiki de. Şu anda bir değişiklik yok. Aslında kahve kültürü bana ters ama zaman yettiği kadarıyla takılıyorum. Sadece isimde bir uzama oldu. Yaşantımda çok büyük bir farklılık yok. Yaşantımdan taviz verecek değilim.
—Duruş, konum ve tavırlarınız bakımından ideolojiyi bir tarafa bırakırsak sizi Yılmaz Güney'e benzetiyorlar.
Yılmaz Güney'i çok iyi bilirim. Benim sevgililerimden biri. Benim ışıklarımdan biridir de. Benim güttüğüm kaygıları o yıllar önce gütmüştü. Aynı düşünceleri paylaşıyoruz. Tabii ideolojisini bir kenara bırakarak.
Haftada 50 bin dolar teklif ettiler
—Yılmaz Güney'deki bakışın sizde olduğunu fark edenler size dizi teklifinde bile bulunmuş.
Film benim hakım değil. İhanete en büyük gerekçe. Sendeki bakış Yılmaz Güney'den sonra gelen en etkili bakış dediler. Bana haftada 50 bin dolar teklif ettiler. İstediğin mankenle oynacaksın, senaryo hazır, sen evet de tamam. Kabul etmedim. Ben sadece müzik yapmak istiyorum dedim onu da kursağımda bıraktınız dedim. Yaptığımız bu işten bir ekmek yiyip branşlaşabilirsek mutlu olurum. Teklifleri geri çevirdiğim için pişman değilim, olmayacağım da.
—Piyasaya çıkan herkes ben sanatçıyım deyip, herşeye soyunuyor, siz bunlardan daha iyisiniz, neden bu teklifleri geri çevirdiniz?
Biz ilk defa piyasaya çıkacağımız zaman, önüne gelen sanatçıyız diyor eleştirisini kendimize yönelttik ve cevabını kendi kendimize verdik. Çok korktuk, bunlar da kimmiş demelerinden. Sadece müzik yaptığımıza inanıyoruz. Sanatçı değiliz. Gerçek bir sanatçı olmayı isterim. Herkes sanatçı olamaz. Bu yakıştırma insanlar tarafından olur. Kültürü, birikimi, zaman dilimini aşmak lazım. Benliğinle karşı karşıya geldiğin zaman ben diyebilmelisin. Ben diyen şeytanın cennetten kovulmasına benzemesin. Yani benliğini aşmalısın. İnsanlar beni çok sevdi. Doğal ve yalın olduğum için. Bu insanları hayal kırıklığına uğratıp, piyasadakiler gibi olmam. Bu yüzden şimdi sadece müzik yapacağım.
—Değişik yararlı etkinliklerde varsınız, TEMA, kimsesiz çocuklar yararına, belki yarın insanlık için önemli olan başka etkinliklerde bulunacaksınız, sizin gibi başkaları da var bu etkinliklerde ama başka türlü, yani ekmek köfte misali.
Adana'da poliklinik yaptıracaklar, kaç para alırsın dediler. Sadece elemanlarıma verin yeter dedim. Sözleşmeye imza attım. Bizim yanımızda birkaç sanatçı daha vardı, onlar paralarını aldılar. Benim ismim verilecekti polikliniğe. Verilip verilmediğini bilmiyorum, dönüp bakmadım bile. Hayır işinde her zaman varım.
İntiharlar polis kayıtlarında doğrulandı
—Çok hümanist tavırlar ve görüşler sergiliyorsunuz, ama 35 kişinin intiharı ile suçlandınız. Burada bir çelişki yok mu?
35 değil 200 kişinin intiharı sözkonusu. Bu polis kayıtlarında doğrulandı. Bunu ilk defa söylüyorum. Olaylar doğru, intihar teşebbüsü, intiharlar, hepsi doğru. Nedenle araç arasında çok fark var.
—Siz intiharlarda araç mı oldunuz?
Araç değilim. Bir yaprağı bile incitmekten korkarım. Bunun hesabını bir şekilde verirsin.. Hem bu dünyada, hem öbür dünyada. Çıplak ayakla toprağa basarken aman toprağı incitmeyeyim diye korkuyorum. Hele ilkbaharda doğuma gebe olduğunu düşünerek toprağı incitecekmiş gibi basarım. Vakaları polis arkadaşlar doğruladılar. Gel de dehşete düşme. Bu ülkenin "Makber" gibi bir şarkısı var. "Bu akşam ölürüm" şarkısı yazılmış daha sonra sevgilisi karşılık vermeyince şarkıyı yazan intihar etmiş diye uydurmalar ortalığa yayıldı. Bu yüzden dinleyenler intihar ediyormuş.
—Anadolu benim diyorsunuz, Anadolu nerenizde?
Dağa, ağaca değil, ruha hitab etmek lazım. Bazı şeyler anlatılmaz. Sevgi anlatılmaz, aşk anlatılmaz. Seni seviyorum diyor, böyle sevgi olmaz. Onu söylerken onun kabarcıkları başka olur.
—Sevgi nedir o zaman?
Sevgi tarif edilmez aslında. Bazen bir bakıştır, bazen bir dokunuştur, eksiltmektir, çoğaltmaktır, bir yerden alıp bir yere koymaktır. Tam karşılığı herşeydir.
Ben ağıtçı olabilirim
—Müziğinizde Anadolu'nun etkisi nedir?
Anadolu demek toprak demek. Ve o toprağın özü demek. İstanbul da bu coğrafyada ama Anadolu deyince İstanbul aklıma gelmez. Dağlar, ovalardır ve üzerindeki duygulardır Anadolu. Müziğimin kaynağı da budur.
—Müziğinizi nasıl tarif ediyorsunuz?
Benim bir tarzım yok. Ben sadece müzik yapıyorum. Yeri geldiğinde halk müziği yapıyorum, yeri geldiğinde aşk var, yeri geldiğinde sertleşiyoruz, benimle uğraş diyor. Yeri geldiğinde arabeskleş öl benim için diyor. Ruh nereye itiyorsa o şekilde müzik yapıyoruz. İnsanlar "ağıtçı" diyor. Çukurova'da ağıt çok yaygındır. Bundan etkilenip söylüyorlar. Ağıt ama tam ağıt değil. Benim kesin bir tarzım yok.
—Anadolu Rock diye birşey var...
Benimle bir ilgisi yok. Anadolu Rock'un babaları var. Moğollar, Haluk, Teoman, Kıraç gibiler bu işi çok iyi yapıyorlar.
—Müziklerinde belirgin bir isyan yok...
Belirgin olmasa da var. Ama sorunlarla her zaman boğuşuyorum. 21. yüzyıl insanlığın en büyük aybı. İnsanlar dünyanın hemen hemen her yerinde açlıkla boğuşuyor. Kapitalizm olduğu sürece bu hep böyle devam edecek. Açlık kadar kötü birşey yok. Bazıları bu kanla besleniyor. Sistemlerin tamamı bozuk. Ben bu dağların çocuğuyum, karşı koyarım.
—Yörük müsün?
Evet ben bu dağların yörüğüyüm.
—Bu dağlarda Karakeçili yörükleri var.
Çok doğru ben Karakeçili yörüğüyüm. Çocukluğum çadırlarda geçti. Kamyonlara doluşup yaylalara gider, orada yazı yaşardık. Çadırlarda yaşayıp doğayı tamamen içimizde hissederdik. Hamallık yaptım. Hem çalıştım, hem okulla gittim.
—Elazığ'la bir bağlantınız var mı?
Çok yaklaştınız, bunu hiçkimse bilmez. İlk defa söylüyorum. Benim babam Çukurovalı, Ceyhanlı, annem ise Malatyalıdır.
—Felsefeye ilginiz olduğunu biliyoruz, nereden kaynaklanıyor bu ilgi?
Felsefe insanın yaşantısı, birikimi, hayata bakışıdır. Muhyiddin Arabi'yi severim, Feridüddin Attar. Nasıl insan olabilirimin çıkarımları var. Eğer insan insan olmazsa dünya bugünkü halini alır. Demek ki; felsefeden yoksun bir dünya var, ya da sayıları çok az. Yani kendi felsefesini oluşturmuş olanların sayısı yeterli değil. Bugünkü halden hiç kimse memnun değil. Yöneticiler bile memnun değil. Özeleştiri vakti çoktan geçti. İngiltere batacak, Arjantin gitti, Almanya tökezliyor. Tarih kölelerin efendilerine başkaldırmalarıyla doludur. Bir gün mazaallah bir başkaldırırsa ortada hiçbirşey kalmaz. Doğrusunu istersen o günü merakla bekliyorum. Kölelerin başkaldırışını.
—Siz köle misiniz?
Evet ben bir köleyim. Siz sakın özgür olduğunuzu düşünmeyin. Hiçbirimiz özgür değiliz. Eğer bir insan bana biz üniversitenin kapısından içeriye giremiyoruz diyorsa, kazanmış olduğu hakkı elinden alınıyorsa, özgürlükten konuşmak yanlış olur. Birçok şey karıştı. İyi insanla kötü insan karıştı. Evet ben efendilere karşı mücadele veren, verecek bir köleyim, hamalım.
Keşke kıyamet kopsa
—Hamallıktan insanları derin düşüncelere götürecek kadar bir felsefi boyuta nasıl vardınız?
Felsefe bir gecede oluşmadı. Topyekün bir birikimdir. Yaşadığım mahalle şimdi teksas. İnsanlar bir ekmeğin peşindeler. Eğer burası düzelirse, tüm dünyanın düzeleceğine inanıyorum. Oranın düzelebileceği hiç aklıma gelmiyor. Umutsuzluk ile umut arasında bir çizgideyim.
—Çok karamsarsınız.
Karamsar değilim. Aradayım. İnşaallah düzelir diyor insanlar. Neye göre diyor bilemiyorum. Bir gün tam düzelecek diyorum, ertesi gün geliyor kesin düzelmez diye bir düşenceye dalıyorum. Bu benim kişisel bir özelliğimden kaynaklanmıyor. Hal durumundan kaynaklanıyor. Hem içten hem dıştan ülkeye çomak sokuyorlar. Tahtakale diye uyduruk bir yer var. İki beyefendi oturmuş bugün ne yapalımı tartışıyor, bugün doları yükseltelim, ertesi gün geliyor, hadi garibanları sevindirelim diye dolar düşsün diyorlar. Televizyonu açıyorum gülüyorum, gülmemek için açmıyorum, ağlanacak halimize gülecek değilim. Hiçbir kavim hep beraber kıyameti bu kadar istememişti. Kıyamet kopsun, bir an önce gelsin de kurtulalım diye.
—Hegel–Arabi arasında bir bağ kuruyorsunuz...
Üniversiteden bir dekan abimiz bana sordu "Biz daha bunun araştırması içindeyiz, bundan emin değiliz, sen nereden bu kanıya vardın" dedi. Hocam dedim Arabi'nin 70 deve yükü kitabı vardır, hepsi kayıp sadece bir deve yükü kitabı bulundu dedim. Bunlar o dönemde Doğu felsefesinin etkilenmesinden, ellerinde kitapların olmasından dolayıdır. Zaten Batılı düşünürler ve bilim adamları Doğudan çok etkilenmişlerdir. İlk önce dinsel felsefeler. Bunlar mistik Doğu kökenli. Hegel okunduğunda Arabi'den etkilendiği ortadadır. Bir tek farkı zaman. Mutlak bir etkileşim var.
—Big–Bang Teorisine inanıyorsunuz.
Herşey nokta ucu kadar bir iğneydi. Bir boşluk içindeydi. O patladı. Bu toz bulutu halinde sürekli dönüp, soğuyup kütle olup gezegenler, yıldızlar oluştu. Biz hatayı büyük patlamada yapıyoruz. Herşey bir boşlukta oldu. Bu yanlış, zaman ve o boşluk da o noktanın içindeydi. Patlar patlamaz boşluk içinde oluştu. Biz hatayı burada yapıyoruz. Zamanın etkileşimi olabilmesi için bir güce, bir enerjiye ihtiyacı vardır. Bu noktayı plak duvarına kadar getirebiliyorlar. Tahminleri de plak duvarına kadar. Bunların hepsi teori. Ama önemli olan bütün bunları hareketlendirecek güç.
—Bütün bunlar sizi yaratıcıya daha da mı yaklaştırıyor ki, Allah'la dertleşiyorum diyorsunuz?
Herşey aşkla. Kendimi yanlız hissediyorum. Bu yüzden Allahımla dertleşiyorum. Seviyorum demekle olmaz. Aşığım deyip bir ağaca dokunmak değildir, eğer gerçekten seviyorsan dokunursun. Ben bir nevi lisan—ı halimle dua ediyorum. Böyle şeyleri tam olarak anlatamazsınız. Tepkiler, hareketler aslında bunun kısmen dışa vurumu oluyor. Metafizik çok ayrı bir alem. Ama burada taşları çok iyi oturtmak gerekir. Yoksa yaratıcıya isyan başlar.
—Son olarak şunu sormak istiyorum, yeni kaset ne zaman çıkıyor ve yine insanları etkileyecek parçalar var mı?
İki yıldır hazırlanıyoruz. 20 parça var, sadece 10 tanesini kasete aldık. Ekibimle çok iyi çalıştık. Ekim başında kaset çıkacak. "Padişahın kızı", "Seni çılgın" 10 parçadan sadece ikisi.
gülyabani
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
3.jpgAsker yatışıAsker yatışı..
Kollar vücudun yanlarında rahat bırakılmış yüz yukarı şekilde, sadece baş sağa sola dönecek şekilde yatanlar, sakin, sessiz, vakur, kişilerdir. Gereksiz yere konuşanlardan, yaygaradan hoşlanmazlar. Kendileri ve diğerleri için yüksek standartlar koyarlar.
BIDIBIDI
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
3913.jpgALİ NAR1938 yılında esasen Erzurum ili Hasankale ilçesi Issisu köyünde (şimdi Sarıkamış'a bağlı) doğmuş, köyde büyümüş. 1949'da ise, ailece Yozgat'ın Karahalli köyüne hicret etmis, orada gelişip yetişmiştir. İçinde doğduğu köy, Doğu Anadolu'nun fakirliğini yaşıyordu. Doğduğu aile ise köyün de fakirlerindendi...

