| Arama Sonuçları - "nar," |

053329hatice-caniminotesi.jpgHATİCEDilerseniz Hatice'yi kendi sözleriyle tanımaya çalışalım "Selam Ben Hatice ailem 1965 yılında İzmir'in Narlıdere İlçesine yerleşmiş. Bende 6 Aralık 1978 yılında burada doğdum. Üç erkek dört kız yedi kardeşiz.
İzmir Belediyesi'nden emekli olan babamda müziğe meraklıymış, hatta bir ara yarım kalan bir de kaset doldurma girişiminde bulunmuş ilk öğrenimimi Narlıdere İlkokulu'nda yaptım. Ne var ki daha sonra çeşitli nedenler yüzünden öğrenimime devam edemedim. Müziğe olan aşırı tutkumdan dolayı aile toplantılarında ve düğünlerde sıkça şarkı söylettirirlerdi bana ancak bunu bana para karşılığı yapmadım. Bir süre sonra ailemin geçimine yardımcı olmak için bir firmada sekreterlik yapmaya başladım. Bu arada müzikle birlikte dans etmeyi de çok seviyorum, hatta İzmir'de düzenlenen bir dans yarışmasında birinci oldum. 16 yaşındayken Narlıdere Belediyesi'nin düzenlediği Narlıdere Çiçek ve Kültür etkinliklerinde güzellik yarışmasında birinci oldum. Bu yarışmadan sonra mankenlik teklifleri gelmeye başladı. Fakat benim gönlümde yatan aslen müzik olduğu için bu teklifleri kabul etmedim.
1995 yılında İstanbul'a geldim ve "iner misin Çıkar mısın" adlı yarışmada müzik dalında iki kez birinci oldum..Bu birincilikler benim kendime olan güvenimi artırmaya başlamıştı ATV Televizyonunun bana yapmış olduğu teklifle "Çürük Elma" adlı yarışma programının sunuculuğu için yapılan elemelerden 70 kişinin arasında birinci oldum ve programın sunucusu seçildim. müziğe olan ilgimin daha ağır basmasıyla 1996 yılında eyüp musiki Cemiyeti'ne kayıt oldum ve Nejat Yertut'tan ders aldım kursa 1998 Ekim ayına kadar devam ettim Daha sonra bir süre Arif Sağ Müzik Okulu'na devam ettim Amacım müzikte kalıcı olabilmek ve çok sevdiğim aileme yardımcı olabilmekgülyabani
|
|

106.jpgsen uçurum kenarında buldun bu soğuk yüreği*CİCİKIZ*
|
|

10~0.jpgNamaz Kılacak Vaktin Yokmuya bedir savaşına ne demeli:
savaş hiç durulmuyordu aksine gittikçe kızgınlaşıyordu, bu arada ikindi vakti çıkmak üzereydi, ama kılacak zamanda yoktu; karşılarında en az on katı düşman vardı.
kenara çekilipte namaza duramazdın, yada namazı kılmayacaksın di mi bence en kolayı bu...
tatlı cadı
|
|

11.jpg11Karakoyunlu şimdi “Üç Aliler Divanı” adlı romanı yazıyor. İstiklal Mahkemeleri'ni anlatan bu romandan sonra “Beyaz Mahşer” yayımlanacak. Bu romanda da 1914 Aralık ayı sonunda binlerce Mehmetçiğin donarak öldüğü Sarıkamış faciası anlatılıyor. denizindibi
|
|

1212.jpgEDİP AKBAYRAM29 Aralık 1950'de Gaziantepte doğdu.Henüz dokuz aylıkken çocuk felcine yakalandı. Bu kötü hastalığın pençesinde çocukluğunu geçiren Edip Akbayram'ın müziğe tutkusuda çocukluk yıllarında başladı. "Haftalığımdan biriktirdiği paralarla ünlü pop şarkıcılarının konserlerine gider, eve döndüğümde aynanın karşısında onların taklitlerini yapardım." diyor Akbayram o yıllar için. Çocukluk yıllarında bir orkestra kurarak amatör olarak evlerinin yakınındaki bir düğün salonunda çalıştı.
Lisede kurdukları orkestrada Pir Sultan'ın, Karacaoğlan'ın deyişleri üzerine yaptıkları besteleri çalıp söylediler. İlk plağını da lise yıllarında yaptı: ‘‘Kendim ettim kendim buldum. İlk plağını çıkardığı grubun adı Siyah Örümcekler'di. Plakta zaten "Siyah Örümcekler-Gaziantep Orkestrası" ve "Edip Albayram ve Siyah Örümcekler" başlıkları altında iki farklı baskıyla çıktı.
Gaziantep'ten sonra Adana ikinci adresi oldu Edip Akbayram'ın. Adana, Akbayram'ın kurduğu orkestrayla ilk sahneye çıktığı kenttir. Burada "Beyaz Saray" adlı bir gazinoda çalışmaya başdı.
Akbayram yoksulluk içinde geçen bir çocukluktan sonra, liseyi bitirip kapağı İstanbul'a attığında yıl 1968'dir. Liseyi bitirdiği zaman hep öğrenmeyi istediği mesleğin, doktorluğun eğitimini almak için üniversite sınavlarına girdi ve diş hekimliğini kazandı. Ne var ki müzik ağır bastı ve bu meslekten vazgeçerek kendini müziğe verdi. "Zaten diş hekimi olsaydım, babamın bana muayene açacak parası yoktu ki!" diyordu sanatçı geçirdiği o yoksulluk yılları için.
İstanbul'a geldikten sonra 1971'de Altın Mikrofon Yarışması'na katıldı.Aşık Veysel'in bir şiirinden esinlenerek gerçekleştirdiği ilk bestesi olan "Kükredi Çimenler" ile birinci oldu. 1974'te Dostlar Orkestrası'nı kurdu ve Anadolu pop müziğinin önde gelen isimlerinden biri oldu.Daha sonra Kara Kuzu, Deniz Üstü Köpürür ve Garip adlı 45'liklerimle ödüller aldı ve ünü yurt çapında duyulan bir sanatçı oldu. "Aldırma Gönül" ve "Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz" adlı parçalarıyla satış rekorları kıran ve altın plak kazanan sanatçının çeşitli kuruluşlar tarafından verilen 250 kadar ödülü mevcuttur.
Edip Akbayram, zirveye çıksa da müziği paraya tercih ettiği için çocukluk yıllarındaki yoksullukların benzerlerini bu dönemde de yaşadı. "Bu ülkede arabeskin altın çağını yaşadığı yıllarda asla müzikteki çizgimden ödün vermedim. Zaten 12 Eylül sonrası beni kimse çalıştırmadı. 1980'den 1984 yılına kadar, koskoca bir dört yıl. Zor yıllardı o yıllar. Kimse bana iş vermedi. Karımın bileziklerini ve alyanslarımızı sattık. 12 Eylül sonrası beni canavar gibi görmeye başladılar." diyor Edip Akbayram o yıllar için.
80'ler Edip Akbayram ve benzeri müzik yapanlar için zor yıllardı. Arabesk okumasını istediler, büyük paralar teklif ettiler. Reddetti. Sesi soluğu duyulmaz oldu müzik piyasasında. 1981-88 arasında bestelerinin TRT'de çalınması yasaklandı. Ama 90'ların ortasından itibaren, özellikle ‘‘Türküler Yanmaz’’ albümüyle yeni bir çıkış yaptı ve kendi çizgisinde sapmadan yürümeye devam ettiğini gösterdi. Can Yücel'in, Oktay Rifat'ın, Ahmed Arif'in, Vedat Türkali'nin yapıtlarından bestelediği şarkılar vardı bu albümünde.
Edip Akbayram başlangıçtan itibaren ne yapmak istediği şöyle açıklıyordu: "Kalıcı bir şeyler yapmak istiyordum. Fikret Kızılok ve Cem Karaca'nın Anadolu ezgilerini pop çizgisinde söylemelerini örnek olarak aldım. Renk ve çizgide tamamen bir Edip Akbayram olarak geliştirdim. Toplumcu müzik yapmak istedim. Müziğimde geniş halk kitlelerinin yaşamı, sorunları olmalıydı. Ancak sivri, ucuz kahramanlıklardan da uzak durmaya çalıştım. İnançlarımdan, düşüncelerimden, politikamdan taviz vermeden, müzik tekniğinden yararlanarak, sorunlu, yoksul, geniş halk kitlelerine ulaşmak, daha çağdaş bir şeyler yapmak istiyordum."
Bugün geçimimi kaset ve konserlerimden gelen paralarla sağlayan sanatçının bir de iki ortaklı küçük bir inşaat şirketi bulunuyor. Çevre düzenlemeciliği, TIR taşımacılığı, küçük çapta bina yapımıyla uğraşıyor.Ayrıca, 1979 yılında Ayten hanım ile evlenen sanatçının bu evliliğinden Ozan ve Türkü adlarında bir oğlu, bir kızı var.gülyabani
|
|

18-bin-sirket-ve-isyeri-kapandi_o.jpg18-bin-sirket-ve-isyeri-kapandi o18 BİN ŞİRKET VE İŞYERİ KAPANDI
Eylül Ayından Bu Yana 18 Bin 897 Adet Şirket ve Kooperatif ile Ticaret Unvanlı İşyeri Kapanırken, En Büyük Darbeyi Ticaret Hayatı Yedi. Bunu İnşaat ve İmalat Sektörleri İzledi.
Küresel krizin Türkiye'yi vurduğu Eylül ayından bu yana 18 bin 897 adet şirket ve kooperatif ile ticaret unvanlı işyeri kapanırken, en büyük darbeyi ticaret hayatı yedi.
ANKA'nın Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yaptığı belirlemeye göre, Eylül-Şubat döneminde şirket ve kooperatif ile ticaret unvanlı işyeri kapanışları toplam 18 bin 897 adete ulaştı. Söz konusu daralmadan en çok ticaret hayatı etkilenirken, bunu inşaat ve imalat sektörü izledi.
Anılan dönemde kapanan toplam 18 bin 897 şirket ve kooperatif ile ticaret unvanlı işyerinin; 11 bin 180'ı toptan ve perakende ticaret, motosiklet, kişisel ve ev eşyalarının onarımı, 2 bin 94'ü inşaat, bin 960'ı İmalat, bin 189'u gayrimenkul, kiralama ve iş faaliyetleri, 673'ü ulaştırma, depolama ve haberleşme sektöründen oluştu. Söz konusu kapanmaların 533'ü otel ve lokantalar, 383'ü mali aracı kuruluşların faaliyetleri, 321'i diğer toplumsal, sosyal ve kişisel hizmet faaliyetleri, 319'u sağlık işleri ve sosyal hizmetler, 101'i eğitim, 63'ü tarım, avcılık ve ormancılık, 40'ı madencilik ve taşocakçılığı, 39'u elektrik, gaz, buhar ve sıcak su üretimi ve dağıtımı, 2'si balıkçılık sektöründe oldu.
Eylül-Şubat döneminde kapanan şirket ve kooperatiflerin 635'i Eylül, 568'i Ekim, 640'ı Kasım, bin 190'ı Aralık, bin 670'i Ocak ve 787'si Şubat'ta meydana geldi. Anılan dönemde kapanan ticaret unvanlı işyerinin 2 bin 84'ü Eylül, bin 930'u Ekim, bin 880'ı Kasım, 2 bin 116'sı Aralık, 2 bin 918'i Ocak ve 2 bin 479'u Şubat'ta gerçekleşti.
Genel toplamda Eylül'de 2 bin 719, Ekim'de 2 bin 498, Kasım'da 2 bin 520, Aralık'ta 3 bin 306, Ocak'ta 4 bin 588 ve Şubat'ta 3 bin 266 şirket ve kooperatif ile ticaret unvanlı işyeri kapandı.
/**
Kapanan şirket ve işyeri sayısı (Eylül-Şubat)
Eylül Ekim Kasım Aralık Ocak Şubat Toplam
Toplam 2719 2498 2520 3306 4588 3266 18897
Tarım 7 5 8 15 20 8 63
Balıkçılık 2 - - - - - 2
Madencilik 6 3 2 4 17 8 40
İmalat 264 207 244 378 509 358 1960
Elektrik 4 20 3 5 3 4 39
İnşaat 243 216 311 428 518 378 2094
Toptan ve perakende 1698 1616 1507 1827 2580 1952 11180
Otel ve lokanta 124 75 70 87 114 63 533
Ulaştırma 104 78 88 138 157 108 673
Mali-aracı krlş. Faal. 36 50 39 61 131 66 383
Gayrimenkul 149 135 170 205 328 202 1189
Kamu yönetimi - - - - - - -
Eğitim 8 17 14 21 25 16 101
Sağlık işleri 38 33 24 65 105 54 319
Diğer 36 43 40 72 81 49 321
**/
(ANKA)
(NUR/YLD/BÜN)
(Ankara Haber Ajansı)
denizindibi
|
|

