2329.jpg MUSTAFA SANDAL Mustafa Sandal'ın müzik kariyeri : Onno Tunç, Selçuk Başar, Uğur Başar, Garo Mafyan, gibi Türkiye'nin önemli müzik adamlarına asistanlık yaptığı dönemlerde başladı. Kendi müzik ruhunu öğrendikleriyle birleştirerek belki de asıl müzikal kimliği olan bestecilik ve söz yazarlığı yönünü ortaya çıkardı. Zerrin Özer, Hakan Peker, Yonca Evcimik, Ayşegül Aldinç gibi pop müzik yıldızlarına verdiği şarkılar Mustafa Sandal'ı aranan ve gerçek anlamda peşinden koşulan bir besteci ve söz yazarı konumuna getirdi. Düşünülecek olursa yüzü tanınmayan ve pek ortalarda görünmeyen bir şarkı yazarının bu derece popüler olabilmesi için Türkiye yeni ve alışılmamış bir durumdu. Yaptığı şarkıları müzik piyasasına verirken kendi adına bir albüm çıkartmak için daha fazla öğrenmeyi, daha iyi bilmeyi, daha çok biriktirmeyi bekledi. Bu süre zarfında müziği akademik yönüyle incelemeyi ve müzik teknolojisini yakından takip etmeyi ihmal etmedi.
Uzun çalışmalar sonucu artık kendi yaptığı şarkıları kendi söyleme kararı aldı ve 1994 yılında ilk albümü "Suç Bende"yi çıkardı. Bu albüm 1,5 Milyon MC ve 200 Bin CD tirajıyla, pop müzik albümlerinin ulaşabildiği satışların çok ötesine geçti ve Mustafa Sandal'ı tartışmasız bir star yaptı. Suç Bende isimli albüm piyasaya verildikten üç ay sonra Mustafa Sandal Türkiye turnesine başladı. Bir seneden çok daha kısa bir süre içinde Türkiye'de 140, Avrupa'da 30 konser vererek kırılması güç bir rekora imza attı. İlk albümün başarısından sonra Sandal bestecilik ve söz yazarlığıyla yetinmek istemedi. İlgi duyduğu başka bir alan olan ve asistanlık yaptığı dönemlerde öğrenmeye başladığı şarkı aranjörlüğü yönünü geliştirmeye karar verdi. Bu yüzden evine bir HomeStudio kurarak oldukça uzun bir zaman bu dalda çalışmalar yaptı.
Klavye, gitar, bilgisayar, müzik programcılığı konularında bu işin ustalarıyla çalıştı. 1995 yılında diğer sanatçı arkadaşlarına verdiği şarkıların yanı sıra ilk kez bir albümün aranjörlüğünü ve müzik direktörlüğünü üstlendi. Sibel Alaş'ın Adam adlı albümüne aranjör ve müzik direktörü olarak imza attı. 1996'da Londra'ya yerleşti ve müzik çalışmalarını orada sürdürmeye karar verdi. Yaklaşık iki yıl aradan sonra ikinci albümü "Gölgede Aynı" adlı albümünü hazırladı. Satışları ise rekor düzeye ulaştı. 2 Milyon MC ve 600 bin CD ile zirveye oturdu. Bu albümde de tam 140 konser vererek rekor üstüne rekor kırdı. Bu albümün ilk albümünden farkı tam anlamıyla bir Mustafa Sandal Prodüksiyonu olmasıydı. ilk albümdeki bestecilik ve söz yazarlığı perfonmasına albümün aranjörlüğü ve süpervizörlüğünü de ekledi. Gölgede Aynı yüzlerce yurtiçi ve yurtdışı konserleriyle örneğine az rastlanır bir Mustafa Sandal fanatizimini de beraberinde getirdi.
Bir zamanlar hayal edilmesi bile güç olan stadyum konserlerinin serisini her konserde en az 20 bin kişiye seslenerek başarıyla tamamladı. Mustafa Sandal albümleri ve konserlerindeki başarıyla yetinmeyerek müziğin görsel yanı diyeceğimiz müzik videolarında daha önce denenmemiş temalar kullandı. Bir Anda'ya action tarzında çektiği klip gösterime girdiği ilk gün büyük dikkat çekti. Ve en istek alıp yayınlana klip olarak listelerin üst sıralarında kendine yer buldu. Bütün bunlar olup biterken Mustafa Sandal başkaları içinde çalışmayı ihmal etmedi. Son çalışmalarına Türkiye'nin önemli kadın vokallerinden İzel ve Reyhan Karaca örnek gösterilebilir. Halen konser ve beste çalışmalarına devam eden Mustafa Sandal'ın merakla beklenen üçüncü albümü piyasaya çıktı.