Babası bu köyde doğmuş büyümüş. Dedesinin dedesi ise bu köye imam olarak yakın bir köyden gelip yerleşmiş. O yüzden bu aile (veya kabile) Mollagil diye anılır. Babası Molla Sehri-ünvanıyla tanınırdı. (Yozgat'a göçedince bu aile unvanı unutuldu. T.C. nin uydurduğu soyad yani (Nar) olarak anılır oldu.] Birinci Dünya savaşında Erzurum cephesinde savaşan baba. "Bölük Emini" olarak tanınmıştı Akranı da onu öyle bilirdi.

Bu savaşta cephe bozulunca, ayrılmış ve Batıya hicret etmekte olan ailesine Bayburt'ta ulasan baba Molla Sehn, burada yazarımız Ali Nat'in annesi Hasan kızı Hava'dan doğma Gülü hanımla evlenmisti. Anne savaş anında aile fertlerini kaybetmiş genç kızdı. Bu evlilikten (10) erkek (4) kız evladı olmuş. Beşi daha bebekken, ikisi ise belli yaşta ölmüş ve yedi çocuğu büyümüstü... Yazarımız işte bu yedi kardeşten alimcisi olarak gelişti...

İlkokula doğduğu köyde başladı. Ancak üç yıl gecikmeli başlamıştı. Çünkü babası onu hep Kur'an okutmakta ve hafiz yapma azmindeydi... Gecikmeli başladığı ilkokulda bir sınıf atlayarak gitti. Çünkü okul öncesi okuma yazmayı öğrenmişti. Hatta bir de not defteri yapmış; dualar, şiirler ve önemli olayları not ediyordu...

Yozgat'a hicretleri dikkate değer olaydı: Dede Molla Süleyman'ın dokuz erkek evlâdı vardır. Yazar'ın babası Molla Sehri yaşça üçüncü sıradadır.

Dünya savaşında Ruslar köyü bastığında. Molla Süleyman'ın evde bulunan oğulları, kadınları, çocukları alıp Erzurum'a doğru kaçarlar. Babaları, bir kardeşle evde kalır ve Rusya'ya esir gider, dönmezler. Kalan sekizden ikisi savaşta şehid olur. Altı kardeşte tekrar istiklâl savaşına katılır ve hepsine de madalya verilir. Ancak köyde verimli arazisi bulunmayan bu kardeşler yoksulluk çeker. Ayrıca 1950 öncesi tek lider, tek şef despot yönetimden bunalan Molla Şehri, kitaplarının köy muhtarı tarafından müsadere edilmesine de tahammül edemez ve İç Anadolu'da çiftçilik için boş arazi bulurum ümidiyle tebdil-i mekânı dener... Bu arada, cihan savaşı yıllarında oralarda kalan amcasının oğlu da çağırınca, oraya göçeder:
Köyünden Erzurum'a kadar öküz arabasıyla, oradan Kayseriye trenle, oradan kasabaya kamyonla oradan da Karahalli köyüne at arabasıyla intikal eden aile, bu köyde 1969 a kadar kalır. Ancak arazi sahibi olamazlar. Burada da geçim sıkıntısı sürer... Bu meyanda yazarımız Ali Nar, okumak ister. Babası onu hafız edeyim derken; o da ilkokulu birincilikle bitirdiğini hesabederek resmi okula gitmeyi isterse de şehirde barınma olanağı bulunmadığından bekleme sürer, 1952'de babası aniden vefat edince, şaşkınlık sürer. Ağabeyleri köyde ırgatlık yaparak geçinmektedir. (15) yaşına basmış bulunan Ali Nar ise hayal kurmaktadır.

Öyle bir okul olsa ki, hem Kur’ an ve din okunsa, hem de öbür dersler... Ve bu hayali 1953 yılında gerçek olur. Kayseri ilinde bir okul açılmış, üçüncü yılına bile girmiş...
Ağabeysi, Ali Nar’ ı ve iki yaş büyük Mehmet’i alıp bu okula kaydettirir. İlk sene bakımsız bir evde kalırlar. Bütün işlerini kendileri yapmaktadırlar. Dolayısıyla, ilk anda intibakta zorluk çekerler. Ama sene sonunda başarılıdırlar. İkinci yıl yurt açılır ve oraya giderler. Daha sonra da üstün başarı nedeniyle yurda parasız olarak alınırlar. Altı sene sonunda anlaşmazlık yüzünden, Erzurum İmam-Hatip Okuluna intikal eder ve oradan da üstün başarıyla mezun olurlar. Aynı yıl İstanbul’da yatılı olarak dört yıl okur. Osmanlı ulemasından artakalan bazı hocalardan feyz alır. Tıpkı Kayseri ve Erzurum’daki gibi. Ancak Arapça’yı ciddi manada Kayseri’nin “Kavgacı Osman Efendi”diye tanıdığı alinden aldığı gibi, Edebiyat zevkini de Mahir İz’den alır. Ömer Nasuhi ve Ahmed Davudoğlu da feyz aldığı alimlerdendir. İstanbul’da devrin, şair yazar ve ulemasını tanır. Ama üzerinde en büyük etkiyi büyük şair Necip Fazıl’dan görür.
Kader onu götürür, bu yüksek okulu bitirdiği gün, Necip Fazıl’la tren yolculuğunda tanıştırır. Bu tanışma ve tanınma onun ufkunu değiştirir ve edebiyata ağırlık vermesine neden olur.