184839.jpg184839Kadın namlunun ucunda
Uluslararası Af Örgütü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için, “kadınlar erkeklerin elindeki denetimsiz silahların kurbanı oluyor” uyarısını yayımladı.
7 Mart 2005 — Kadınlar genelde hafif silah satın almayan, sahip olmayan ya da kullanmayan taraf olmasına karşın, silahlı şiddetten son derece oransız etkileniyor. Silahlara genellikle kadınları ve ailelerini korumak için ihtiyaç duyulduğu iddia edilse de gerçekler tam aksi! Aile içi cinayetlerde genelde kadınlar kurban, eş ya da erkek akraba ise katil oluyor. Güney Afrika’da her 18 saatte bir kadın eşi ya da eski eşi tarafından kurşunlanarak öldürülüyor. Fransa ve Güney Afrika’da kocaları tarafından öldürülen her üç kadından biri silahla ölüyor; bu oran ABD’de üçte iki.
denizindibi
|
|

19kasim_1959_nice_1.jpgAvrupa Şampiyonlar kupasında
ilk Turda Csepel'i eleyen,
2.turda Fransa şampiyonu
Nice'i 2-1 elediği maçtan önce
İnönü stadında.
Ayaktakiler: Antrenör Ignace Molnar,
Avni Kalkavan, Özcan Arkoç, Şeref Has,
Basri Dirimlili, Ali Has, Naci Erdem (Kaptan)
Oturanlar: Lefter Küçükandonyadis,
Gürcan Berk, Mikro Mustafa Güven,
Can Bartu, Yüksel Gündüz.sTRaLiS
|
|

2247.jpgKİBARİYEManisa’nın Akhisar ilçesinden İzmir sahnelerine oradan İstanbul’a ve derken tüm Türkiye’ye mal olmuş bir ses bir yorumcu. 1980‘lerde İzmir sahnelerinde çalışan Kibariye o yıllarda İzmir fuarına gelen tüm sanatçıların dikkatini çeker. Bunlar arasında Muzaffer Özpınar’da vardır. Ünlü bestekar sanatçıyı o zamanlar İstanbul’da Stardust gazinosunu çalıştıran Turgut Akyüz’e anlatır. Rahmetli Turgut Akyüz Kibariye’yi dinlemek ister. İzmir’den İstanbul’a gelen Kibariye’nin kaderi de böylece değişmeye başlamış olur. Gazinocu Turgut Akyüz tarafından çok beğenilen Kibariye Stardust gazinosunda sahne almaya başlar.
Kibariye çok kısa sürede gerek sesi, gerekse yorum her şeyden önemlisi de doğallığıyla tüm meydanın dikkatini çeker. Böylece bir teklif yılbaşı gecesi (1980) TRT Televizyonundan gelir. Kibariye’nin yaşamını birden bire değiştiren yeni hayat başlamış olur. Kibariye Kimbilir adlı parça ile çıkış yakalar ve 1980’lerden 1990’lara 21. Kaset yapmasını sağlar. Halkın Kibariye’ye gösterdiği yoğun ilgi çeşitli gazinolarda gece klüplerinde Anadolu ve Avrupa turnelerinde çalışması sağlar. Bu çıkış Özel TV kanallarının da ilgisini çeker. İlk show Darısı Başınıza isimli evlendirmeyi konu alan eğlence programı ile Kanal 6 ile başlar, daha sonra "Eğlen Coş İşte Kiboş" ismi ile ATV’de devam eder daha sonra İnter Star’da Kibariye Show ile ve de son olarak TGRT’de yapılan program ile sona erergülyabani
|
|