gülyabani Favori Resimlerime Ekle
2418.jpg MURAT KEKİLLİ Murat Kekilli, "Bu akşam ölürüm" deyip kaybolmuştu. Onu inzivaya çekildiği Tekir yaylasında Aksiyon buldu
Murat Kekilli... "Bu akşam ölürüm..." şarkısıyla bir anda Türkiye'nin gündemine bomba gibi düştü. Kekilli'yi gündemin ortasına oturtan onun parçasının ve sesinin güzelliğinden çok, insanları etkilemesi oldu. 200 kişinin intiharını ona yüklediler. Bu tartışmalar birkaç ay sürdü. Ama Murat Kekilli, İstanbul'a ve bu gereksiz, saçma tartışmalara daha fazla dayanamadı, herşeye sünger çekip gitti. Küstü İstanbul'a, daha doğrusu insanlara. Kendi deyimiyle insanların iki yüzlülüğüne. İnzivaya çekildi. Sadece çalışmaları için İstanbul'a geldi. Bunun dışında hep kendi toprağında, doğup büyüdüğü memleketi Adana'da kalmayı yeğledi. Aslında Kekilli istese de İstanbul'da ya da insanların hayatı menfaatlaştırdığı başka bir yerde yaşayamazdı. O kendini bulacağı, yapaylıktan uzak, kendi halinde mütevazı bir insan olmayı tercih ediyor. Bu yüzdendir ki, kendisine teklif edilen milyon dolarları, dizi filmleri, reklamları elinin tersiyle itti. Herkes yapımcısından Mercedes, Jeep ya da BMW isterken o sadeliğini burada da gösterip Wolksvagen Golf marka arabayı tercih etti.
Kekilli şu anda Tekir Yaylası'nda kendi çabalarıyla yaptırmış olduğu evinde yaşıyor. Zorunlu işler haricinde buradan hiç ayrılmıyor. Elinde gitarı ya evinin balkonunda ya da ormandaki çam ağaçları arasında şarkısını çalıyor, kendi sesini kendisi dinliyor. Tam istediği gibi herşey doğal. İnsanlarla ilişkileri de çok farklı, kimisinin oğlu, kimisinin ağabeyi, kimisinin de arkadaşı. Tekir'de herkese selam veriyor, 7 'den 70'e herkes onun bu tavrından ve duruşundan çok memnun. Kim olursa olsun yolda kalan herkesi arabasına alacak kadar samimi ve tevazu sahibi. Kısaca doğanın ortasında inzivada Kekilli.
Murat'ın evine misafir olduk, küçücük bahçesine dikmiş olduğu çam ağaçlarını, çamların ne kadar uzun sürede büyüdüğünü, ne kadar yararlı ağaçlar olduğunu anlattı. Bir ağacı kurumuş diye günlerce üzülmüş, olayın etkisinden kurtulamamış. Ve eğer günün birinde Kekilli yaşamını tam manasıyla rayına oturtup "ferah"a erip mutlu bir yuva kurarsa doğacak çocuklarının isimlerini şimdiden hazırlamış. Kız olursa; Su, erkek olursa; Toprak. Çocuklarına ismini verecek kadar suya ve toprağa aşık bir insan. Sadece bunlar değil Kekilli'yi farklı kılan. Fikir bazında da marjinal fikirlere sahip. Felesefeyi hayatın kendisi olarak yorumluyor ve Big–Bang Teorisi'nin yanlış yorumlandığını söyleyecek kadar da derin bir bilgiye sahip.
Aksiyon Dergisi olarak Murat Kekilli ile Adana'nın Tekir Yaylası'nda hem yeni kasetinde yer alan şarkılarına eşlik ettik, hem de özel bir söyleşi yaptık. Hayat felsefesinden, fırsatları bir kenara bırakıp döndüğü mütevazı yaşantısına, Arabi'den Hegel'e, ilgilendiği Big–Bang Teorisine kadar herşeyi konuştuk.
İnzivada mutluyum
—Bir anda zirveye çıktınız, sonra sessizliğe büründünüz, hayata mı küstünüz, yoksa ortama alışamadınız mı?