1964 sonbaharında Diyarbakır İmam-Hatip okulunda öğretmenliğe başlıyan Ali Nar, İstanbul ‘da başladığı ve dergilerde,gazetelerde neşrini denediği şiir ve makalelerini oradaki “Yeni Şark Postası”adında mahalli gazetede sürdürür. Orada şair Ömer Faruk Turgut da onu Sezai Karakoç’la tanıştırır. Bu Ali Nar’ın yazı hayatındı yeni bir hareket sağlar. Serbest şiir ve deneme türüne yönelir. Üslub’unda da Karakoç’un etkisi başlar... (Tabii zamanla kendi üslubunu da bulacaktır.)

Üç yıl kaldığı Diyarbakır’da; çeşitli edebi ve kültürel faaliyetler sergileyen yazar, aynı zamanda İstanbul ve Ankara’da çıkan dergi ve gazeteler gönderdiği çalışmalarıyla ismini duyurmaktadır (Orada kültür çevrelerinde, “Güney Anadolu’nun Necip Fazıl’ı diye tanımlayanlar oluyor)...Bu sırada, sol akımların çok rağbet gördüğü bölgede fikri çatışmalarda hayli öne çıkan yazarı, yönetim Diyarbakır’dan uzaklaştırır. O hengamede kazandığı imtihan sonucu, Yüksek İslam Enstitüsü’ne tayin yapılacağına Afyon iline nefyedilir.
Oradan askerliğe gider. İki yıl sonra da, Erzincan İmam-Hatip Lisesine tayin edilir. Orada da dört yıl boyunca, dernekler kurar, organizeler yapar. Ve bu sefer, kendi yazdığı piyesleri sahneye koyarak gençliği eğitmeye çalışır. O kadar ki; Erzincan’da Kültür ve Edebiyatın mümessili olur. 1973 yılında İzmit (Kocaeli) İmam-Hatip Lisesine naklini yaptırırken; Erzurum İlahiyat Fakültesinde Kelam Asistanlığını kazanmıştır, siyasi nedenlerle tayin edilmemiştir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde tez yapmak istemiş, imtihana almamışlardır. O da yazı hayatını burada üç koldan hızlandırmıştır: Erzincan’da çıkardığı “Erdem” okul gazetesin benzer, “Dönüş” gazetesini çıkarırken, İstanbul basınında da sürekli yazmaya başlamış. Bir yandan da kitaplarını neşre gayret etmiştir:”Fetih” ilk basılan kitabı (piyesi) ardından “Koro” (Piyes) ve üçüncü olarak da; M.T.T.B (Mili Türk Talebe Birliği)’nin açtığı tiyatro yarışmasında birinci olan “Muhtar Kafası” piyesi basılmış ve bütün Türkiye’de yüzden fazla yerde sahnelenmiştir.
1975’te eğitim ve araştırma maksadıyla burslu olarak Irak’a gitmiş. Bu seyahatini; Musul, Bağdat, Kerbela, Necef, Halep, Şam, Beyrut, Amman, Mekke, Medine, Hayber, Cidee... olarak sürdümüş; görduklerini ve Hacc sırasında tanıyıp dinledikleriyle, oraların banından derlediklerini; “Ortadoğu Günlüğü” diye bir seyahatname veya günlük olarak yazıp neşretmiştir. Bu kitapı ise, gezi sırasında derlediği kitaplardan, roman, hikaye, şiir,tiyatro,dini eser...olarak çevirileri izlemiştir.

Necip Giyrani’den Cakartalı Kız, Kuzey Kahramanlar, Kara Gölge, İlahi Nur, Yahudinin Kanlı Böreği...yanında Ali Ahmet Balıkesir’den Cihada Çağrı romanlarını Tevfik el-Hakim’den, Mahmud Müflih, Necip Mahfuz’dan hikayeler çevirisi yaptı ve bu zevatı Türkiye’de meşhur etti. Velid el-Azami, Ö. Baha’üddin el-Emiri, Nizar Kabbani...den şiirler çevirdi.
Mezhepsizlik üstüne eleştirel eserlerle birlikte, akideye dair kitaplar ve Siyret’e dair eserler yazdı,çevirdi...

Öğretmenliği 1977’de İstanbul’a nakledince bu kitapları neşrettirme imkanı buldu.

Milli Gazete ve Yeni Devir’de yazdıklarıyla Türkiye çapında ismini kabul etttirdi. 1980’den sonra necip Fazıl’ın, “Büyük Doğu’suna kadar yazısını ulaştırdı. Pınar, Mavera, Yeni Sanat, Sedir, Çınar dergilerinde ve sağda çıkan her kültür dergisinde yazdı. (Tohum, Hilal, İslam, M.Gençlik, Düşünce, Hakses bunlardandır.)
1976’lardan itibaren, Cemaleddin Efgani mezhebindekilerin çıkardığı fitneye karşı, A.Davudoğlu ve Necip Fazıl’ın temsil ettiği Ehl-i Sünnet cephesinde yazdı ve Efganicileri ilzam etti. Bu arada Akide ile ilgili yirmi kadar temel kitabı yayına hazırladı ve tek cilt halinde çıkardı.

1986’larda Dünya İslami Edebiyat Birliği ile ilgi kurdu ve Şeyh Nedvi’ yi tanıdı. Kendisini İslam Aleminin ediplerine tanıttı. Ta 1975’ lerde tanıştığı Dr. Muhammed Harp (Mısırlı,Türkiye’de doktorasını, Yavuz Selim’in Mısır Seferi üstüne yapmıştır) ilgisini hep sürdürdü. Türkiye’ deki Müslüman Şair ve edipleri tanıttı.

1989,1991,1994,1996’larda İstanbul’ da Dünya İslami Edebiyat Konferanslarını tertipledi. Ve 1997’ de Dünya İslami Edebiyat Birliğinin Türkiye Şubesini kurdu...

1986’dan itibaren “İslami Edebiyat” dergisini kurdu. 26 Sayı çıkan dergi,1994’te kesintiye uğradı.

1990’da resmi görevinden emekli olan Ali Nar kitap yazmaya ağırlık vermiş ve var olanların yeni baskılarını yaptırmaya gayret etmiştir. Bu güne kadar (1997 yaz mevsimi) 40 kitabı çıkmıştır. Ayrıca; “Hacc Rehberi”, Resulullah’ın Hayat Şeması”, Müslümanlığın Gökkuşağı” gibi üç çalışması da basılmıştır.
Bunlar birer sahifelik levha olup;
-Hacc özeti ve uygulama planı,
-Rasulullah’ın Hayat kronolojisi,
-İsalmi ilimlerdeki (itikadi, Ameli, ahlaki) tüm kavramların Gökkuşağı şeması üzerinde 7x9=63 çizgi üzerinde tanzimi...
Kitapları: Telif olanlar- Tercümeler. Bunlarıda Edebi olanlar, İlmi olanlar diye dört sınıfta toplamak mükün.

Kitapların hemen hepside Türkiye’de orijinal ve türünde (tek veya) ayrıcalığı, özelliği olan eserlerdir. Mesela; Dr. Said Ramazan el-Buti’nin Fıkhussıyre’ si böyledir. Kendisinin; Kırk Hadisle Müslüman Kimliği de böyledir. Yine türünde tektir veya ilktir.

Şimdi listedeki kitapları birer cümleyle tanıtıyoruz:

A- Telifler:
a) Edebi Eserleri:
1) Fetih - (piyes): İstanbul fethini konu almış. Okul sahneleri için yazılmış. M.E Bakanlığı Öğretmen Yazarlar Serisinde 7. baskısı yazılmış.
2) Koro - (piyes): Solcu öğretmen ve Türkiye’deki eğitim komedyasını işler.
3) Muhtar Kafası - (piyes): Türkiye’deki resmi ideoloji ve yönetimdeki bayağılıkları hicveder.
4) Porselen Dişli Bürokrat - (piyes): Yönetimi ve resmi ideolojiyi, dıştan güdümlülüğü daha değişik üslupla ele alır. Özellikle Demokrasi, seçim v.b. ni hicveder.
5) Nasrettin Hocadan Öğütler - (piyes): Nasrettin Hocanın anlamlı fıkralarında uyarlama...
6) Hortlaklar - (piyes): Fabl türü- çizgi film için yazılmıştır. Ama siyasidir.
7) S. bin Müseyyeb’in “HAYIR” Dediği Gün- (piyes): Arapçadan çeviri
8) Ezan Donanması - (piyes): Değişik stilde şiirlerden oluşan divan.
9) İki Sonsuzda Gerilim - (deneme): Otuz yıllık dönemde yazılanlardan seçmeler.
10) Kan Denizi - (hikaye): Sanat endişesiyle birlik, İslami tahassüs eseri hikayelerden oluşur.
11) Muhtar Name - (mizahi hikayeler-modern)
12) Bir Demet Yasemin - (çocuk hikayeleri): telif veya terceme (Arapçaya çevrildi)
13) Orta Doğu Günlüğü - (gezi notları): Gün gün yazılmış tesbit ve gözlemler.Bir tür roman.
14) Anadolu Günlüğü - (notlar): 40 yıllık macera. Tarih fikrine sahip olduğu günden,emekliliği kadar görülen önemli olaylar.(çok özel olanlar, müstakil hikayeler halinde yazılmıştır)(T.Y. Başlığı Ödülü- yılın kitabı)
15) Mizah Edebiyatı - (İnceleme): Tarihçesi, tanımıyla Türk mizahı, İslami değerlendirme ve örnekler.
16) Arılar Ülkesi - (roman): Ütopya. Arılar sembolüyle Türk Milletinin ve özgürlük savaşı veren toplumların son asırdaki macerası. (Arapçaya çevrildi. D.İ.E. Birliğinin yarışmasında 1. lik ödülü)
17) Uzay Çifçileri - (roman): Bilim kurgu. Türkiye’de ve İslam Aleminde ilk bilim kurgu romanı olarak tanıtıldı. 2018’de Dünya İslam Birliğinin vardığı üstün seviyede, uzaya gönderdiği ikinci gemi: Jüpier’in uydularında ve öbür güneş sistemlerinde hayat ortamı keşfeder ve bazı sebzeleri üreterek dünyaya getirirler...
b) İlmi Telifler:
18) Müslümanlığın Gökkuşağı - (deneme ve makaleler):İslam Ehl-i Sünnet dünya ve din tezini bütün kurumlarıyla özetleyen kitap.
19) Kırk Hadisle Müslüman Kimliği - (yorum): Kırk hadisin her birinde bir islami müessese veya prensibi anlatan ve bütüne varan yeni bir metod.
20) Hicret - (Araştırma): Hicreti Nebinin yorum ve değerlendirmesi.15. asır armağanı (Yeni baskısı 2002)
21) İlmi Kelam Dersleri - (ders kitabı)
22) Kur’an Dersleri - (ders kitabı- üç sınıf için)
23) Cep İlmihali - küçük boy özet ilmihal (Yeni baskısı 2002)

B- Tercümeler:

a) Edebi Eserler:

24) İslami Edebiyata Giriş - (İnceleme): n.el Giylani’den
25) Cakartalı Kız - (roman):N.el Giylani’den
26) Kuzey Kahramanları - (roman):N.el Giylani’den
27) Yahudinin Kanlı Böreği - (roman):N.el Giylani’den
28) Kara Gölge - (roman):N.el Giylani’den
29) İlahi Nur - (roman): (iki cilt) N.el Giylani’den
30) Cihada Çağrı - (roman): A.Ahmed Bakesir’den
b) İnceleme Eserler:
31) Fıkhussıyre - (siyretün Nebi): Yorum ve hüküm çıkarma metoduyla.Dr. M. S. Ramazanel Buti’den
32) Akaid Risaleleri - (20 risale) İmam Azam’dan günümüze Örnek –meşhur akaid kitapları. Terceme – metin ve notlarla.
33) İman Yolu - Teknik anlatımla akide ispatı. Yemenli Abdulmecid ez-Zenda-ni den.
34) Müslüman Kadını Kimliği - (İnceleme): Mağripli Abdullah et-Telidi’den
35) Tevhid’in Esasları - (araştırma): Dr.M.Slih’den

c) Tartışmalı Konular:

36) İçtihad, Müctehidler ve Mezhepsizlik Tehlikesi - Ahmed İzzüddin El Beyanuni (Halepli alim)
37) Dini Modernizmin Üç Şovalyesi- Dr. Hasib es Samerrai’den.
38) Nusayrilik ve Suriye’de Nusayri Zulmü - (derleme): Müşterek
39) Oğluma Kızıma Nasihat - (Derleme, terceme): a. Tantavi ve M: Şakirden
40) Zihin Özürlü İslamcılar ve Cimar Mezhebi - (telif):yazar Ali Nar. Türkiye yazarlar birliği ve dünya İslami Edebiyat birliği üyesidir.
41) Dinde Yenilikçiler ve Buluşma Noktaları - (telif)
42) Medine Rehberi - (tarihçe - Ahmed Şaban’dan )(çeviri)
43) Ehli Kitap Cennetlik mi? - (telif)
44) Tasavvufun Gerçeği - (telif –terceme)
gülyabani
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
a_gül.jpgabdullah gülDoç. Dr. Abdullah Gül (1950 - .... )




29 Ekim 1950’de Kayseri’de doğdu. Orta öğrenimini Kayseri Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi. Aynı fakültede mezuniyet sonrası doktorasını aldı. Lisan ve doktora çalışmalarını yürütmek için burslu olarak iki sene Londra ve Exeter’de kaldı. Türkiye dönüşünde Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda çalıştı ve İktisat dersleri verdi.


1983-1991 yılları arasında merkezi Cidde’de olan İslam Kalkınma Bankası’nda (IDB) iktisat uzmanı olarak çalıştı.


1991 yılında Uluslararası İktisat dalında Doçent oldu.


1991 yılında yapılan erken seçimle Refah Partisi’nin Kayseri Milletvekili olarak Parlamento’ya girdi.


1991-1995 tarihleri arasında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği yaptı.


1993 yılında Refah Partisi’nin Dışişlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine seçildi. Bu süre içinde Avrupa ve Amerika’daki birçok kuruluşlarda yaptığı konuşmalarla parti görüşünü anlattı.


1995’de yapılan genel seçimlerde, ikinci kez Refah Partisi Kayseri Milletvekili seçildi.


1995-2001 yılları arasında Dışişleri Komisyonu üyeliği görevini yürüttü.


54. Hükümette, Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü görevlerinde bulundu.


1999 yılında Fazilet Partisi'nden üçüncü kez milletvekili seçilerek Parlamentoya girdi.


14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan Fazilet Partisi 1. Olağan Büyük Kongresinde Genel Başkan Adayı oldu. Genel Başkanlık yarışını az bir oy farkıyla kaybetmiş olmasına rağmen, kongrede elde ettiği netice tüm siyasi çevrelerce büyük bir başarı olarak değerlendirildi.


Fazilet Partisinin kapatılmasıyla birlikte, Yenilikçi Hareket'e önderlik etti. Başlangıcından itibaren halkın büyük bir teveccüh gösterdiği Yenilikçi Hareket, Ağustos 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) adıyla Türk siyasi hayatındaki yerini aldı.


Abdullah Gül, AK Partinin Kurucular Kurulu üyesi olarak partileşme sürecindeki etkin rolünü sürdürdü ve Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.


1992 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyesi oldu ve Konseyin Kültür, Tüzük, Siyasi ve Ekonomik Kalkınma Komitelerinde çalıştı. 2001 yılına kadar yürüttüğü Avrupa Konseyindeki çalışmalarından dolayı kendisine “Pro merito“ madalyası ve Konseyin sürekli “Onursal Üyesi” ünvanı verildi.


3 Kasım 2002 Milletvekili seçimlerinde Kayseri Milletvekili olarak tekrar seçildi.


16 Kasım 2002 tarihinde Başbakan olarak 58.Hükümeti kurmak ile görevlendirildi.


14 Mart 2003 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sn.Recep Tayyip Erdoğan başbakanlığında kurulan yeni kabinede Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev aldı.


Evli ve 3 çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir.




tatlı cadı
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
bidibidicomparmaklaragizda.jpgEli ağıza götürme hareketiMorris'in bu hareketle ilgili açıklaması parmakların kişi baskı altındayken ağza götürüldüğü yolundadır. Bu da annesinin memesini emen çocuğun güvenli durumuna dönmek için yapılan bilinçsiz bir çabadan başka bir şey değildir. Küçük çocuklar meme yerine başparmaklarını ağızlarına koyarken yetişkinler bununla da kalmayıp sigara, pipo, kalem gibi şeyleri de ağızlarına koyarlar.

Çoğu eli ağıza götürme hareketi yalan veya aldatma anlamına gelirse de parmakları ağza sokmak güven ihtiyacının dışa gösterilmesidir. Bu hareketi gördüğünüzde karşıdaki insana garanti ve güvence vermek uygun olur.
BIDIBIDI
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
bidibidicom_bedendili_degerlendirme.jpgDeğerlendirme, genellikle işaret parmağı yukarıya doğru olarak yanağa dayalı duran kapalı bir elle gösterilir . Karşınızdakinin ilgisi azalmaya başlamışsa ama nezaketen ilgili görünmek istiyorsa konumu biraz değiştirecek böylece avcun alt kısmı başı destekleyecektir. Genç ve yükselmekte olan yöneticilerin sıkıcı bir konuşma yapmakta olan şirket müdürüne saygı göstermek için bu ilgi hareketini kullandıkları sayısız yönetim toplantısını katıldım. Ancak şanssızlıklarına bakın ki elin herhangi bir şekilde kafayı desteklemeye başladığı anda mesele anlaşılmakta ve müdür genç yöneticilerden bir kısmının pek içten davranmadığını ya da yaltakçılık yaptığını hissedebilmektedir.

Elin kafa desteği olarak kullanılmayıp yanakta durduğu durumlarda gerçek ilgi gösterir. Müdürün hepsinin ilgisini çekmek için uygulayabileceği kolay bir yöntem 'Hepinizin dikkatle dinlediğine çok sevindim çünkü biraz sonra soru sormaya başlayacağım!' gibi bir şey söylemek olurdu. Bu da sorulara cevap verememek korkusuyla dinleyicilerin dikkatinin artmasını sağlar.

İşaret parmağını dik olarak yanaktan yukarıya bakması ve başparmağın çeneyi desteklemesi durumunda dinleyicinin konuşmacı veya konuyla ilgili olumsuz veya eleştirel düşünceleri var demektir. Sık rastlanan bir durum olumsuz düşünceler devam ederken işaret parmağının gözü çekiştirmesi veya ovuşturmasıdır. Davranış konumu kişinin tavrını da etkilediğinden hareket ne kadar devam ederse eleştirel tavır da o kadar sürer.