2418.jpgMURAT KEKİLLİMurat Kekilli, "Bu akşam ölürüm" deyip kaybolmuştu. Onu inzivaya çekildiği Tekir yaylasında Aksiyon buldu
Murat Kekilli... "Bu akşam ölürüm..." şarkısıyla bir anda Türkiye'nin gündemine bomba gibi düştü. Kekilli'yi gündemin ortasına oturtan onun parçasının ve sesinin güzelliğinden çok, insanları etkilemesi oldu. 200 kişinin intiharını ona yüklediler. Bu tartışmalar birkaç ay sürdü. Ama Murat Kekilli, İstanbul'a ve bu gereksiz, saçma tartışmalara daha fazla dayanamadı, herşeye sünger çekip gitti. Küstü İstanbul'a, daha doğrusu insanlara. Kendi deyimiyle insanların iki yüzlülüğüne. İnzivaya çekildi. Sadece çalışmaları için İstanbul'a geldi. Bunun dışında hep kendi toprağında, doğup büyüdüğü memleketi Adana'da kalmayı yeğledi. Aslında Kekilli istese de İstanbul'da ya da insanların hayatı menfaatlaştırdığı başka bir yerde yaşayamazdı. O kendini bulacağı, yapaylıktan uzak, kendi halinde mütevazı bir insan olmayı tercih ediyor. Bu yüzdendir ki, kendisine teklif edilen milyon dolarları, dizi filmleri, reklamları elinin tersiyle itti. Herkes yapımcısından Mercedes, Jeep ya da BMW isterken o sadeliğini burada da gösterip Wolksvagen Golf marka arabayı tercih etti.
Kekilli şu anda Tekir Yaylası'nda kendi çabalarıyla yaptırmış olduğu evinde yaşıyor. Zorunlu işler haricinde buradan hiç ayrılmıyor. Elinde gitarı ya evinin balkonunda ya da ormandaki çam ağaçları arasında şarkısını çalıyor, kendi sesini kendisi dinliyor. Tam istediği gibi herşey doğal. İnsanlarla ilişkileri de çok farklı, kimisinin oğlu, kimisinin ağabeyi, kimisinin de arkadaşı. Tekir'de herkese selam veriyor, 7 'den 70'e herkes onun bu tavrından ve duruşundan çok memnun. Kim olursa olsun yolda kalan herkesi arabasına alacak kadar samimi ve tevazu sahibi. Kısaca doğanın ortasında inzivada Kekilli.
Murat'ın evine misafir olduk, küçücük bahçesine dikmiş olduğu çam ağaçlarını, çamların ne kadar uzun sürede büyüdüğünü, ne kadar yararlı ağaçlar olduğunu anlattı. Bir ağacı kurumuş diye günlerce üzülmüş, olayın etkisinden kurtulamamış. Ve eğer günün birinde Kekilli yaşamını tam manasıyla rayına oturtup "ferah"a erip mutlu bir yuva kurarsa doğacak çocuklarının isimlerini şimdiden hazırlamış. Kız olursa; Su, erkek olursa; Toprak. Çocuklarına ismini verecek kadar suya ve toprağa aşık bir insan. Sadece bunlar değil Kekilli'yi farklı kılan. Fikir bazında da marjinal fikirlere sahip. Felesefeyi hayatın kendisi olarak yorumluyor ve Big–Bang Teorisi'nin yanlış yorumlandığını söyleyecek kadar da derin bir bilgiye sahip.
Aksiyon Dergisi olarak Murat Kekilli ile Adana'nın Tekir Yaylası'nda hem yeni kasetinde yer alan şarkılarına eşlik ettik, hem de özel bir söyleşi yaptık. Hayat felsefesinden, fırsatları bir kenara bırakıp döndüğü mütevazı yaşantısına, Arabi'den Hegel'e, ilgilendiği Big–Bang Teorisine kadar herşeyi konuştuk.
İnzivada mutluyum
—Bir anda zirveye çıktınız, sonra sessizliğe büründünüz, hayata mı küstünüz, yoksa ortama alışamadınız mı?
Mutlulukla alakalı birşey. Ben buralarda mutluyum. Yani yaşantının kendisi. Ben İstanbul'un yaşantısını kaldıramadım. Şehrin gürültüsü değil, insanların yaşantısındaki kalite beni rahatsız etti. Genel olarak almıyorum. İstanbul'da çok küçük de olsa bir zümre var, bu zümre, müzik alemine, sanat alemine örnek teşkil ediyormuş gibi görünüyor. Ve bütün Türkiye böyle yaşıyormuş gibi gösteriliyor. Türkiye günlük–güneşlik, insanların sorunları, kaygıları yokmuş gibi gösteriliyor. Açlık yok, ekonomik sorun yok gibi.
—Diğer sanatçılar bundan pek rahatsız oluyormuş gibi gözükmüyor, siz niye rahatsız oldunuz?
Ben bu toplumun bir ferdiyim. Toplumun içinde olmayan bir insan ancak ben rahatsız olmuyorum diyebilir. Ben bu gidişattan rahatsız oluyorum. Ekonomik kaygıları onlar güdüyorsa benim de gütmem lazım. İnsanım, o zaman toplumun bu kaygılarını benim de hissetmem insanlık vazifemdir.
—Eğer İstanbul'da kalsaydınız, belki manevi değil ama maddi olarak çok büyük kazanç sağlayacaktınız.
Çok doğru. Benim kaygım yok. Ben insanların kaygılarını birebir yaşıyorum. İstanbul'da cenazen olursa kimsenin haberi olmaz. Bir evde ölürsün insanlar ancak kokudan rahatsız oldukları için senin öldüğünün farkına varırlar. Burada ilişkiler çok farklı, ekonomik sorunlar var, diğer sorunlar var, benim bile su sorunum var, burada yaşayanlar gibi. Bu sorunlarla boğuşmak, bağırıp çağırmak beni mutlu ediyor. Doğal olacak, yapaylaştığı zaman ben rahatsız oluyorum. Mekanik bir insan olup çıkıyorsunuz. Ben mutluluğu burada buldum. İstanbul'da yaşantılar ve kaygılar çok farklı.
—Peki bu tavrınız nereye kadar devam edecek?
Benim tavrım, ben mezara girene kadar devam edecek. Ya hep beraber cennete gireceğiz, ya da dünyayı cehenneme çevireceğiz.
—Ya müzik dünyası sizin bu tavırlarınızdan dolayı sizi sınırlarının dışına atarsa.
Kendi seçenekleri. Ben terkedilmişlikle karşı karşıya kalacağım diye yaşantımdan taviz veremem. Bu benim yaşantım.
Benim ışıklarım var
—Doğru yerde doğru insanlarla karşılaşırsam çok büyük porjelere imza atabilirim demişsiniz. Karşınıza hiç mi doğru insan çıkmadı?
Böyle bir söylemim var. Ama bu herkes için geçerli. Veriler hazır, önemli olan doğru insanların karşınıza çıkması. Ama orada doğru insanlar yok diye birşey yok. Musa Eroğlu, Cem Karaca, Moğollar, Fikret Kızılok, rehmetli Barış Manço bunlar hep benim için doğru insanlar. 68 kuşağı bana doğru geliyor, çünkü; idealleri var(dı). Bunlar benim takip ettiğim ışıklarım.
—Işıklarınızdan Cem Karaca, bir taraftan Nazım Hikmet'i ağzından düşürmezken, Necip Fazıl'ı da göğe çıkarıyor.
Hayat bir çelişkidir. Bu, doğru bir çelişkidir. En güzel insan birisinin inancına saygı gösteren insandır. Bir insan bir başkası onun fikrini taşımıyor diye çok rahat düşman olabiliyor. İnanılmaz bir ego tatmini var burada. Karşındakini dinlemeden, kendisinin haklı olduğu net yargısı kadar kötü birşey yoktur. Bütün fikirlere saygılı olmak gerekiyor.
Basından çok korkuyorum
—Medyadan niye bu kadar uzaklaşıyorsunuz?
Medya niye benden uzaklaşıyor sence?.
—Bilemiyorum. Belki Anadolu'yu ön plana çıkardığınız içindir.
Doğru, Anadolu benim içimde. Onlar için demek ki Anadolu yanlışmış. Onların yaşantısı İstanbul içindir. Onlara mutluluklar diliyorum. Dolar 2 milyon olsa göbek atacaklar, ben bunun için geldim. Burada doların fırlama ihtimali yok. Birisinin cebinde dolar çıksa yüzüne tükürürler. Kaygıları farklı. Taban benzese de temel tamamen farklı.
—Anlaşılan medyadan çok korkuyorsunuz.
Basın doğru işler yapsın. Madem bu ülkede birinci güçler, o zaman doğru işlerle uğraşsınlar. Ben nasıl korkmayayım. İsteseler bir gecede herşeyi değiştirirler. Niye olumsuzluklarla uğraşmıyorlar. İşlerine geleni yapıyorlar. Canavarlar. Ben korkarım. Hiçbir güvenim yok. Ailemle televizyon izleyemez oldum.. Bir iki gazete ancak okuyabiliyorum.
—Size birisi çıkıp köyün delisi derse ne dersiniz?
Doğrudur. Ben bir deliyim. Bu köyün delisiyim. Allah herkesi deli etsin o zaman. Delilikle akıllılığa çokluğa göre karar veriliyor. Hoşuma da gidiyor deli demeleri. Ben delilikten gocunmuyorum. Tarihteki birçok delinin aslında deha olduğu daha sonra anlaşılmıştır. İnsanlar çekip geldim diye bana deli diyorlar. Dizi çekecek, reklamlara çıkacakken, işi kıvıracakken yapmadı, çekip gitti diyorlar.
—Bana Murat ile Murat Kekilli arasındaki farkı anlatabilir misiniz?
Daha önceki Murat Kekilli de kahve köşesine oturup, okey oyunuyordu, şimdiki de. Şu anda bir değişiklik yok. Aslında kahve kültürü bana ters ama zaman yettiği kadarıyla takılıyorum. Sadece isimde bir uzama oldu. Yaşantımda çok büyük bir farklılık yok. Yaşantımdan taviz verecek değilim.
—Duruş, konum ve tavırlarınız bakımından ideolojiyi bir tarafa bırakırsak sizi Yılmaz Güney'e benzetiyorlar.
Yılmaz Güney'i çok iyi bilirim. Benim sevgililerimden biri. Benim ışıklarımdan biridir de. Benim güttüğüm kaygıları o yıllar önce gütmüştü. Aynı düşünceleri paylaşıyoruz. Tabii ideolojisini bir kenara bırakarak.
Haftada 50 bin dolar teklif ettiler
—Yılmaz Güney'deki bakışın sizde olduğunu fark edenler size dizi teklifinde bile bulunmuş.
Film benim hakım değil. İhanete en büyük gerekçe. Sendeki bakış Yılmaz Güney'den sonra gelen en etkili bakış dediler. Bana haftada 50 bin dolar teklif ettiler. İstediğin mankenle oynacaksın, senaryo hazır, sen evet de tamam. Kabul etmedim. Ben sadece müzik yapmak istiyorum dedim onu da kursağımda bıraktınız dedim. Yaptığımız bu işten bir ekmek yiyip branşlaşabilirsek mutlu olurum. Teklifleri geri çevirdiğim için pişman değilim, olmayacağım da.
—Piyasaya çıkan herkes ben sanatçıyım deyip, herşeye soyunuyor, siz bunlardan daha iyisiniz, neden bu teklifleri geri çevirdiniz?
Biz ilk defa piyasaya çıkacağımız zaman, önüne gelen sanatçıyız diyor eleştirisini kendimize yönelttik ve cevabını kendi kendimize verdik. Çok korktuk, bunlar da kimmiş demelerinden. Sadece müzik yaptığımıza inanıyoruz. Sanatçı değiliz. Gerçek bir sanatçı olmayı isterim. Herkes sanatçı olamaz. Bu yakıştırma insanlar tarafından olur. Kültürü, birikimi, zaman dilimini aşmak lazım. Benliğinle karşı karşıya geldiğin zaman ben diyebilmelisin. Ben diyen şeytanın cennetten kovulmasına benzemesin. Yani benliğini aşmalısın. İnsanlar beni çok sevdi. Doğal ve yalın olduğum için. Bu insanları hayal kırıklığına uğratıp, piyasadakiler gibi olmam. Bu yüzden şimdi sadece müzik yapacağım.
—Değişik yararlı etkinliklerde varsınız, TEMA, kimsesiz çocuklar yararına, belki yarın insanlık için önemli olan başka etkinliklerde bulunacaksınız, sizin gibi başkaları da var bu etkinliklerde ama başka türlü, yani ekmek köfte misali.
Adana'da poliklinik yaptıracaklar, kaç para alırsın dediler. Sadece elemanlarıma verin yeter dedim. Sözleşmeye imza attım. Bizim yanımızda birkaç sanatçı daha vardı, onlar paralarını aldılar. Benim ismim verilecekti polikliniğe. Verilip verilmediğini bilmiyorum, dönüp bakmadım bile. Hayır işinde her zaman varım.
İntiharlar polis kayıtlarında doğrulandı
—Çok hümanist tavırlar ve görüşler sergiliyorsunuz, ama 35 kişinin intiharı ile suçlandınız. Burada bir çelişki yok mu?
35 değil 200 kişinin intiharı sözkonusu. Bu polis kayıtlarında doğrulandı. Bunu ilk defa söylüyorum. Olaylar doğru, intihar teşebbüsü, intiharlar, hepsi doğru. Nedenle araç arasında çok fark var.
—Siz intiharlarda araç mı oldunuz?
Araç değilim. Bir yaprağı bile incitmekten korkarım. Bunun hesabını bir şekilde verirsin.. Hem bu dünyada, hem öbür dünyada. Çıplak ayakla toprağa basarken aman toprağı incitmeyeyim diye korkuyorum. Hele ilkbaharda doğuma gebe olduğunu düşünerek toprağı incitecekmiş gibi basarım. Vakaları polis arkadaşlar doğruladılar. Gel de dehşete düşme. Bu ülkenin "Makber" gibi bir şarkısı var. "Bu akşam ölürüm" şarkısı yazılmış daha sonra sevgilisi karşılık vermeyince şarkıyı yazan intihar etmiş diye uydurmalar ortalığa yayıldı. Bu yüzden dinleyenler intihar ediyormuş.
—Anadolu benim diyorsunuz, Anadolu nerenizde?
Dağa, ağaca değil, ruha hitab etmek lazım. Bazı şeyler anlatılmaz. Sevgi anlatılmaz, aşk anlatılmaz. Seni seviyorum diyor, böyle sevgi olmaz. Onu söylerken onun kabarcıkları başka olur.
—Sevgi nedir o zaman?
Sevgi tarif edilmez aslında. Bazen bir bakıştır, bazen bir dokunuştur, eksiltmektir, çoğaltmaktır, bir yerden alıp bir yere koymaktır. Tam karşılığı herşeydir.
Ben ağıtçı olabilirim
—Müziğinizde Anadolu'nun etkisi nedir?
Anadolu demek toprak demek. Ve o toprağın özü demek. İstanbul da bu coğrafyada ama Anadolu deyince İstanbul aklıma gelmez. Dağlar, ovalardır ve üzerindeki duygulardır Anadolu. Müziğimin kaynağı da budur.
—Müziğinizi nasıl tarif ediyorsunuz?
Benim bir tarzım yok. Ben sadece müzik yapıyorum. Yeri geldiğinde halk müziği yapıyorum, yeri geldiğinde aşk var, yeri geldiğinde sertleşiyoruz, benimle uğraş diyor. Yeri geldiğinde arabeskleş öl benim için diyor. Ruh nereye itiyorsa o şekilde müzik yapıyoruz. İnsanlar "ağıtçı" diyor. Çukurova'da ağıt çok yaygındır. Bundan etkilenip söylüyorlar. Ağıt ama tam ağıt değil. Benim kesin bir tarzım yok.
—Anadolu Rock diye birşey var...
Benimle bir ilgisi yok. Anadolu Rock'un babaları var. Moğollar, Haluk, Teoman, Kıraç gibiler bu işi çok iyi yapıyorlar.
—Müziklerinde belirgin bir isyan yok...
Belirgin olmasa da var. Ama sorunlarla her zaman boğuşuyorum. 21. yüzyıl insanlığın en büyük aybı. İnsanlar dünyanın hemen hemen her yerinde açlıkla boğuşuyor. Kapitalizm olduğu sürece bu hep böyle devam edecek. Açlık kadar kötü birşey yok. Bazıları bu kanla besleniyor. Sistemlerin tamamı bozuk. Ben bu dağların çocuğuyum, karşı koyarım.
—Yörük müsün?
Evet ben bu dağların yörüğüyüm.
—Bu dağlarda Karakeçili yörükleri var.
Çok doğru ben Karakeçili yörüğüyüm. Çocukluğum çadırlarda geçti. Kamyonlara doluşup yaylalara gider, orada yazı yaşardık. Çadırlarda yaşayıp doğayı tamamen içimizde hissederdik. Hamallık yaptım. Hem çalıştım, hem okulla gittim.
—Elazığ'la bir bağlantınız var mı?
Çok yaklaştınız, bunu hiçkimse bilmez. İlk defa söylüyorum. Benim babam Çukurovalı, Ceyhanlı, annem ise Malatyalıdır.
—Felsefeye ilginiz olduğunu biliyoruz, nereden kaynaklanıyor bu ilgi?
Felsefe insanın yaşantısı, birikimi, hayata bakışıdır. Muhyiddin Arabi'yi severim, Feridüddin Attar. Nasıl insan olabilirimin çıkarımları var. Eğer insan insan olmazsa dünya bugünkü halini alır. Demek ki; felsefeden yoksun bir dünya var, ya da sayıları çok az. Yani kendi felsefesini oluşturmuş olanların sayısı yeterli değil. Bugünkü halden hiç kimse memnun değil. Yöneticiler bile memnun değil. Özeleştiri vakti çoktan geçti. İngiltere batacak, Arjantin gitti, Almanya tökezliyor. Tarih kölelerin efendilerine başkaldırmalarıyla doludur. Bir gün mazaallah bir başkaldırırsa ortada hiçbirşey kalmaz. Doğrusunu istersen o günü merakla bekliyorum. Kölelerin başkaldırışını.
—Siz köle misiniz?
Evet ben bir köleyim. Siz sakın özgür olduğunuzu düşünmeyin. Hiçbirimiz özgür değiliz. Eğer bir insan bana biz üniversitenin kapısından içeriye giremiyoruz diyorsa, kazanmış olduğu hakkı elinden alınıyorsa, özgürlükten konuşmak yanlış olur. Birçok şey karıştı. İyi insanla kötü insan karıştı. Evet ben efendilere karşı mücadele veren, verecek bir köleyim, hamalım.
Keşke kıyamet kopsa
—Hamallıktan insanları derin düşüncelere götürecek kadar bir felsefi boyuta nasıl vardınız?
Felsefe bir gecede oluşmadı. Topyekün bir birikimdir. Yaşadığım mahalle şimdi teksas. İnsanlar bir ekmeğin peşindeler. Eğer burası düzelirse, tüm dünyanın düzeleceğine inanıyorum. Oranın düzelebileceği hiç aklıma gelmiyor. Umutsuzluk ile umut arasında bir çizgideyim.
—Çok karamsarsınız.
Karamsar değilim. Aradayım. İnşaallah düzelir diyor insanlar. Neye göre diyor bilemiyorum. Bir gün tam düzelecek diyorum, ertesi gün geliyor kesin düzelmez diye bir düşenceye dalıyorum. Bu benim kişisel bir özelliğimden kaynaklanmıyor. Hal durumundan kaynaklanıyor. Hem içten hem dıştan ülkeye çomak sokuyorlar. Tahtakale diye uyduruk bir yer var. İki beyefendi oturmuş bugün ne yapalımı tartışıyor, bugün doları yükseltelim, ertesi gün geliyor, hadi garibanları sevindirelim diye dolar düşsün diyorlar. Televizyonu açıyorum gülüyorum, gülmemek için açmıyorum, ağlanacak halimize gülecek değilim. Hiçbir kavim hep beraber kıyameti bu kadar istememişti. Kıyamet kopsun, bir an önce gelsin de kurtulalım diye.
—Hegel–Arabi arasında bir bağ kuruyorsunuz...
Üniversiteden bir dekan abimiz bana sordu "Biz daha bunun araştırması içindeyiz, bundan emin değiliz, sen nereden bu kanıya vardın" dedi. Hocam dedim Arabi'nin 70 deve yükü kitabı vardır, hepsi kayıp sadece bir deve yükü kitabı bulundu dedim. Bunlar o dönemde Doğu felsefesinin etkilenmesinden, ellerinde kitapların olmasından dolayıdır. Zaten Batılı düşünürler ve bilim adamları Doğudan çok etkilenmişlerdir. İlk önce dinsel felsefeler. Bunlar mistik Doğu kökenli. Hegel okunduğunda Arabi'den etkilendiği ortadadır. Bir tek farkı zaman. Mutlak bir etkileşim var.
—Big–Bang Teorisine inanıyorsunuz.
Herşey nokta ucu kadar bir iğneydi. Bir boşluk içindeydi. O patladı. Bu toz bulutu halinde sürekli dönüp, soğuyup kütle olup gezegenler, yıldızlar oluştu. Biz hatayı büyük patlamada yapıyoruz. Herşey bir boşlukta oldu. Bu yanlış, zaman ve o boşluk da o noktanın içindeydi. Patlar patlamaz boşluk içinde oluştu. Biz hatayı burada yapıyoruz. Zamanın etkileşimi olabilmesi için bir güce, bir enerjiye ihtiyacı vardır. Bu noktayı plak duvarına kadar getirebiliyorlar. Tahminleri de plak duvarına kadar. Bunların hepsi teori. Ama önemli olan bütün bunları hareketlendirecek güç.
—Bütün bunlar sizi yaratıcıya daha da mı yaklaştırıyor ki, Allah'la dertleşiyorum diyorsunuz?
Herşey aşkla. Kendimi yanlız hissediyorum. Bu yüzden Allahımla dertleşiyorum. Seviyorum demekle olmaz. Aşığım deyip bir ağaca dokunmak değildir, eğer gerçekten seviyorsan dokunursun. Ben bir nevi lisan—ı halimle dua ediyorum. Böyle şeyleri tam olarak anlatamazsınız. Tepkiler, hareketler aslında bunun kısmen dışa vurumu oluyor. Metafizik çok ayrı bir alem. Ama burada taşları çok iyi oturtmak gerekir. Yoksa yaratıcıya isyan başlar.
—Son olarak şunu sormak istiyorum, yeni kaset ne zaman çıkıyor ve yine insanları etkileyecek parçalar var mı?
İki yıldır hazırlanıyoruz. 20 parça var, sadece 10 tanesini kasete aldık. Ekibimle çok iyi çalıştık. Ekim başında kaset çıkacak. "Padişahın kızı", "Seni çılgın" 10 parçadan sadece ikisi.
gülyabani
|
|

250.jpgSuya yazı yazmakSuya yazı yazmak
BiliminsSuya yazı yazmak
Biliminsanları dalga jeneratörleri kullanarak suya yazmayı başardılar. Yuvarlak bir tankın içinde yapılan deneylerde Japon ve Latin alfabelerinden karakterler suya yazılabildi.anları dalga jeneratörleri kullanarak suya yazmayı başardılar. Yuvarlak bir tankın içinde yapılan deneylerde Japon ve Latin alfabelerinden karakterler suya yazılabildi.sTRaLiS
|
|

253.jpgFareler çiftleştirildiFareler çiftleştirildi
Ayrı cinslerde olan bir fareden sperm alınarak diğer farenin bünyesine yerleştirildi, ve çiftleşmesi sağlandı. Sonuç? Sağlıklı bir yavru doğdu! Biliminsanları bu metodu kullanarak soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanların korunmasını amaçlıyor. sTRaLiS
|
|

286168858_c8e8153c04_m.jpgZARAZara, 15 Ocak 1976 yılında İstanbul'da doğdu. Küçük yaşlarda müziğe olan tutkusu dikkat çekti ve ailesi ile yakın çevresinin desteğiyle bir amatör kaset yaparak müziğe ilk adımını attı..
O yıllarda Milliyet Gazetesi Halk Müziği Yarışması açmıştı. Zara, 1991 ve 1993 yıllarında yapılan bu yarışmalara katılarak Türkiye birincilikleri kazanma başarısı gösterdi.
Daha sonra İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Şan Bölümü'nde müzik eğitimi almaya başladı.
1996 Yılında TRT'nin açtığı "Yetişmiş Ses Sanatçısı Sınavı"nı kazanarak TRT İstanbul Radyo Türk Halk Müziği Akitli Ses Sanatçısı olarak görevine başladı.
Ertesi yıl Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen "Yunus Emre Müzikal"inde oyuncu ve solist olarak sahne aldı.
Artık Zara kendini yetiştirmiş, profesyonel anlamda bir albüm çalışması yapmaya hazır hissetmeye başlamıştı. Çevresindekilerin ısrarı üzerine, kendisini 1998 yılında hazır hisseden Zara, 10 yaşından beri kendisini tanıyan Ali Osman Erbaşı'nın müzik yönetmenliğini yaptığı ilk albümü "Avuntu"yu büyük bir mutlulukla tamamladı.
Zara müzikten farklı olarak ayrıca "Eylül Fırtınası" ve "Deli Yürek-Boomerang Cehennemi" isimli sinema filmlerinde oyunculuğunu sergilemiştir.gülyabani
|
|
|