Bu hareket konuşmacının ya söylediklerine dinleyici de katarak ya da konuşmayı bitirerek hemen bir şeyler yapması gerektiğini gösterir. Duruşunu değiştirmesini sağlamak için konuşmacıya bir şeyler vermek gibi basit bir hareket tavrını değiştirmesini sağlayabilir. Bu hareketin ilgi işareti olarak yanlış anlaşılmasına sık rastlansa da destekleyen başparmak eleştirel tavrı ortaya koyar
BIDIBIDI
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
Burhan(029).jpgkış karlar altında
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
Burhan(032).jpgsoyut resim savaş adlı yağlı boya resim
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
Burhan(034).jpgkervansaraytarihi eserler den kervansaray yağlı boya
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
Burhan(038).jpgyağlı boya tabloyağlı boya tuval üzeri
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
Burhan(039).jpggece karanlık ve yalnızlık
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
Burhan(043).jpggün batımıgüneşin batışında hayvanlar
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
Burhan(050).jpgsokaksokak arası
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
CA1P01XWCAN33TCOCABLMH23CA2B3DAMCADO5VE2CAFXJ7LZCAG3CLB8CATPIH8XCAWOYANYCANX7PYPCA89U0UQCALJPZ0GCAYGH6W1CA0UHJ8TCABBPK2PCA04818MCATAJ7VQCAU4TCVMCA8MALID.jpgcr@zy.pl@yer
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
candanercetin15ms.jpgCANDAN ERÇETİNDoğum Yeri : Kırklareli
Doğum Tarihi : 1963
Kişisel Bilgiler : Candan Erçetin, İlk ve orta okulları Kırklareli’de okuduktan sonra Galatasaray Lisesi´ne girdi. Mezuniyetin ardından, Klasik Arkeoloji dalında İstanbul Üniversitesi´nde Yüksek Lisans öğrenimi gördü. 1979 yılında girdiği İstanbul Belediye Konservatuarı Şan bölümünü 1991 yılında bitirdi.
Kariyeri : 1986 yılında 'Halley' adlı parça ile 'Klips ve Onlar' grubunun elemanı olarak Norveç´de yapılan Eurovizyon Şarkı Yarışması´nda Türkiye´yi temsil etti. Öğrenimi nedeniyle çeşitli şarkı yarışmaları dışında bir süre sahne çalışması yapmadı. Profesyonel müzik hayatına 1989 yılında Siyah & Gümüş adlı gece klübünde Ariie Antique ve Chansons söyleyerk başladı. Daha sonra Caz Bar (Paris Nights Cabaret), Küfe (Restaurant), Royal Bistro, Galatasaray Cemiyeti, Moda Deniz Klübü, Home store ve Swiss Hotel´de (La Com D´or Restaurant) uzun süreli sahne programlarını sürdürdü.

İşkadını
Şarkıcılığın yanısıra, Turizm & Organizasyon, Prodüksiyon, Promosyon ve Menajerlik alanlarında muhtelif çalışmalarda bulundu. Daha sonra Kanal D´de 94 Ekim ayında başlayan ve 17 hafta süren, Kol Düğmeleri adlı Erkek Magazin Programının sunuculuğunu yaptı. Candan Erçetin halen Galatasaray Lisesi´nde müzik öğretmenliğini sürdürmektedir. Sahne programının önemli bölümünü Fransız Chansonsları oluşurmakla beraber, repertuarında Türkçe, İngilizce, İtalyanca, Almanca, İspanyolca ve Yunanca nostaljik şarkılar da yer almaktadır.

Yalan

Geri döndüren gördün mü geçmişi
boşa soldurdun o nazlı gençliği
bir avuç toprak için yor kendini

dünyada ölümden başkası yalan
yalan başkası yalan

zaman kendini benzetmez herkesi
hesapsız açar baharlar pembeyi
açmadığın dalda sözün geçer mi

dünyada ölümden başkası yalan
yalan başkası yalan

sitem etme haberi yok dağların
gözlerini ellerinle bağladın
faydası yok geç kalınmış figanın

dünyada ölümden başkası yalan
yalan başkası yalan
gülyabani
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
cem_karaca.jpgCEM KARACAMuhtar Cem Karaca 5 Nisan 1945'de istanbul'da dünyaya geldi. Tiyatrocu bir ailenin tek çocuğuydu ve sanatçı bir ailenin çocuğu olmak onun sanatla içiçe büyümesini sağladı. Ortaöğretimini Robert Koleji'nde yapan Cem Karaca'nın müzikle tanışması oldukça ilginçtir. Ergenlik çağındayken hoşlandığı kızı etkilemek amacıyla şarkı söylemeye başlamış ve bu başlangıcın arkasından devam eden olaylar sonucu kendisini müzik piyasasının içinde bulmuştur.Cem Karaca'nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından olmuştur. ilk dönemlerde Jaguarlar, Dinamitler gibi gruplarla amatörce çalışmalar yapan Cem Karaca bu dönemlerde henüz Anadolu müziğiyle tanışmamış batının Rock'n'Roll müziğine gönül vermiş bir şekilde o dönemin popüler parçalarını söylemekteydi. O dönemlerde Cem Karaca'nın en büyük destekçilerinden biri de ilham Gencer'di ve onun orkestrasında müzikal deneyimini o dönemlerde oldukça ilerletmişti. Bu dönemlerde müziğin yanında tiyatro ile de ilgileniyordu Cem Karaca ve çeşitli oyunlarda da görev aldı. Anadolu insanıyla tanışma Cem Karaca'nın Anadolu müziği ile ciddi anlamda ilk tanışması ise askerliği esnasında oldu. Askerliği sırasında Anadolu'yu daha yakından tanımasının yanısıra birgün orada askerliğini yapan birisinin saz çalışı sonucu daha önce son derece ilkel ve sıkıcı bulduğu bu müziğin aslında onun o anki gerçek duygularını yansıttığını ve hiçbir batı müziğinin o sazın içerdiği duyguları içeremeyeceğini anladı. Cem Karaca'nın profesyonel olarak ilk müzikal deneyimi ise Apaşlar grubu ile 1967 yılında Hürriyet'in düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasında Emrah isimli parçalarıyla aldığı ikincilikle oldu. Aldıkları bu dereceden sonra Apaşlar grubu müzikal çalışmalarına dört elle sarıldı ve daha önceki tutkuları olan batı beat müziği ile yeni tutkuları doğu müziğini sentezleyip Anadolu-Beat tarzında çalışmalara giriştiler. Bir süre sonra arkalarına Ferdy Klein orkestrasını da alarak müzikal altyapılarını iyice güçlendiren Cem Karaca ve Apaşlar grubu Ferdy Klein orkestrası eşliğinde de bir süre yollarına devam ettiler. Bu beraberlik 1969'un sonlarına kadar sürdü ve ortaya çıkan sağlam ve başarılı eserlere rağmen grupta gitarist Mehmet Soyarslan ve Cem Karaca arasında doğan bazı politik anlaşmazlıklar sonucu Cem Karaca ve Apaşlar grubu dağıldı. Bu grubun dağılmasından sonra Cem Karaca kafasındaki gerçek anlamda sol söylemde ve doğulu kimliğiyle Rock müzik yapma düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla Apaşlar'ın basçısı Seyhan Karabay'ı da yanına alarak, yeni bir grup kurmak amacıyla genç ve yetenekli bir gitarist olan ünol Büyükgönenç'i ziyarete gitti ve görüşme olumlu sonuçlanınca bu üçlü Cem Karaca-KARDAşLAR grubunu kurma girişimlerinde bulundu ve hep beraber müzisyen arayışına girdiler. Birkaç başarısız kombinasyondan sonra vokalde Cem Karaca gitarlarda ünol Büyükgönenç bas ve ıklığ'da Seyhan Karabay ve davulda Hüseyin Sultanoğlu tarafından kardaşların ilk gerçek kadrosu kurulmuş oldu.Fakat ilk baştaki maddi sıkıntılar nedeniyle Cem Karaca, Almanya'ya biraz para kazanıp gruba adam gibi ekipmanlar alabilmek için Ferdy Klein orkestrası eşliğinde çalışmalar yapmaya gitti. Almanya'dan dönüşte Karaca'nın Almanya'dan getirdiği yeni gitarist Alex Wiska'yı da yanlarına alarak tam gaz çalışmalara başladılar ve Cem Karaca-KARDAşLAR'ın çıkış 45'liği olan Dadaloğlu'nu yayınladılar. Bu 45'liğin listelerde iyi bir sıraya yerleşmesinden sonra çok sağlam 45'lik çalışmalarına devam eden Kardaşlar bir dönem Alex Wiska gruptan ayrıldıktan sonra Fehiman Uğurdemir'le son kadrolarını oluşturup bir süre daha çalışmalarına devam ettiler. dışarıda grubun durumu oldukça iyi gözükmesine rağmen Cem Karaca ve Seyhan Karabay arasındaki tartışmalar Cem Karaca Kardaşlar'ın dağılmasına sebep oldu. Grup Hüseyin Sultanoğlu yerine başka bir davulcu bulduktan sonra gerçekten türk müzik piyasası ilginç bir değiş tokuşa sahne oldu. Cem Karaca, Kardaşlar grubundan ayrılıp Anadolu Pop'un güçlü sesi Moğollar'la birleşirken Kardaşlar'da o dönemliğine konserlerde solistlik yapmak için Moğollar'la anlaşmış Ersen Dinleten'i gruplarına dahil ettiler. Cem Karaca Moğollar'la Anadolu Rock tarzında çalışmalarına Kardaşlar sound'undan çok daha farklı olsa da devam ettiler. Moğollar'ın Cahit Berkay'ın Fransa'ya gitmesi üzerine dağılmasıyla, Cem Karaca yeniden bir grup kurma arayışına girişti ve müzikal kariyerinin en önemli ve olgun dönemlerinden birini yaşayacağı grup olan Cem Karaca-DERVişAN kuruldu. Cem Karaca bu grubu kurarken esas amacı Kardaşlar ve Moğollar'daki Anadolu Rock tarzına devam etmekti fakat gruba yeni giren basçı Oğuz Durukan ve Klavyeci Uğur Dikmen'in uzun süre isveç'te Asia Minor Mission isimli grupla beraber yaptıkları müzikten ötürü batı progressive rock müziği konusunda deneyimli fakat Anadolu- Rock konusunda deneyimsiz olmaları bu grubun soundunun batıya kaymasına sebep oldu. Cem Karaca bu grubu ünol Büyükgönenç ile birlikte kurmuştu fakat daha bir 45'lik yapımına bile girişmeden grupla verilen birkaç konser sonrası grubun kuruluş ilkelerine uyulmadığı gerekçesiyle ünol Büyükgönenç gruptan ayrıldı. Dervişan grubu müzik yaptığı sürece gerçek anlamda birçok kadro değişikliğine uğramış bir gruptu. Bu grubun kilit isimleri ise Cem Karaca ve Uğur Dikmen'di. Cem Karaca'nın Kardaşlar ve Moğollar'da politik rock müziği çalışmalarına (Kardaşlar-Oy Gülüm Oy, Moğollar-ihtarname) yer vermiş olduğu görülse de ciddi anlamda sol söyleme geçtiği ve sanat toplum içindir düşüncesini gerçek anlamda benimsemiş olduğu esas grup Dervişan'dır. Dervişan politik-rock yapmanın yanısıra ingiltere'de King Crimson,Yes,Emerson Lake&Palmer gibi grupların öncülük ettiği progressive rock müziğinin Uğur Dikmen ve Oğuz Durukan gibi ustalar sayesinde türkiye ile tanışmasında önemli rol oynamıştır. türkiye'de bu tarz çalışmalar zaten olmuyor değildi(Barış Manço'nun 2023 albümü gibi) fakat Dervişan gerçekten "Zamanında acaba türkiye'de progressive rock yapıldı mı?" sorularının hepsini safdışı edebilecek nitelikte bir grup olarak türk Rock tarihinde derin izler bırakmıştır. Cem Karaca toplama olmayan ilk LP'sini yine bu grupla çıkarmıştır."Yoksulluk Kader Olamaz" adındaki bu LP adından da anlaşılacağı gibi sol söylemde bir albümdür. Bu albümün kadrosu son ve en uzun sürmüş Dervişan kadrosudur. Basta-Hami Barutçu, davulda-Sefa Ulaştır, gitarda-Taner öngür, klavyede-Uğur Dikmen ve vokalde-Cem Karaca... Dervişan'ın dağılmasından sonra ise Cem Karaca 70'lerdeki son grubu olan Edirdahan'ı kurmuş ve bu grupla Safinaz isminde bir Long Play yapmıştır. Bu Long Play, Barış Manço-Kurtalan Ekspresi'nin 1975 yılı albümleri 2023 ile birlikte türkiye'nin sayılı senfonik rock albümlerindendir.. Edirdahan'dan sonra uzun bir süre Almanya'da yaşayan Cem Karaca yurda döndüğü zaman solo olarak müzik çalışmalarına devam etmiştir. Sanatçının en son albümü, Nisan-1999'un başlarında piyasaya sürülmüş olan "Bindik Bir Alamete Gedeyoz kıyamete" isimli albümdür. Sanatçı Cem Karaca, solunum ve kalp yetmezliği nedeniyle 8 şubat 2004 günü 59 yaşında hayatını kaybettigülyabani
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
Demir-Demirkan.jpgDEMİR DEMİRKAN12 Agustos 1972 yılında Adana'da doğdu. Üniversite yıllarından önce Ankara ve İzmir'de, daha sonra ise Bilkent Üniversitesi İngiliz dili ve edebiyatı bölümünde öğrenim gördü. Üniversite yıllarında Pentagram gurubuna gitarcı olarak katıldı. Pentagtam gurubu ile "Trail Blazer" albümünü tamamladıktan sonra Los Angles, CA'ya taşınarak 1992 de Musicians Institute'da eğitime başladı. Paul Hanson, Scott Henderson, Frank Gambale gibi bir çok müzisyenle beraber çalıştı. Mezuniyetinden sonrada Los Angeles'da kalarak pop-jazz, Afro, Latin ve Rock gibi birçok müzik tarzında kayıtlarda bulundu, gitar caldı ve müzik yazdı.