3913.jpgALİ NAR1938 yılında esasen Erzurum ili Hasankale ilçesi Issisu köyünde (şimdi Sarıkamış'a bağlı) doğmuş, köyde büyümüş. 1949'da ise, ailece Yozgat'ın Karahalli köyüne hicret etmis, orada gelişip yetişmiştir. İçinde doğduğu köy, Doğu Anadolu'nun fakirliğini yaşıyordu. Doğduğu aile ise köyün de fakirlerindendi...
Babası bu köyde doğmuş büyümüş. Dedesinin dedesi ise bu köye imam olarak yakın bir köyden gelip yerleşmiş. O yüzden bu aile (veya kabile) Mollagil diye anılır. Babası Molla Sehri-ünvanıyla tanınırdı. (Yozgat'a göçedince bu aile unvanı unutuldu. T.C. nin uydurduğu soyad yani (Nar) olarak anılır oldu.] Birinci Dünya savaşında Erzurum cephesinde savaşan baba. "Bölük Emini" olarak tanınmıştı Akranı da onu öyle bilirdi.
Bu savaşta cephe bozulunca, ayrılmış ve Batıya hicret etmekte olan ailesine Bayburt'ta ulasan baba Molla Sehn, burada yazarımız Ali Nat'in annesi Hasan kızı Hava'dan doğma Gülü hanımla evlenmisti. Anne savaş anında aile fertlerini kaybetmiş genç kızdı. Bu evlilikten (10) erkek (4) kız evladı olmuş. Beşi daha bebekken, ikisi ise belli yaşta ölmüş ve yedi çocuğu büyümüstü... Yazarımız işte bu yedi kardeşten alimcisi olarak gelişti...
İlkokula doğduğu köyde başladı. Ancak üç yıl gecikmeli başlamıştı. Çünkü babası onu hep Kur'an okutmakta ve hafiz yapma azmindeydi... Gecikmeli başladığı ilkokulda bir sınıf atlayarak gitti. Çünkü okul öncesi okuma yazmayı öğrenmişti. Hatta bir de not defteri yapmış; dualar, şiirler ve önemli olayları not ediyordu...
Yozgat'a hicretleri dikkate değer olaydı: Dede Molla Süleyman'ın dokuz erkek evlâdı vardır. Yazar'ın babası Molla Sehri yaşça üçüncü sıradadır.
Dünya savaşında Ruslar köyü bastığında. Molla Süleyman'ın evde bulunan oğulları, kadınları, çocukları alıp Erzurum'a doğru kaçarlar. Babaları, bir kardeşle evde kalır ve Rusya'ya esir gider, dönmezler. Kalan sekizden ikisi savaşta şehid olur. Altı kardeşte tekrar istiklâl savaşına katılır ve hepsine de madalya verilir. Ancak köyde verimli arazisi bulunmayan bu kardeşler yoksulluk çeker. Ayrıca 1950 öncesi tek lider, tek şef despot yönetimden bunalan Molla Şehri, kitaplarının köy muhtarı tarafından müsadere edilmesine de tahammül edemez ve İç Anadolu'da çiftçilik için boş arazi bulurum ümidiyle tebdil-i mekânı dener... Bu arada, cihan savaşı yıllarında oralarda kalan amcasının oğlu da çağırınca, oraya göçeder:
Köyünden Erzurum'a kadar öküz arabasıyla, oradan Kayseriye trenle, oradan kasabaya kamyonla oradan da Karahalli köyüne at arabasıyla intikal eden aile, bu köyde 1969 a kadar kalır. Ancak arazi sahibi olamazlar. Burada da geçim sıkıntısı sürer... Bu meyanda yazarımız Ali Nar, okumak ister. Babası onu hafız edeyim derken; o da ilkokulu birincilikle bitirdiğini hesabederek resmi okula gitmeyi isterse de şehirde barınma olanağı bulunmadığından bekleme sürer, 1952'de babası aniden vefat edince, şaşkınlık sürer. Ağabeyleri köyde ırgatlık yaparak geçinmektedir. (15) yaşına basmış bulunan Ali Nar ise hayal kurmaktadır.
Öyle bir okul olsa ki, hem Kur’ an ve din okunsa, hem de öbür dersler... Ve bu hayali 1953 yılında gerçek olur. Kayseri ilinde bir okul açılmış, üçüncü yılına bile girmiş...
Ağabeysi, Ali Nar’ ı ve iki yaş büyük Mehmet’i alıp bu okula kaydettirir. İlk sene bakımsız bir evde kalırlar. Bütün işlerini kendileri yapmaktadırlar. Dolayısıyla, ilk anda intibakta zorluk çekerler. Ama sene sonunda başarılıdırlar. İkinci yıl yurt açılır ve oraya giderler. Daha sonra da üstün başarı nedeniyle yurda parasız olarak alınırlar. Altı sene sonunda anlaşmazlık yüzünden, Erzurum İmam-Hatip Okuluna intikal eder ve oradan da üstün başarıyla mezun olurlar. Aynı yıl İstanbul’da yatılı olarak dört yıl okur. Osmanlı ulemasından artakalan bazı hocalardan feyz alır. Tıpkı Kayseri ve Erzurum’daki gibi. Ancak Arapça’yı ciddi manada Kayseri’nin “Kavgacı Osman Efendi”diye tanıdığı alinden aldığı gibi, Edebiyat zevkini de Mahir İz’den alır. Ömer Nasuhi ve Ahmed Davudoğlu da feyz aldığı alimlerdendir. İstanbul’da devrin, şair yazar ve ulemasını tanır. Ama üzerinde en büyük etkiyi büyük şair Necip Fazıl’dan görür.
Kader onu götürür, bu yüksek okulu bitirdiği gün, Necip Fazıl’la tren yolculuğunda tanıştırır. Bu tanışma ve tanınma onun ufkunu değiştirir ve edebiyata ağırlık vermesine neden olur.
1964 sonbaharında Diyarbakır İmam-Hatip okulunda öğretmenliğe başlıyan Ali Nar, İstanbul ‘da başladığı ve dergilerde,gazetelerde neşrini denediği şiir ve makalelerini oradaki “Yeni Şark Postası”adında mahalli gazetede sürdürür. Orada şair Ömer Faruk Turgut da onu Sezai Karakoç’la tanıştırır. Bu Ali Nar’ın yazı hayatındı yeni bir hareket sağlar. Serbest şiir ve deneme türüne yönelir. Üslub’unda da Karakoç’un etkisi başlar... (Tabii zamanla kendi üslubunu da bulacaktır.)
Üç yıl kaldığı Diyarbakır’da; çeşitli edebi ve kültürel faaliyetler sergileyen yazar, aynı zamanda İstanbul ve Ankara’da çıkan dergi ve gazeteler gönderdiği çalışmalarıyla ismini duyurmaktadır (Orada kültür çevrelerinde, “Güney Anadolu’nun Necip Fazıl’ı diye tanımlayanlar oluyor)...Bu sırada, sol akımların çok rağbet gördüğü bölgede fikri çatışmalarda hayli öne çıkan yazarı, yönetim Diyarbakır’dan uzaklaştırır. O hengamede kazandığı imtihan sonucu, Yüksek İslam Enstitüsü’ne tayin yapılacağına Afyon iline nefyedilir.
Oradan askerliğe gider. İki yıl sonra da, Erzincan İmam-Hatip Lisesine tayin edilir. Orada da dört yıl boyunca, dernekler kurar, organizeler yapar. Ve bu sefer, kendi yazdığı piyesleri sahneye koyarak gençliği eğitmeye çalışır. O kadar ki; Erzincan’da Kültür ve Edebiyatın mümessili olur. 1973 yılında İzmit (Kocaeli) İmam-Hatip Lisesine naklini yaptırırken; Erzurum İlahiyat Fakültesinde Kelam Asistanlığını kazanmıştır, siyasi nedenlerle tayin edilmemiştir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde tez yapmak istemiş, imtihana almamışlardır. O da yazı hayatını burada üç koldan hızlandırmıştır: Erzincan’da çıkardığı “Erdem” okul gazetesin benzer, “Dönüş” gazetesini çıkarırken, İstanbul basınında da sürekli yazmaya başlamış. Bir yandan da kitaplarını neşre gayret etmiştir:”Fetih” ilk basılan kitabı (piyesi) ardından “Koro” (Piyes) ve üçüncü olarak da; M.T.T.B (Mili Türk Talebe Birliği)’nin açtığı tiyatro yarışmasında birinci olan “Muhtar Kafası” piyesi basılmış ve bütün Türkiye’de yüzden fazla yerde sahnelenmiştir.
1975’te eğitim ve araştırma maksadıyla burslu olarak Irak’a gitmiş. Bu seyahatini; Musul, Bağdat, Kerbela, Necef, Halep, Şam, Beyrut, Amman, Mekke, Medine, Hayber, Cidee... olarak sürdümüş; görduklerini ve Hacc sırasında tanıyıp dinledikleriyle, oraların banından derlediklerini; “Ortadoğu Günlüğü” diye bir seyahatname veya günlük olarak yazıp neşretmiştir. Bu kitapı ise, gezi sırasında derlediği kitaplardan, roman, hikaye, şiir,tiyatro,dini eser...olarak çevirileri izlemiştir.
Necip Giyrani’den Cakartalı Kız, Kuzey Kahramanlar, Kara Gölge, İlahi Nur, Yahudinin Kanlı Böreği...yanında Ali Ahmet Balıkesir’den Cihada Çağrı romanlarını Tevfik el-Hakim’den, Mahmud Müflih, Necip Mahfuz’dan hikayeler çevirisi yaptı ve bu zevatı Türkiye’de meşhur etti. Velid el-Azami, Ö. Baha’üddin el-Emiri, Nizar Kabbani...den şiirler çevirdi.
Mezhepsizlik üstüne eleştirel eserlerle birlikte, akideye dair kitaplar ve Siyret’e dair eserler yazdı,çevirdi...
Öğretmenliği 1977’de İstanbul’a nakledince bu kitapları neşrettirme imkanı buldu.
Milli Gazete ve Yeni Devir’de yazdıklarıyla Türkiye çapında ismini kabul etttirdi. 1980’den sonra necip Fazıl’ın, “Büyük Doğu’suna kadar yazısını ulaştırdı. Pınar, Mavera, Yeni Sanat, Sedir, Çınar dergilerinde ve sağda çıkan her kültür dergisinde yazdı. (Tohum, Hilal, İslam, M.Gençlik, Düşünce, Hakses bunlardandır.)
1976’lardan itibaren, Cemaleddin Efgani mezhebindekilerin çıkardığı fitneye karşı, A.Davudoğlu ve Necip Fazıl’ın temsil ettiği Ehl-i Sünnet cephesinde yazdı ve Efganicileri ilzam etti. Bu arada Akide ile ilgili yirmi kadar temel kitabı yayına hazırladı ve tek cilt halinde çıkardı.
1986’larda Dünya İslami Edebiyat Birliği ile ilgi kurdu ve Şeyh Nedvi’ yi tanıdı. Kendisini İslam Aleminin ediplerine tanıttı. Ta 1975’ lerde tanıştığı Dr. Muhammed Harp (Mısırlı,Türkiye’de doktorasını, Yavuz Selim’in Mısır Seferi üstüne yapmıştır) ilgisini hep sürdürdü. Türkiye’ deki Müslüman Şair ve edipleri tanıttı.
1989,1991,1994,1996’larda İstanbul’ da Dünya İslami Edebiyat Konferanslarını tertipledi. Ve 1997’ de Dünya İslami Edebiyat Birliğinin Türkiye Şubesini kurdu...
1986’dan itibaren “İslami Edebiyat” dergisini kurdu. 26 Sayı çıkan dergi,1994’te kesintiye uğradı.
1990’da resmi görevinden emekli olan Ali Nar kitap yazmaya ağırlık vermiş ve var olanların yeni baskılarını yaptırmaya gayret etmiştir. Bu güne kadar (1997 yaz mevsimi) 40 kitabı çıkmıştır. Ayrıca; “Hacc Rehberi”, Resulullah’ın Hayat Şeması”, Müslümanlığın Gökkuşağı” gibi üç çalışması da basılmıştır.
Bunlar birer sahifelik levha olup;
-Hacc özeti ve uygulama planı,
-Rasulullah’ın Hayat kronolojisi,
-İsalmi ilimlerdeki (itikadi, Ameli, ahlaki) tüm kavramların Gökkuşağı şeması üzerinde 7x9=63 çizgi üzerinde tanzimi...
Kitapları: Telif olanlar- Tercümeler. Bunlarıda Edebi olanlar, İlmi olanlar diye dört sınıfta toplamak mükün.
Kitapların hemen hepside Türkiye’de orijinal ve türünde (tek veya) ayrıcalığı, özelliği olan eserlerdir. Mesela; Dr. Said Ramazan el-Buti’nin Fıkhussıyre’ si böyledir. Kendisinin; Kırk Hadisle Müslüman Kimliği de böyledir. Yine türünde tektir veya ilktir.
Şimdi listedeki kitapları birer cümleyle tanıtıyoruz:
A- Telifler:
a) Edebi Eserleri:
1) Fetih - (piyes): İstanbul fethini konu almış. Okul sahneleri için yazılmış. M.E Bakanlığı Öğretmen Yazarlar Serisinde 7. baskısı yazılmış.
2) Koro - (piyes): Solcu öğretmen ve Türkiye’deki eğitim komedyasını işler.
3) Muhtar Kafası - (piyes): Türkiye’deki resmi ideoloji ve yönetimdeki bayağılıkları hicveder.
4) Porselen Dişli Bürokrat - (piyes): Yönetimi ve resmi ideolojiyi, dıştan güdümlülüğü daha değişik üslupla ele alır. Özellikle Demokrasi, seçim v.b. ni hicveder.
5) Nasrettin Hocadan Öğütler - (piyes): Nasrettin Hocanın anlamlı fıkralarında uyarlama...
6) Hortlaklar - (piyes): Fabl türü- çizgi film için yazılmıştır. Ama siyasidir.
7) S. bin Müseyyeb’in “HAYIR” Dediği Gün- (piyes): Arapçadan çeviri
8) Ezan Donanması - (piyes): Değişik stilde şiirlerden oluşan divan.
9) İki Sonsuzda Gerilim - (deneme): Otuz yıllık dönemde yazılanlardan seçmeler.
10) Kan Denizi - (hikaye): Sanat endişesiyle birlik, İslami tahassüs eseri hikayelerden oluşur.
11) Muhtar Name - (mizahi hikayeler-modern)
12) Bir Demet Yasemin - (çocuk hikayeleri): telif veya terceme (Arapçaya çevrildi)
13) Orta Doğu Günlüğü - (gezi notları): Gün gün yazılmış tesbit ve gözlemler.Bir tür roman.
14) Anadolu Günlüğü - (notlar): 40 yıllık macera. Tarih fikrine sahip olduğu günden,emekliliği kadar görülen önemli olaylar.(çok özel olanlar, müstakil hikayeler halinde yazılmıştır)(T.Y. Başlığı Ödülü- yılın kitabı)
15) Mizah Edebiyatı - (İnceleme): Tarihçesi, tanımıyla Türk mizahı, İslami değerlendirme ve örnekler.
16) Arılar Ülkesi - (roman): Ütopya. Arılar sembolüyle Türk Milletinin ve özgürlük savaşı veren toplumların son asırdaki macerası. (Arapçaya çevrildi. D.İ.E. Birliğinin yarışmasında 1. lik ödülü)
17) Uzay Çifçileri - (roman): Bilim kurgu. Türkiye’de ve İslam Aleminde ilk bilim kurgu romanı olarak tanıtıldı. 2018’de Dünya İslam Birliğinin vardığı üstün seviyede, uzaya gönderdiği ikinci gemi: Jüpier’in uydularında ve öbür güneş sistemlerinde hayat ortamı keşfeder ve bazı sebzeleri üreterek dünyaya getirirler...
b) İlmi Telifler:
18) Müslümanlığın Gökkuşağı - (deneme ve makaleler):İslam Ehl-i Sünnet dünya ve din tezini bütün kurumlarıyla özetleyen kitap.
19) Kırk Hadisle Müslüman Kimliği - (yorum): Kırk hadisin her birinde bir islami müessese veya prensibi anlatan ve bütüne varan yeni bir metod.
20) Hicret - (Araştırma): Hicreti Nebinin yorum ve değerlendirmesi.15. asır armağanı (Yeni baskısı 2002)
21) İlmi Kelam Dersleri - (ders kitabı)
22) Kur’an Dersleri - (ders kitabı- üç sınıf için)
23) Cep İlmihali - küçük boy özet ilmihal (Yeni baskısı 2002)
B- Tercümeler:
a) Edebi Eserler:
24) İslami Edebiyata Giriş - (İnceleme): n.el Giylani’den
25) Cakartalı Kız - (roman):N.el Giylani’den
26) Kuzey Kahramanları - (roman):N.el Giylani’den
27) Yahudinin Kanlı Böreği - (roman):N.el Giylani’den
28) Kara Gölge - (roman):N.el Giylani’den
29) İlahi Nur - (roman): (iki cilt) N.el Giylani’den
30) Cihada Çağrı - (roman): A.Ahmed Bakesir’den
b) İnceleme Eserler:
31) Fıkhussıyre - (siyretün Nebi): Yorum ve hüküm çıkarma metoduyla.Dr. M. S. Ramazanel Buti’den
32) Akaid Risaleleri - (20 risale) İmam Azam’dan günümüze Örnek –meşhur akaid kitapları. Terceme – metin ve notlarla.
33) İman Yolu - Teknik anlatımla akide ispatı. Yemenli Abdulmecid ez-Zenda-ni den.
34) Müslüman Kadını Kimliği - (İnceleme): Mağripli Abdullah et-Telidi’den
35) Tevhid’in Esasları - (araştırma): Dr.M.Slih’den
c) Tartışmalı Konular:
36) İçtihad, Müctehidler ve Mezhepsizlik Tehlikesi - Ahmed İzzüddin El Beyanuni (Halepli alim)
37) Dini Modernizmin Üç Şovalyesi- Dr. Hasib es Samerrai’den.
38) Nusayrilik ve Suriye’de Nusayri Zulmü - (derleme): Müşterek
39) Oğluma Kızıma Nasihat - (Derleme, terceme): a. Tantavi ve M: Şakirden
40) Zihin Özürlü İslamcılar ve Cimar Mezhebi - (telif):yazar Ali Nar. Türkiye yazarlar birliği ve dünya İslami Edebiyat birliği üyesidir.
41) Dinde Yenilikçiler ve Buluşma Noktaları - (telif)
42) Medine Rehberi - (tarihçe - Ahmed Şaban’dan )(çeviri)
43) Ehli Kitap Cennetlik mi? - (telif)
44) Tasavvufun Gerçeği - (telif –terceme)gülyabani
|
|

3~3.jpgHayat kurtaran 5 test PAP SMEAR TESTİ
Pap Smear testi veya bilinen diğer adı ile Smear testi her kadın için en önemli sağlık taraması testlerinden biridir. Bu konuyu ve mamografi konusunu, derinlemesine sınıf arkadaşım Profesör Dr. Ergin Bengisu ile konuştum. Hanımlara ciddi önerilerde bulundu. İşte önerileri:
Cinsel aktiviteye başladıktan bir yıl sonra ya da 21 yaşından itibaren (hangisi önce ise) kadınlar rahim boynu (serviks) kanserine yol açabilecek anormal hücrelerin saptanması için yılda bir defa pap testi yaptırmalıdır. Bu test bakirelere uygulanmaz. Pap testi için rahim boynunun yüzeyinden az miktarda örnek alınarak, kanser ya da kansere dönüşebilecek anormallikler aranır.
Pap Smear testi yılda bir defa yapılmalıdır. Kadınlar smear testi ne olursa olsun her yıl jinekolojik kontrolden geçmelidirler. Bu testin kullanılmasıyla rahim boynu kanserinden ölümlerden büyük bir azalma olmuştur.
Pap testi anormal çıktığında, insan human papillomavirüs (HPV) testi de yapılabilir. HPV rahim boynu kanserine yol açabilen cinsel yolla bulaşan bir virüstür. HPV testi, anormal Pap testi sonucuna neden olan bir yada daha fazla yüksek riskli HPV tipinin saptanmasına yardımcı olabilir. 30 yaşın üstündeki kadınlara iki testin birlikte yapılması önerilmektedir. HPV seksüel temasla geçer, bu test belirli cinsel aktivitede bulunan bakirelerde de uygulanabilir. İlk kez ne zaman cinsel temasta bulunulacağı bilinemediğinden 15 yaşından itibaren genç kızların, bağışıklığın sağlanması için, HPV aşısı olması önerilmektedir.sTRaLiS
|
|
|

4040.jpgNAZAN ÖNCELNazan Öncel 6 Şubat 1956'da İzmir, Karşıyaka'da öğretmen bir anne ve memur bir babanın evliliklerinin ikinci yıldönümlerinde dünyaya gelmiştir. Kameralarla ilk defa 1961 senesinde ilk ve tek sinema filmi olan “Acı Tesadüf”te çocuk yıldız olarak tanışmıştır. Altı yaşındayken annesi Raziye hanımdan nota öğrenmiş olması, ortaokul yıllarında gitar çalıp, şarkı söylemesinde büyük yardımı olmuştur. Ortaokul eğitimini sürdürürken mezun olduğu Zafer İlkokul’unun sene sonu kutlamalarında kara önlüğünü giyerek mandolin çalmıştır.
İlk sahne tecrübelerini, 1969'da Kervanlar Orkestrası'yla, üç yıl süren beraberliğinde yaşarken, 1971'de 15 yaşında kurduğu Çılgınlar grubuyla birlikte düğün salonlarında ve festivallerde şarkı söylemiştir.1976'da İzmir Radyosu'nun düzenlediği bir şarkı yarışmasında “Annem” isimli bestesiyle katılarak birincilik elde etmiştir. 1978'de İstanbul'da ilk 45'lik kaydını gerçekleştirmiştir. Necdet Koyutürk Orkestrası eşliğinde söylediği “Sana Kul Köle Olmuştum” (söz: Erdener Koyutürk, müzik: Özdener Koyutürk) şarkısı radyo ve televizyonda ilgi toplamıştır. Artık televizyona eskisinden daha çok çıkabiliyor, basında adından övgüyle söz ediliyordur. O günlerde pop müzikten piyanist şarkıcılar dönemine geçiş sırasında çıkardığı ilk Long Play'i olan “Yağmur Duası” 1982'de yayınlanmıştır. Bu plakta, dönemin sevilen arabesk ve alaturka şarkılarının yanında, özgün bestelerine de yer vermiştir. Öncel, 80'li yıllar boyunca çeşitli kentlerin otel ve Lokallerinde program yaparken hem bu plağın acemiliğini üstünden atmış, hem de kendi şarkılarını yazmaya giden yolda mesafe katetmiştir. Nazan Öncel tümü kendi kaleminden çıkan şarkılardan oluşan “Bir Hadise Var” albümü, Türkiye'de pop müziğin iyiden iyiye yaygınlaştığı 1992'de çıkmıştır. İstanbul’da bir şirkette muhasebeci olarak sekiz yıl çalıştığı dönemde Kurtuluşta bodrum katındaki evinde bir şarkı yazmıştır: “Gitme Kal Bu şehirde.” İşte bizi hüzün duvarlarına çarptıran müptelası olacağımızı anladığımız şarkıdır bu. Aynı nakarat’la yarısı bayat yarısı hayat diyerek mizah gücünün zenginliğinin farkına varmışızdır hep beraber. Artık sahiden ‘Bir Hadise Var’dır ve hadisenin adı Nazan Öncel’dir. “Aynı Nakarat”, “Gitme Kal Bu Şehirde, “Âşık Değilim Olabilirim” gibi şarkılar 90'lı yılların önemli pop klasikleri arasında yerini alırken, popüler müzik ilk defa kendi dilini oluşturmuş önemli bir şarkı yazarıyla tanışmıştır. Sonrasında 1994'te “Aşk Beklemez” (Börekler Açarım), “Geceler Kara Tren”, “Ben Böyle Aşk Görmedim”, “Dillere Düşeceğiz Seninle” gibi şarkılarla dinleyicisinin kalbini bir kere daha kazandığı “Ben Böyle Aşk Görmedim” albümü yayınlayan sanatçının “Börekler Açarım” şarkısı radyocular tarafından Türkiye’nin ilk anonim pop şarkısı olarak kabul edilmiştir.
Unplugged bir folk-rock albümü olan ve 1995'te çıkan “Göç”, Nazan Öncel'i pop dünyasından biraz uzaklaştırarak “şarkı yazarlığı” geleneğinin bir temsilcisi haline getirmiştir. “Gidelim Buralardan”, “Sen Beni Öldürüyorsun”, “Bir Şarkı Tut”, “Çocuk Kalbim”, ve elbette “Göç” sözlerdeki lirik ve sade yapıyla albümün en sevilen şarkıları olmuştur. Çek Cumhuriyetlerine kadar uzanan “Göç” günlerce Çek radyolarında terennüm etmiş yegâne güzelliğimizdir bize yaşattığı. Yegâne diye adlandırılan albümdür bu kara parçasında. Ve ıssız adaya giderken yanımıza alacağımız üç önemli şeyden biri bile ilan edilir dinleyicisi tarafından. “Göç” artık ıssız adaların albümüdür.
1996'daki “Sokak Kızı” elektrogitar ve elektro bağlamanın başrolde olduğu bir rock albümüydü. Şarkılarını sokak ağzıyla, hikâyelerle temellendirerek anlatan ilk kadın sanatçımız olan Nazan Öncel bu albümle birlikte uzun yıllardan sonra elektro bağlamayı yeni kuşaklarla tanıştırandı. “Erkekler de Yanar”, “Bırak Seveyim Rahat Edeyim”, “Ben Sokak Kızıyım” ve “A Bu Hayat”ın başarısı yapımcıların pop rock müziğinde güven tazelemelerini sağlamış, genç rock müzisyenlere kapıları açtırmıştır. 1999 ürünü olan “Demir Leblebi” albümüyse “Âşıklar Parkı”, “Bu Havada Gidilmez”, “Zor Dünya” şarkıları video klipleriyle sevilirken, “Sokarım Politikana” ve “Demirden Leblebi” medyanın tutucu kesimlerinin tepkisini çekmiştir. Zaman içinde gelmiş geçmiş en sert, en cesur ve memlekete eşik atlatan albüm olarak nitelenmiştir. Sırasıyla çıkan bu üç albüm dinleyicisinin başucu albümleri olmuş ve kült albümler listesinde yerini almakta gecikmemiştir. Ne var ki bu üç albüm piyasada bulunamadığından. 2005 yılında “Bir Şarkı Tut” adı altında orijinal halleriyle Seyhan Müzik tarafından yeniden piyasaya sürülmüştür. Kendisi her ne kadar “ödevimi yerine getirdim,” dese de dinleyicisine gerçek bir iyilik yapmış olduğu çeşitli köşe yazarları tarafından yazılarak, teşekkür edilirken adının yanına Sokak Kızı’nın yanı sıra kent ozanı, çağdaş filozof ve bilge gibi sıfatlar eklenmiştir. 67 ülkede Türkiye’yi temsil eden “Hüp”ün düzenlemelerinde kullandığı el zilleriyle pop müzik sound’unu bir kere daha yönlendirmiş olan Nazan Öncel’in müzikal yapısı bakımından bu minvalden hareketle hazırladığı “Yan Yana Fotoğraf Çektirelim” 2004 yılının en sevilen albümlerinden biri olmuştur. “Hay Hay” ve “Nereye Böyle” dışında “Hokka”, “Gül Pansiyon”, “Ukala Dümbeleği” ve “Otomobil” radyoların gözdesi olurken beraberinde besteleriyle sanatçı dostlarını listelerin en tepesine taşımıştır. Özellikle “Of Of” Avrupa’da ve Orta Doğuda haftalarca fırtınalar estirmiştir. Onu tanıdığımız günden bu yana sadece kendi yazdığı şarkıları yorumlayan tek kadın sanatçımız olan Nazan Öncel bir istisna olarak, 2003 yılında Ahmet Kaya hatırasına yayınlanan “Dinle Sevgili Ülkem” albümünde, Attila İlhan / Ahmet Kaya eseri “Mahur” u yorumlamıştır
Discografisi:
Canın İsterse /1976 TRT Televizyonlarına çıkmaya hak kazandığı ilk şarkı
Sana Kul Köle Olmuştum /1978 (45’lik)
Neden /1981 Eurovision Yarışma bandı (ilk on beş)
Hırçın Kız /1982 Eurovision Yarışma bandı (ilk on beş)
Bir Zamanlar /1981 TRT için hazırlanan bant
Bizden Sesler /1981 (Complation Kaset)
Yağmur Duası /1982 (L.P. uzun çalar)
Bir Hadise Var /1992 (Albüm)
Ben Böyle Aşk Görmedim /1994 (Albüm)
Göç / 1995 (Albüm)
Sokak Kızı /1996 (Albüm)
Demir Leblebi /1999 (Albüm)
Yan Yana Fotoğraf Çektirelim /2004 (Albüm)
7'n Bitirdin /2006 (Albüm)
Diğer sanatçılara verdiği eserlerden bazıları: Tarkan: Hüp, Her Nerdeysen, Dudu, Bu Şarkılar da Olmasa, Gülşen: Of Of, Kaiti Garbi: Of Of (Yunanistan) Nelly Mackdessy: Of Of (Lübnan), Özcan Deniz: Canım, İbrahim Tatlıses: Tamam Aşkım, Sibel Can: Yalnızlar Treni, Aşkın Nur Yengi: Yıldız Yıldız, Gökhan Özen: Benim İçin N’apardın, Gülben Ergen: Gencecik Bir Delikanlı, Olta ve niceleri.
gülyabani
|
|
|