1996'da eve, İstanbul'a döndü. Dönüşünde Pentagram gurubu ile Anatolia albümünün kayıtlarını yaptı, ve Şebnem Ferah'ın "Kadın" albümünün prodüktörlüğünü üstlendi. Aynı yıl Sertab Erener'in "Sertab gibi" albümünün prodüksiyonunu gerçekleştirdi (1997). Prodüktörlük tarafı ağır bastığı için Pentagram gurubundan ayrıldı. 1999 yılında Şebnem Ferah, "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" ve Sertab Erener'in "Sertab" albümünü hazırladı. Ricky Martin ve Sertab Erener'in düet yapığı, prodüktörlüğünü Desmond Child'ın üstlendiği "Private Emotions" adlı şarkının kayıtlarında bulundu, bu versiyon orta dogu ülkelerinde yayınlandı.
1999 yılında Sony müzik Türkiye ile antlaşma imzaladı. İlk solo albümü mayıs 2000 yılında yayımlandı.
İki Tv filminde yardımcı roller aldı. 2000 yılının sonunda Sertab Erener in "Turuncu" albümü için tekrar stüdyoya girdi. 2002 yılının Mart ayında 2. solo albümü "Dünya Benim" i yayımladı.
Demir Demirkan 2002 ekim ayından itibaren Show TV'de yayınlanmaya başlayan 5'i Bir yerde adlı TV Dizisinin başrolünde yeraldı. Jenerik şarkısı ve müziklerini yazan Demirkan, Hayat Sensiz Olmuyor adlı şarkıya da diziden alınan görüntülerinde bulunduğu bir klip de çekti.
2003 yılının Eurovision şarkı yarışmasında Türkiye'ye birincilik getiren "Everyway That I Can" adlı şarkıyı besteledi ve sözlerini yazdı.
gülyabani
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
eser.jpgEser Yenerler14.02.1984 tarihinde Bursada doğdu.11 yaşında tiyatroya başladı.Sırasıyla Bursa Belediye Gençlik tiyatrosunda,Bursa Devlet Tiyatrosunda ,İstanbul Akademi Hayat ve en son olarak Bkm Atölye de;de workshoplara katıldı.Halen Bkm Atölye Oyuncusu olan Eser bir yandan da Marmara Üniversitesi İşletme Bölümünde okuyor.tatlı cadı
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
eseryenenler.jpgEser Yenerler14.02.1984 tarihinde Bursa;da doğdu.11 yaşında tiyatroya başladı.Sırasıyla Bursa Belediye Gençlik tiyatrosunda,Bursa Devlet Tiyatrosunda ,İstanbul Akademi Hayat;ta ve en son olarak Bkm Atölye;de workshoplara katıldı.Halen Bkm Atölye Oyuncusu olan Eser bir yandan da Marmara Üniversitesi İşletme Bölümünde okuyor.tatlı cadı
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
ferdi_tayfur.jpgEFRDİ TAYFUR1945 yilinda Adana Hurriyet Mahallesi'nde dunyaya geldi. Unlu tiyatro ve dublaj sanatcisi Ferdi Tayfur hayrani olan baba Cumali en kucuk ogluna Ferdi Tayfur adini koyar. En buyuk istegi Ferdi'nin iyi bir tahsil gormesidir. Ancak, babasinin oldurulmesi, Ferdi'nin okul hayatinin baslamamasina neden olur. 10 yasina basan Ferdi, ciftlikte calisarak ailesinin gecimine katkida bulunur. Genc Ferdi daha 17 yasindayken sarkici olmak hayaliyle Adana'dan Istanbul'a gelir. O yillarda cocuk sarkicilara pek ragbet bulunmadigindan, kendini ispatlayamayan Ferdi Tayfur, tekrar Adana'ya doner ve ciftlikte traktor soforlugune devam eder. Butun gunu Cukurova'da Pamuk tasimakla gecen Ferdi Tayfur'un gonlunde alevlenen sarkicilik atesi bir turlu sonmez. Sarkici ve sohret olmak umidiyle icin icin yanmaktadir sofor Ferdi. Sonradan Izmirden ve Konyadan calisarak Istanbul'a gelir ve Saya Plak ile anlastiktan sonra o firma icin alti plak doldurur. Ancak yaptigi 45'likler fazla satmaz ve patronu Ferdi de gelecek gormeyerek anlasmayi bozar. Her defasinda karsisina sanssizlik cikmaktadir. Abisinin bir iftira uzere hapise dustugunu duyan Ferdi yeniden Adana'ya doner ve ciftlikteki islerin basina gecer. Aradan iki bucuk yil gecmisti, 25 yasina basmisti Ferdi artik, Zeren plak firmasindan cagri alir ve sahibi Ferdinin plak doldurmasini ister. Yedinci 45'ligi Kaderimsin buyuk bir ilgi gorur. Fakat sanssizlik yine yuzunu gosterir ve plak firmasi kapanmak zorunda kalinca Ferdi 4 yil boyunca bos kalmistir. Sonra Kader plak firmasiyla yaptigi Huzurum Kalmadi adli plak istenen satisi yapar. 1973 ve 1974 yillarinda Gorsev Plak adina bes tane plak yapti, Kir Cicekleri, Bana Gercekleri Soyle, Postaci, Mahkumlarin Duasi ve Yuregimde Yara Var. 45'likler, ancak Ferdi'nin gecimini saglamaya yeter. Ama aradigi, istedigi cikisi bir turlu yapamaz. Sonra arkadasi Ismail Mersinli'yle Elele adinda bir plak sirketi kurar, orda cikardigi Aksam Gunesi cok buyuk oranda satis yapar. Yalniz, basindan beri yakasini birakmayan sanssizlik yine Ferdi'nin pesini birakmamisti. Cesitli olaylar yuzunden o firmayi kapatmak zorunda kalir. Sonradan Elenor plakla anlasir, orda Birak Su Gurbeti, Alistim, Yad Eller ve Cesme ile o zamanin en cok satis yapan 45'liklerdi. Sans ibresi artik Ferdi'den yana donmekteydi. Bu arada sinemadada adini duyurur Ferdi Tayfur. 1976 yilinda Cesme filmini cekerken Necla Nazir ile tanisir ve ona asik olur. Adini Arabesk muzigin Devleri arasina yazdiran Ferdi Tayfur, gazino neonlarinin bas kosesindeki yerini de kisa zamanda alir. Gazinocular, filmciler ve plak yapimcilari Adana'nin bu bagriyanik sarkicisinin kapisini asindirir. Allah "Yuru ya kulum" demistir, Ferdi de yurumeye devam eder. Cesme'den sonra yaptigi Derbeder, Benim Gibi Sevenler, Son Sabah, Boynu Bukuk, Olmaz Olsun, Yuvasiz Kuslar, Batan Gunes, Huzurum Kalmadi, Gunaha Girme, Kalbimdeki Aci, Sen de mi Leyla, Yakti Beni, Insan Sevince, Durdurun Dunyayi, Bir Damla Ates, Bende Ozledim, Herseyim Sensin, Utaniyorum, Cilgin Arzular, Haram Oldu, Icimde Bir His Var, Ya Benimsin Ya Topragin, Sevgiler Cicek Gibi, Affet Allah'im, Naz Etme - Canina Okuyacagim, Allah'im Sen Bilirsin, Hoscakal Leyla, Bizim Sokaklar, Bana da Soyle, Emmoglu, Mor Guller, Dunya, Of Daglar ve Yoksun-Kor Talih, Zaman Tuneli, Klasikler 2, Zengin Olursam gibi kaset ve filmleriyle milyonlarin gonlunden ve dilinden dusmeyen Ferdi Tayfur, Turkiyenin gelmis gecmis en buyuk sanatcilarindan oldu. Dillere dusen sarkilarini sinemada ayni isimle filme ceken Ferdi Tayfur, cok sayida film cekti. Sarkicilik, sinema oyunculugunun yanisira, yonetmenlik arzusuyla yanip tutusan Ferdi Tayfur, su filmleri yonetti: Haram Oldu, Icimde Bir His Var, Ya Benimsin Ya Topragin, Canina Okuyacagim, Sevgiler Cicek Gibi ve Affet Allah'im. Yaklasik 100 kaset ve 30'un uzerinde film yapan unlu sanatci 9 kez Altin Plak odulu aldi. 1982 yilinda kendi adina Ferdifon Plakcilik sirketini kuran Ferdi Tayfur'un Konya tanisitgi bir kadindan bir oglu, evliliginden 2 kizi ve yaklasik 25 yildir birlikte oldugu sinema oyuncusu Necla Nazir'dan da bir kizi bulunuyor. 2000 yilinda seker hastaligi sonucu ayak parmaklarini kaybetmekten son anda kurtulan sanatcinin yurtici ve disinda milyonlarca hayrani bulunuyor.gülyabani