587_zekimuren.gifZEKİ MÜREN6 Aralık 1931 tarihinde Bursa’da doğdu. Bursa'da başladığı orta öğrenimini İstanbul'da Boğaziçi Lisesi'nde tamamladı. İstanbul'da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pekçok kez sergiledi.
Zeki Müren, Bursa'da tamburi İzzet Gerçeker'den aldığı solfej ve usul dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949'da, Boğaziçi Lisesi'nde okurken Agopos Efendi (sinema yönetmeni ve senaryo yazan Arşavir Alyanak'ın babası) ile udi Kirkor'dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdü. Daha sonra, fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli'den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan'dan, Sadi Işılay'dan, Kadri Şençalar'dan yararlandı.
1950'de sınavla İstanbul Radyosu'na girdi. İstanbul Radyosu’nda 1951'de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bundan sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak okumaya başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi.
Zeki Müren 600'ü aşkın plak, kaset, CD doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar'ın "Bir muhabbet kuşu" güfteli şarkısıdır. Müren 1955'te, "Manolyam" adlı şarkısıyla Türkiye'de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü'nü kazandı. Zeki Müren Türkiye'de en çok konser veren ses sanatçısıdır. Bir yılda yüz konser verdiği dönemler olmuştur.
İki yüz dolayında şarkı besteledi. On yedi yaşındayken bestelediği "Zehretme hayatı bana cânânım" mısraıyla başlayan acemkürdi şarkı bestelediği ilk şarkıdır. "Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu" (suzinâk), "Manolyam" (kürdilihicazkâr), "Bir demet yasemen" (nihavend), "Gözlerinin içine başka hayal girmesin" (nihavend) güfteli şarkıları sık sık okunan, en sevilen şarkılarıdır.
Zeki Müren 1954'te Beklenen Şarkı adlı filmde sinema oyunculuğuna başladı. Büyük bir ticari başarı kazanan bu filmden sonra şarkılarının çoğunu kendisinin bestelediği on sekiz filmde daha oynadı. 1955'te de Arena Tiyatrosu'nca sahneye koyulan Çay ve Sempati adlı oyunda da baş roldeki oyuncuydu. Ayrıca 'Bıldırcın Yağmuru' isimli bir şiir kitabı da vardır.
Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı yüzünden 1980'den sonra sahne hayatından ve musikiden uzaklaştı. Bodrum'daki evine kapandı, münzevi bir hayat yaşadı. 24 Eylül 1996 Çarşamba günü, TRT İzmir Televizyonu'nda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Mezarı, doğum yeri olan Bursa'da Emir Sultan Mezarlığındadır.
Hakkında yazılanlar
1.Zeki Müren
Nalan Seçkin
Bilgi Yayınevi
“Zeki Müren'in ölüm haberi Türkiye gündemine bomba gibi düştü. İlk aşamada kimse inanamadı, fakat gerçekti. Her faniyi bekleyen son onu da 24 Eylül 1996 Çarşamba günü saat 20.59'da TRT İzmir Televizyonu'nun makyaj odasında yakalamıştı. Aslında Azrail'le, bant çekimi yapılan stüdyoda, yüze yakın medya temsilcisinin gözleri önünde selamlaşmıştı ama, kuvvetle olası ki, kendine özgü nezaketi ve tane tane sözcükleriyle can alıcıya yalvardı: "Burada olmasın n'olur!”
gülyabani
|
|

600.jpgMÜZEYYEN SENARTürk Sanat Müziği'nin ünlü sesi Müzeyyen Senar, 1919 yılında Bursa'da dünyaya geldi. Müzik eğitimine Anadolu Musiki Cemiyeti'nde, kemençe üstadı Kemal Niyazi Seyhun Bey ve udi Hayriye Hanım gözetiminde başladı. Hayranlık uyandıran bir sese sahip olan bu yetenekli kız çocuğunun ünü yayıldıkça, hafız Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Lem'i Atlı, Mustafa Nafiz Irmak gibi devrin önemli üstadları da ona dersler verdiler, zamanın sevilen şarkılarının yanı sıra, kendi bestelerini de öğretip söylemesine yardımcı oldular.
Kemal Niyazi Bey ve Hayriye Hanım'ın desteğiyle İstanbul Radyosu'nda şarkı söylemeye başlayan Senar, perşembe günleri ilgiyle izlenen bu programla geniş kitlelere adını duyurdu. Senar'ı bu programda dinleyenler arasında, İstanbul'un en önemli müzikhollerinden biri olan 10. Yıl Belvü Gazinosu'nun sahibi İbrahim Dervişzâde de bulunuyordu ve gazinonun 1933 yılının yaz sezonunun yıldızlar programına Müzeyyen Senar'ı da aldı. Senar, sonraki yıllarda İstanbul'un başka ünlü gazinolarında da sahne aldı.
Müzeyyen Senar'ın yeteneği, Cumhuriyet'in kurucusu ve Türk sanat müziğinin büyük hayranı Atatürk'ün de ilgisini çekti ve sanatçı birçok kez onun huzurunda, özel meclislerinde şarkı okudu.
Müzeyyan Senar, 1938 yılında Ankara Radyosu'nun ilk yayınlarına katıldı ve 1941 yılına dek radyo aracılığıyla dinleyicileri ile buluşmayı sürdürdü.
Türkiye'nin ünlü gazinolarında yaptığı başarılı sahne programları ve plak çalışmalarıyla Türk müziğine yeni bir soluk getiren Müzeyyen Senar, son sahne konserlerini 1983 yılında İstanbul Bebek Gazinosu'nda verdi. Bu tarihten sonra yalnızca ender anlarda, müzikli özel toplantılarda şarkı söyledi.
Türk Sanat Müziği'nin büyük sesi, Devlet Sanatçısı Müzeyyen Senar'ın, sanat hayatı konser ve albüm hazırlıklarıya devam ediyor.
gülyabani
|
|

73222r.jpgİlginç BilgilerBir karınca kendi ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilir. Arılar yarım kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorunda. Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır. Bir mayıs sineğinin ömrü sadece birkaç saattir. Kangurular geri geri yürüyemezler. Penguenler, enerji tasarrufu yapmak için sarkaç hareketiyle yürür. Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur. Filler, zıplamayan tek memelidir. Bir inek, hayatı boyunca yaklaşık 200 bin bardak süt üretir. Erkek penguenler kuluçkaya yattığı 4 ay boyunca hiçbir şey yemez. Dünyada yaşayan aşağı yukarı 1 milyon böcek türü var, her yıl aşağı yukarı 8 bin yeni tür keşfediliyor. Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gerekir. 10 gramlık bir sümüklü böcek, 1 kilogramlık yükü çekebilir. Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir. Son 4 bin yılda herhangi bir yeni hayvan evcilleştirilmedi. Dişi morina balığı yılda yaklaşık 4 milyon adet yumurtlar. Göç eden kuşlar (V) biçiminde sıralanarak uçar ve bu sayede harcadıkları enerjiden yüzde 23 tasarruf sağlarsTRaLiS
|
|

abd-baskonsolosluguna-saldiri-temmuz2008-www-bidibidi-com-1656.jpgSALDIRGANLARDAN ÜÇÜNÜN KİMLİĞİ BELLİ OLDU SALDIRGANLARDAN ÜÇÜNÜN KİMLİĞİ BELLİ OLDU
Saldırıyı gerçekleştirenlerden üçünün kimliği belli oldu: Bülent Çınar Iğdır doğumlu, Raif Topcıl Bitlis doğumlu, Erkan Kargın 1982 Bitlis Ahlat doğumlu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay dört saldırgandan birinin daha önce yurtdışına çıktığının tespit edildiğini açıkladı.
BIDIBIDI
|
|

abd-baskonsolosluguna-saldiri-temmuz2008-www-bidibidi-com-439.jpgSALDIRGANLARDAN ÜÇÜNÜN KİMLİĞİ BELLİ OLDU SALDIRGANLARDAN ÜÇÜNÜN KİMLİĞİ BELLİ OLDU
Saldırıyı gerçekleştirenlerden üçünün kimliği belli oldu: Bülent Çınar Iğdır doğumlu, Raif Topcıl Bitlis doğumlu, Erkan Kargın 1982 Bitlis Ahlat doğumlu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay dört saldırgandan birinin daha önce yurtdışına çıktığının tespit edildiğini açıkladı.
BIDIBIDI
|
|

abd-baskonsolosluguna-saldiri-temmuz2008-www-bidibidi-com-946.jpgSALDIRGANLARDAN ÜÇÜNÜN KİMLİĞİ BELLİ OLDU SALDIRGANLARDAN ÜÇÜNÜN KİMLİĞİ BELLİ OLDU
Saldırıyı gerçekleştirenlerden üçünün kimliği belli oldu: Bülent Çınar Iğdır doğumlu, Raif Topcıl Bitlis doğumlu, Erkan Kargın 1982 Bitlis Ahlat doğumlu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay dört saldırgandan birinin daha önce yurtdışına çıktığının tespit edildiğini açıkladı.
BIDIBIDI
|
|

adsız~4.bmpNAŞİDE GÖKTÜRKSöz yazarı, besteci ve yorumcu Naşide Göktürk, ikinci şiir kitabını yayımladı. Yükselen değerlere yüz vermediği için televizyon programlarında görünmeyen, klipleri oynatılmayan, çıplak resimleri yayımlanmayan Naşide, 'Sesimi, şarkı sözlerimi satıyorum, başka satılık hiçbir şeyim yok' diyor
İstanbul- Yeniköy'de Passion Cafe'deyim. Naşide Göktürk karşımda. Kendisini pek tanımam. Ama duydum ki, farklı biriymiş. Sezen Aksu'ya yazdığı şarkı sözüyle ün kazanmış. Sonra da piyasada ne kadar şarkıcı varsa neredeyse hepsine söz yazmış, arkasından kendi albümlerini çıkarmış. İki tane de şiir kitabı var karşımdaki hoş bayanın. Konuşmaya başladıktan sonra bu kadının bana çok güzel baktığını fark ediyorum. Gözlerinde derin bir ifade söz konusu. Bana özel mi bu bakışlar diye düşünmeden edemiyorum. 'Olabilir' diyorum içimden, neyim eksik ki, bir pop sanatçısı neden benden hoşlanmasın?
Naşide Göktürk, gerçekten de o tanıdığımız popçular, türkücülerden çok ayrı bir portre çiziyor. En azından şarkılarını zorla ezberlettirmiyor çünkü, klibi yayınlanmıyor. Zırt pırt televizyona çıkmıyor, çünkü çıkınca çenesini tutamıyor. Dergilerde bikinili pozlarını göremiyoruz çünkü, öyle fotoğraflar çektirmiyor.
Naşide az ama güzel gülüyor. Kendi bu özelliklerini pek beğenmiyor ama nazik ve dürüst birine benziyor. Benim için en güzel yanı ise artık nesli tükenmeye başlayan 'net insanlar' sınıfından olması. Bu arada garson geliyor ve Naşide ona da bana baktığı gibi derin derin bakıyor. Şaşırıyorum, dikkat ediyorum foto muhabiri arkadaşım Muhsin'e de aynı derinlikte bakışları. İşte o zaman bu kadının bakışlarının bana özel olmadığını anlıyorum, bir kerizlik duygusu sarıyor bedenimi.
Onun tüm bir yaşama böyle baktığının farkındayım artık. Denizin berraklığına, durgunluğuna, maviliğine bakar gibi. Bazı kadınlar böyle bakar, Atıf Yılmaz, Türkan Şoray'ın da erkeklere, "sıcak bir yaz günü soğuk bir CocaCola şişesine bakar gibi" baktığını yazmıştı. Naşide sonradan söylüyor, denizi çok severmiş, arabasını Salacak'a park edip saatlerce denizi seyredermiş. Çünkü çocukluğu ve gençlik yılları hep Büyükada'da geçmiş. Ailesinin desteğiyle hem okumuş, hem de yazmış. Büyüyünce bir süre muhasebecilik yapmış. Sonra Ankara'da bir cafe işletmiş. Bir yandan da durmadan şiir yazmış. Naşide'nin ikinci şiir kitabı 'Mavi Mavi Sevdim Seni' insanı acıtan, yüreğini buran şiirlerle dolu. Kekilli'ye kızıyorlar ama Naşide'nin şiirlerindeki ölüm temasının fazlalığı ülke nüfusunda ciddi azalmalara yol açacak ölçüde.
Bu şiirler sizi anlatıyor diyebilir miyiz?
Aşkı hangi sınırlarda yaşayabileceğimi, ihaneti ne kadar kaldırıp kaldıramayacağımı anlatıyor.
Şiirlerinizden bunu hiç kaldıramayacağınız anlaşılıyor.
Ben ihaneti, dostluktan, komşuluktan, ahpaplıktan gelen ihanet olarak anlatmak istedim. Her şeyi kapsayan bir ihanet bu.
Ayrılık, acı, ihanet ve çokça ölüm var şiirlerinizde.
Hüznü seviyorum. Ama ölüm pek geçmez şiirlerimde.
Aman Naşidanım tam tersi, ölüm 'bazı' şiirlerinizde geçmiyor.
Bir yanlışlık yapmayın, ortalarda ikinci bir Kekilli olmak istemem. Ama siz söyleyince benim de dikkatimi çekti. Belki de bende bir ölüm korkusu var bilmiyorum. Sonuçta oraya gideceğimi biliyorum. Belli bir yaştan sonra kadınlarda böyle bir korku başlıyor.
'Ben gidince' isimli şiirinizde "söz yazarı besteci ve yorumcu / köşesinden biraz da şair naşide göktürk / bugün
hayatını kaybetti" gibi dizeler var. Allah gecinden versin ölüm ilanı gibi.
Ne yapayım o da bir gerçek. Hiç öldükten sonra ne olacak diye düşünmeyen insan var mıdır? Bizim yaptığımız işin içinde sanatçılara yapılan en güzel promosyon, ya hapishaneye girersin ya da ölürsün.
Peki neden ihanet teması da fazla diye sorsak ayıp olur mu?
Bir kere ihanete uğradım, bir kere terk edildim.
Fakat bu size acı koymuş galiba.
Evet o benden çok şey alan ama bana da çok şey kazandıran bir ilişkiydi. Hâlâ saygı duyuyorum. Bitmesini hiç istemediğim, ve ayrılığa hiç hazırlıklı olmadığım bir dönemde bitti. Elbette izlerini taşıyorum. Dört yıl önce biten bir ilişkiydi. Artık her şey yolunda ama bir şiirde de yazdığım gibi 'İnsanın kalbi yüz kere vurur/ Bir kere de durur!' Aşkın kolay bulunacağına, yakalanacağına inananlardan değilim. Ama seksen yaşına kadar da âşık olabilirim umudunu kendi içimde yaşayan bir insanım.
Çevremize baktığımız zaman gerçek aşkı yaşayanların sayısı çok fazla değil. Ama gazete ve dergilerde insanların durmadan aşk yaşadığını okuyoruz bu ne çelişkidir Naşidanım?
Şimdi herkes birtakım yıkıntılar yaşıyor. Ben bunu, şiirlerle, şarkılarla dile getirenlerdenim. Bazıları da yeni birtakım aşklar yaşayarak üzüntülerini öyle dile getiriyor. Bir dejenerasyon da olabilir. Ben kendi adıma bir ilişkiyi içimde bitirmeden yeni bir ilişkiye giremem. Zaten artık sevgili bulmak da çok zor.
Neden, kapmışlar mı tüm adamları?
Hayır o değil, öyle düşünmüyorum. Kapılanlar ve tutulanlar farklı ilişkiler bence. Ben yürek, sevgi, düşünce birliği istiyorum. Her şey o kadar çok tüketiliyor ki, onun için insanlar alternatifler üretiyorlar. Ama yine de her şey ayni, televizyondaki programlar aynı, şarkılar aynı, kadınlar erkekler o kadar aynılaşmaya başladı ki. İşin kötüsü duyguları da tüketiyorlar. Sonuçta sevgili bulmak, sevgili olmak zorlaştı.
Neden böyle oldu sizce?
İnançlarımızla oynadılar, duygularımızla oynadılar. Hayatı daha iyi standartlarda yaşamak için, daha seri üreten insanlar var. Her ne kadar kirlenmemek istiyorsak da bazen onlara küçük tavizler vermek zorunda kalıyoruz. Ama en azından ben bu işlere girdiğimden beri hiçbir şekilde ödün vermedim.
Peki ödün vermeyince olumsuzluklar oluyor mu, mesela daha mı az para kazanıyorsunuz?
Evet maalesef... Şarkıcılıksa benim yaptığım, ben sesimi, şarkı sözlerimi satıyorum bu karıştırımamalı. Başka satılık hiçbir şeyim yok.
Başka nelerinizi satın almak istiyorlar ki?
Bikinili fotoğraf çekmek istiyorlar mesela. Yok benim hayatımda böyle şeyler. Kasetim daha fazla satsın diye bir havuzun başında poz vermek yerine, o işi bırakıp, yazdığım şiir kitaplarını alıp Ortaköy'de satarak da hayatımı devam ettirebilirim. Bu beni çok incitmez.
Yoksa bilmediğimiz bir yerden geliriniz mi var?
Ben kendimi ekonomik olarak güvenceye alıp da sloganlar atan biri değilim. On sekiz yaşından beri kendi paramı kendim kazanıyorum.
Sevgililer Günü (yarın) ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Kendime daha özenli ve biraz daha romantik olabilirim. Kutlamalara annemden başlarım, en büyük sevgilim annemdir. Sonra
arkadaşlarımı kutlarım. Bugün sadece sevgiliyle paylaşılacak diye bir şey yok. Sevgilisi olmayan ölsün mü yani?
Herkesin Sevgililer Günü kutlu olsun. O gece belki içki içersem erken sarhoş olurum diye hissediyorum.
Bu yalnızlık işareti gibi geldi bana.
Yok canım!
ŞİİR ŞİİR ŞİİR ŞİİR ŞİİR
İSTANBUL
Aşkı aldatan bir şehrin sancısındayım
denizinde bir terkediş bir hüzün
maviye nasıl kıydıysa yüreğin, nasıl kıydıysa
yapma nolur
.....topla kendini şehr-i İstanbul
vururum seni İstanbul
vururum boynundaki gerdanlıktan
vururum seni en sarı sonbaharından
topla kendini...
sana yalvaran kaçıncı şair
kaçıncı şiir bu
yarım kalan sevişmelerden geldik sana
şiirimiz öksüz kalsın diye mi
dilim yetmiyorsa kalbimi dinle
sevda de buna
ekmek parası de
aşk de
ar namus de
töre de
cefa de, vefa de
topla kendini topla
vururum seni İstanbul
vururum en yeşil baharından
kız kulen'den, Aşiyan'dan, Bebek'den
denizinden vururum seni masmavi kanarsın
masmavi ağlarım sana
kendimi vurdurma bana
topla kendini
topla kendini şehr-i İstanbul
Naşide GÖKTÜRK
gülyabani
|
|

ahmedarif.jpgAhmed ArifHAYATI
Diyarbakır'da doğdu, Ankara'da DTCF'de öğrenciyken TCK'nin 141. maddesine muhalefette bulunduğu savıyla tutuklandı. İki yıl sonra aynı savla yargılanarak hüküm giydi, hapis yattı. Mahkumiyet hayatı iki yıl sürdü. Ankara'ya yerleşerek gazetecilik mesleğini seçti. 1991'de aynı kentte öldü.
Başta Nazım Hikmet olmak üzere, toplumcu şiirimizin ortak değerlerinin, hece şiiri, aruz ve halk şiirimizin yoğun, köklü bir sentezidir o.
ESERLERİ
Şiir kitabı: Hasretinden Prangalar Eskittim (1968) BIDIBIDI
|
|

ask9.pngask9Katı hali: Serttir ve siz ona çarpmışsınızdır bir kere. Kafanızda uçuşan kuşlarla, neye uğradığınızı ve sizi nelerin beklediğini bilmezsiniz. Mantığı bir kenara bırakıp hayal kurmak, deli gibi istemektir. Yaşanması güç olan halidir. Bir de platonikse, bile bile lades demişsiniz zaten. İlk ise, belirtileri; tatlı bir kalp ağrısı, hafif uçma pozisyonu, nedensiz gülmeler… Moleküller arası bağı sıkı olan aşktır.
Sıvı hali: Aşkın sancılı halidir. Katı hali bitmiştir ve aşk vıcık vıcıktır. Eridiğiniz haldir. Zaman zaman kaynar, kabarır, taşar içinizde. Gözyaşıdır. Kavuşmaktır. Nefes aldıkça acı ve mutluluktur. Yüreğinize akmış, kalbinizin şeklini almıştır. Zira akışkandır, tutamazsınız, bir süre sonra çeker gider… Yavaş yavaş, damla damla ”Islaktır aşk, kurumaya mahkumdur!”
Gaz hali: Buharlaşma halidir. Uçup gittiğini sanırsın ama şekil değitirmiştir sadece. Görünmez olmuştur ama hissedersin, daha önce görmüş dokunmuşsundur çünkü. Oksijen olur, içini temizler, karbondioksit olur kirletir. Bazen de zehir olur, sarıp sarmalar öldürür seni. Balonsa elinde patlar
Aşk bu, katıdan sıvıya gaza, gazdan sıvıya katıya bir kısır döngüdür, süblimleşir durur.denizindibi
|
|
|

a_selcuk.jpgAhmet Selçuk İLKANBİR ŞAİRİN HATIRA FOTOĞRAFI
Adana'da doğmuşum
Mirza Çelebi'de
İlkokulu İstiklal'de
Orta'yı Tepebağ'da
Liseyi Erkek Lisesi'nde okumuşum
Kimilerine göre doğuştan şair
Biraz da ASİ doğmuşum
Ve en acısı Adana'nın barajında
Üç kere boğulmuşum
O gün bugündür
Denizle aram açık
Buz gibi soğumuşum
Liseden sonra kendimi
Denizi olmayan Berlin'de bulmuşum
Mimarlık okumuşum
Mühendislik okumuşum
Ve matematik çıktıkça karşıma
İnadına şiir okumuşum
Ve annemi kaybetmişim
Bir şubat gecesinde
Dünyadan soğumuşum
Gel gör ki
Dikeni de gülü de
O şehirde bulmuşum
Ve bir sabah dikeni yoluma
Gül'ü koluma alıp
İstanbul'a
Edebiyat Fakültesi'ne koşmuşum
Daha ilk nefesinde gençliğimin
Sürgün'ü Nazım'dan
Gurbet'i Orhan'dan
Hasreti Ahmed Arif'ten tanımışım
Vurulmuşum Taşına toprağına şiirin
Yunus'la yoğrulmuş
Nesimi'yle coşmuş
Pir Sultan'la coşmuşum
Bir gözümde Veysel
Bir gözümde Köroğlu
Dilimde Karacaoğlan, Emrah, Dadaloğlu
Ne türküler yakmışım
Necip Fazıl'la kaldırımlarda yatmış
Atilla İlhan'la Maçka'da buluşmuş
Ümit Yaşar'la yüzlerce kez aşık olmuşum
Ve haykırmışım göklere
Şairler severse işte böyle sever!
Yüreğimde can sesleri
"Mendilimde kan sesleri"
Ve dilimde hep o şiirler
Bir yanımda Can Yücel
Bir yanımda Edip Cansever
İşte bu yüzden
Acıların şahını
Aşkların ilahını
Yalnızlığın padişahını
Gölgesinden tanırım
Ama ne zaman bir ayrılık çalsa kapımı
Buz keser kanım donar kalırım
Ve soluğu yine bir şiirde alırım
BIDIBIDI
|
|
| 174 Resim Var. Toplam 6 Sayfa |
 |
1 |  |
 |
 |
 |
|


 
 
|
|
|