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
gaja_voyage[1].jpggaja voyage[1]Angel Girl
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
klasik_krep.jpgKrep Krep
Hamur İşleri
Malzemeler
• 300 ml (1 1/5 su bardağı) süt
• 1 yumurta sarısı
• 125 gr (1 su bardağı) un
• 15 gr (1 çorba kaşığı) margarin
• Tuz
Tarif
Süt ve yumurta sarısını birlikte çırpın. Unu yavaş yavaş ekleyin ve pütürler kaybolana kadar çırpmaya devam edin. Bir kapta margarin`i eritin. Krep hamuruna eritilmiş margarini ve tuzu ilave edip karıştırıp, hamuru bir kenarda bekletin.
Krep hamurunu tavaya dökün ve tavanın tabanını kaplamasını sağlayın. Her iki yüzü de kahverengi olacak şekilde alt üst ederek pişirin. Krepleri içlerine istediğiniz malzemeyi koyarak sarın. Sıcak olarak servis yapın.
tatlı cadı
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
KREP.JPGKrep Krep
Hamur İşleri
Malzemeler
• 300 ml (1 1/5 su bardağı) süt
• 1 yumurta sarısı
• 125 gr (1 su bardağı) un
• 15 gr (1 çorba kaşığı) margarin
• Tuz
Tarif
Süt ve yumurta sarısını birlikte çırpın. Unu yavaş yavaş ekleyin ve pütürler kaybolana kadar çırpmaya devam edin. Bir kapta margarin`i eritin. Krep hamuruna eritilmiş margarini ve tuzu ilave edip karıştırıp, hamuru bir kenarda bekletin.
Krep hamurunu tavaya dökün ve tavanın tabanını kaplamasını sağlayın. Her iki yüzü de kahverengi olacak şekilde alt üst ederek pişirin. Krepleri içlerine istediğiniz malzemeyi koyarak sarın. Sıcak olarak servis yapın.
tatlı cadı
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
krep1.jpgKrep Krep
Hamur İşleri
Malzemeler
• 300 ml (1 1/5 su bardağı) süt
• 1 yumurta sarısı
• 125 gr (1 su bardağı) un
• 15 gr (1 çorba kaşığı) margarin
• Tuz
Tarif
Süt ve yumurta sarısını birlikte çırpın. Unu yavaş yavaş ekleyin ve pütürler kaybolana kadar çırpmaya devam edin. Bir kapta margarin`i eritin. Krep hamuruna eritilmiş margarini ve tuzu ilave edip karıştırıp, hamuru bir kenarda bekletin.
Krep hamurunu tavaya dökün ve tavanın tabanını kaplamasını sağlayın. Her iki yüzü de kahverengi olacak şekilde alt üst ederek pişirin. Krepleri içlerine istediğiniz malzemeyi koyarak sarın. Sıcak olarak servis yapın.
tatlı cadı
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
krep2.jpgkrepKrep
Hamur İşleri
Malzemeler
• 300 ml (1 1/5 su bardağı) süt
• 1 yumurta sarısı
• 125 gr (1 su bardağı) un
• 15 gr (1 çorba kaşığı) margarin
• Tuz
Tarif
Süt ve yumurta sarısını birlikte çırpın. Unu yavaş yavaş ekleyin ve pütürler kaybolana kadar çırpmaya devam edin. Bir kapta margarin`i eritin. Krep hamuruna eritilmiş margarini ve tuzu ilave edip karıştırıp, hamuru bir kenarda bekletin.
Krep hamurunu tavaya dökün ve tavanın tabanını kaplamasını sağlayın. Her iki yüzü de kahverengi olacak şekilde alt üst ederek pişirin. Krepleri içlerine istediğiniz malzemeyi koyarak sarın. Sıcak olarak servis yapın.
tatlı cadı
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
mona_lısa.jpgMONA LİSAİTALYAN ressam Leonardo da Vinci’nin en ünlü resmi Mona Lisa’nın sırrı çözüldü. Da Vinci’nin pahabiçilmez başyapıtları üzerinde araştırmalar yürüten sanat ekspertleri, ressamın ‘Mona Lisa’ ve ‘Bakire ve Çocuk’ tablolarından aynaya yansıyan gizemli yüzleri ve şekilleri keşfetti.
1452- 1519 yılları arasında yaşayan Da Vinci, 1490- 1495 yıllarında çalışmalarını ve çizimlerini aynada göründüğü gibi deftere kaydetme alışkanlığı geliştirdi. Bu şekilde kişisel düşünceleri sadece yansıma sırasında okunabiliyordu.
Mona Lisa üzerinde benzer tekniği kullanan sanat ekspertleri, yaptıkları uygulama sonucunda gizli tuhaf şekilleri ortaya çıkardı. Yağlı boya ve gizemli güzelliğiyle dünyanın ilgi çekici tablosu olma özelliğini koruyan Mona Lisa’nın sanıldığı gibi yanlız olmadığı kanısına varan ekspertler, Mona Lisa tablosunda keşfedilen yüzün Yıldız Savaşları filminde kötü adam rolünde oynayan Darth Vader’a benzediğini açıkladı.
Eskpertler, Mona Lisa toblosundaki yüzün ressamın Saint Anne (Aziz Anne) ve The Virgin and Child (Bakire ve Çocuk) tablolarında da bulunduğunu; tablolardaki yüz ve şekillerin Tanrı ve korkuyu temsil ettiğini belirtiyor.
Yine aynı uygulama Da Vinci’nin en önemli eserlerinden biri olan ‘Last Supper’ (Son Akşam Yemeği) tablosunda denendi. Uygulama sonucunda ortaya çıkan İsa’nın ‘Kutsal Kasesi’nin masaya devrilmiş görüntüsü, ‘John the Baptist’ adlı tabloda ise ağaç ve kadın görüntüsünün yer aldığı ortaya çıktı.
sTRaLiS
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
n1537830788_731974_6646.jpgn1537830788 731974 6646ErkekLer; topukLu ayakkabı gibidirbaşta zor gelir alışınca keyiflidir..
.Erkekler; ateş böceği gibidir, eğlendirir ama aydınlatmaz...
Erkekler; motorsiklet kaskı gibidir tehlike anı dışında hiçbir işe yaramaz...
Erkekler;kilotlu çorap gibidir zorlarsan kaçar...
Erkeğin, algılaması o kadar ağırdır ki ağır çekimde görmedikçe golün nasıl atıldığını anlamaz..
Erkeklere, psikanaliz yapmak daha kolaydır çünkü; hiç çıkmadıkları çocukluklarına dönmeleri gerekmez..
Her erkek sempatik olduğunu sanır çoğu erkek yanılır...
Erkekler sevmez kaybedeceklerini anladıklarında sevdiklerini söylerler...
' ilişkimiz hakkında konuşsak' lafı kadar erkeğin kanını donduran bir cümle yoktur...
Kadınlar ölene dek erkekler doyana dek severler...
Erkekler; rimel gibidir biraz duygulanınca dayanamaz...
Sevildiğini bilen erkek şımarırsevilmediğini sanan erkek yanılır...
Bir erkek kadının ilk aşkı bir kadın bir erkeğin son aşkı olmak ister...
Kışın güneşine yazin yagmuruna erkeğin sözüne inanıLmaz
denizindibi
Resmi Büyük Görmek İçin Lütfen Sitemize Üye Olunuz. Üyelik Ücretsizdir.
oldu-diye-morga-kaldirildi-3-yilda-38-ameliyat_o.jpgoldu-diye-morga-kaldirildi-3-yilda-38-ameliyat oMorgda Dirildi, 38 Ameliyat Oldu

Sakarya'da Filmlere Konu Olacak İbretlik Bir Hayat Mücadelesi Yaşanıyor.

7 yıl önce geçirdiği trafik kazasında yaralanan ve öldü sanılarak morga kaldırılan Enver Birgül (52), 3 yılda 38 ameliyat geçirmiş. İki böbreği bu sürede iflas eden Birgül dalağını da kaybetmiş. 5 yıl sonra emeklilik işlemleri için koltuk değnekleriyle Ankara'ya gitmek için yola çıkan Birgül, ikinci kez geçirdiği kaza ile yıkılmış. Yürüme umudunu tamamen kaybeden Birgül, ölümün kıyısından bir kez daha döndüğünü söylüyor.
Sakarya'da yaşayan 3 çocuk babası Enver Birgül'ün hayatı 2002 yılı Eylül'ünde geçirdiği trafik kazasından sonra altüst oldu. Kızını okula kayıt ettirmek için gittiği Akyazı'da kullandığı motosiklete otomobil çarpan Birgül ağır yaralandı. Sakarya Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Birgül, öldü sanılıp doktorlar tarafından Toyotasa İlk Yardım ve Travmatoloji Hastanesi morguna gönderildi. Birgül, kendisini morga koyan görevlilerin yaşadığını fark etmesi sonucu yeniden acil servise alındı.
Morga konulurken hayata dönen Birgül için sevk edildiği Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yoğun bir tedavi süreci başladı. 3 yıl boyunca yatarak tedavi gören Birgül'ün kalçasında 32 tespit edildi. Dalağı da ameliyatla alındı. Kalçasındaki kırıklar nedeniyle yürüyemeyen Birgül, bu sırada böbreklerinin iflas etmesinden dolayı diyalize hayata tutundu. Hastanede yattığı süre içerisinde 34 ameliyat geçiren ve büyük acılar çeken Birgül, kazadan iki yıl sonra koltuk değneklerinin yardımıyla yavaş yavaş yürümeye başladı.

Ancak talihsizlikler Birgül'ün peşini bırakmadı. 2007'de emeklilik işlemleri için Ankara'ya giden Birgül'ün içinde bulunduğu otomobil Bolu'da kaza yaptı. Bir otomobil hatalı sollama yaparak Birgül'ün içinde bulunduğu araca çarptı. Geçirdiği ikinci büyük kazada dizleri kırılan Birgül, bu kazayla birlikte yürüme umudunu da kaybetti.

İki kez ölümün eşiğinden dönen Birgül'ün yaşadıkları bununla da sınırlı kalmadı. Kazanın ardından hemodiyalize giren Birgül'ün kollarındaki fistüller (kolda atardamarlarından biri ile toplardamarlardan birinin birleştirilmesiyle oluşturulan damar) işlevini kaybetti. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde koluna yapay damar takıldı. Ancak bu damar bir kanama sonucu işlevini yitirdi. Göğsüne açılan kataterle diyalize giren Birgül, şimdi eşi ve çocuklarının desteğiyle yeniden hayata tutunmaya çalışıyor. 'Allah'tan ümit kesilmez sözünün en iyi tanığıyım' diyen Birgül, yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

"İlk kazamda beni öldü diye hastanenin morguna koymuşlar. Eşimi telefonla arayarak öldüğümü söylemişler. Morgda hareket edince yaşadığımı anlamış görevli. Doktorlar acil serviste tıbben öldüğüm için morga alındığımı, ancak ruhen ölmediğimi söylemişler. Cenazemi almaya gelen eşim yaşadığımı öğrenmiş. O geldiğinde ameliyattaymışım. Daha sonra Kocaeli Tıp Fakültesi'ne sevk edilmişim. Kazadan 6 gün sonra kendime geldim. 3 yıl hiç çıkmadan hastanede tedavi gördüm. Dalağımı, böbreklerimi kaybettim. Yürüyemez duruma geldim. 8 ay sırt üstü yattım. Dayanılması güç acılar çektim. Eşim 3 yıl boyunca bir gün bile beni yalnız bırakmadı. Taburcu olduktan sonra 2007 yılında emeklilik işlemleri için gittiğim Ankara'dan dönerken içinde bulunduğum araca otomobil çarptı. Bu kazada da iki dizim kırıldı. Bu kaza olmadan önce koltuk değnekleriyle yürümeye başlamıştım. İkinci kazada dizlerim kırılınca yürüyemez durumda kaldım. Malulen emekli oldum. Her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışıyorum."

'ACI ÇEKMESEM RAHAT EDEMİYORUM'

Geçirdiği iki kazanın ardından çok acılar geçtiğini ifade eden Birgül, artık araba ya da bir kaza gördüğünde çok ürktüğünü belirtiyor. Yaşadığı acılara alıştığını dile getiren Birgül; "Bu olaylar başıma gelmeden önce hastaneye gitmiş biri bile değildim. Ancak bu olaylar başıma geldikten sonra çok acı çektim. Acıya da alıştım. Öyle oldum ki; acımadığı zaman rahat etmemeye başladım. Acıya insanlar alışabiliyormuş. Gerçekten alıştım." dedi.

İlk kazanın davasına hastanedeki tedavisinden dolayı yetişemediğini söyleyen Birgül, ikinci kazayla ilgili açtığı tazminat davasının halen sürdüğünü kaydetti.

Talihsiz adamın eşi Hanife Birgül (47), çok zor günler yaşadıklarını söylüyor. 'Eşimin cenazesini almaya gittim, yaşadığını öğrendim' diye konuşan Birgül, o günü ve sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı: "Ben ve eşim Milli Eğitim Müdürlüğü'nde odacı olarak çalışıyorduk. Kocam daha sonra işi bırakarak sebze ve meyve satmaya başladı. Kaza günü iş yerinde birlikte çay içtik. Kendisi kızımızı okula kaydettirmek için Akyazı'ya gitti. Yarım saat sonra ben odayı temizlerken kardeşim aradı. Eşimin kaza geçirdiğini ve öldüğünü söyledi. Çok panik yaptım. Nereye gideceğimi şaşırdım. Hastaneye gittiğimde ameliyatta olduğunu söylediklerinde rahatladım. Önce öldü diye morga almışlar. Sonra yaşadığı anlaşılmış. Çok acılar çektik. Ancak Allah'a şükür bugün hayatta."

(CİHAN)


(Cihan Haber Ajansı)
denizindibi
66 Resim Var. Toplam 3 Sayfa 1

RSS feed Add to Google Add to My Yahoo!
Dil seçin:

=BidiBidi Resim Galerisi =

WebMaster , Özgür KeLLeCi , BidiBidi Design 2007 - 2009 ©



[Genel Uyarılar]   [Kaynaklar]   [İletişim]
[BidiBidi Ana Sayfası]   [BidiBidi FORUM Ana Sayfası]   [BidiBidi Resim Galerisi]   [BidiBidi Flash Oyun Galerisi]   [BidiBidi İL İL - Bölge Bölge TÜRKiYE Tanıtımları]   [BidiBidi Tarihte Bugün]   [Video Paylaşım Sitesi]

Sitemizdeki Resim ve/veya Fotoğrafların Tüm Hakkı Gerçek Hak Sahiplerine Aittir. Resimleri Kullanabilirsiniz.
KENDİ ÖZEL KODLARIMIZIN İZİN ALINMADAN KULLANILMASI & SİTEMİZDEN BAĞLANTI VERİLEN RESİMLERİN KAYNAK GÖSTERİLMEDEN KULLANILMASI YASAKTIR !!!

ip Numaranız : 38.103.63.58
04 Temmuz 2009