Mutlulukla alakalı birşey. Ben buralarda mutluyum. Yani yaşantının kendisi. Ben İstanbul'un yaşantısını kaldıramadım. Şehrin gürültüsü değil, insanların yaşantısındaki kalite beni rahatsız etti. Genel olarak almıyorum. İstanbul'da çok küçük de olsa bir zümre var, bu zümre, müzik alemine, sanat alemine örnek teşkil ediyormuş gibi görünüyor. Ve bütün Türkiye böyle yaşıyormuş gibi gösteriliyor. Türkiye günlük–güneşlik, insanların sorunları, kaygıları yokmuş gibi gösteriliyor. Açlık yok, ekonomik sorun yok gibi.
—Diğer sanatçılar bundan pek rahatsız oluyormuş gibi gözükmüyor, siz niye rahatsız oldunuz?
Ben bu toplumun bir ferdiyim. Toplumun içinde olmayan bir insan ancak ben rahatsız olmuyorum diyebilir. Ben bu gidişattan rahatsız oluyorum. Ekonomik kaygıları onlar güdüyorsa benim de gütmem lazım. İnsanım, o zaman toplumun bu kaygılarını benim de hissetmem insanlık vazifemdir.
—Eğer İstanbul'da kalsaydınız, belki manevi değil ama maddi olarak çok büyük kazanç sağlayacaktınız.
Çok doğru. Benim kaygım yok. Ben insanların kaygılarını birebir yaşıyorum. İstanbul'da cenazen olursa kimsenin haberi olmaz. Bir evde ölürsün insanlar ancak kokudan rahatsız oldukları için senin öldüğünün farkına varırlar. Burada ilişkiler çok farklı, ekonomik sorunlar var, diğer sorunlar var, benim bile su sorunum var, burada yaşayanlar gibi. Bu sorunlarla boğuşmak, bağırıp çağırmak beni mutlu ediyor. Doğal olacak, yapaylaştığı zaman ben rahatsız oluyorum. Mekanik bir insan olup çıkıyorsunuz. Ben mutluluğu burada buldum. İstanbul'da yaşantılar ve kaygılar çok farklı.
—Peki bu tavrınız nereye kadar devam edecek?
Benim tavrım, ben mezara girene kadar devam edecek. Ya hep beraber cennete gireceğiz, ya da dünyayı cehenneme çevireceğiz.
—Ya müzik dünyası sizin bu tavırlarınızdan dolayı sizi sınırlarının dışına atarsa.
Kendi seçenekleri. Ben terkedilmişlikle karşı karşıya kalacağım diye yaşantımdan taviz veremem. Bu benim yaşantım.
Benim ışıklarım var
—Doğru yerde doğru insanlarla karşılaşırsam çok büyük porjelere imza atabilirim demişsiniz. Karşınıza hiç mi doğru insan çıkmadı?
Böyle bir söylemim var. Ama bu herkes için geçerli. Veriler hazır, önemli olan doğru insanların karşınıza çıkması. Ama orada doğru insanlar yok diye birşey yok. Musa Eroğlu, Cem Karaca, Moğollar, Fikret Kızılok, rehmetli Barış Manço bunlar hep benim için doğru insanlar. 68 kuşağı bana doğru geliyor, çünkü; idealleri var(dı). Bunlar benim takip ettiğim ışıklarım.
—Işıklarınızdan Cem Karaca, bir taraftan Nazım Hikmet'i ağzından düşürmezken, Necip Fazıl'ı da göğe çıkarıyor.
Hayat bir çelişkidir. Bu, doğru bir çelişkidir. En güzel insan birisinin inancına saygı gösteren insandır. Bir insan bir başkası onun fikrini taşımıyor diye çok rahat düşman olabiliyor. İnanılmaz bir ego tatmini var burada. Karşındakini dinlemeden, kendisinin haklı olduğu net yargısı kadar kötü birşey yoktur. Bütün fikirlere saygılı olmak gerekiyor.
Basından çok korkuyorum
—Medyadan niye bu kadar uzaklaşıyorsunuz?
Medya niye benden uzaklaşıyor sence?.
—Bilemiyorum. Belki Anadolu'yu ön plana çıkardığınız içindir.
Doğru, Anadolu benim içimde. Onlar için demek ki Anadolu yanlışmış. Onların yaşantısı İstanbul içindir. Onlara mutluluklar diliyorum. Dolar 2 milyon olsa göbek atacaklar, ben bunun için geldim. Burada doların fırlama ihtimali yok. Birisinin cebinde dolar çıksa yüzüne tükürürler. Kaygıları farklı. Taban benzese de temel tamamen farklı.
—Anlaşılan medyadan çok korkuyorsunuz.
Basın doğru işler yapsın. Madem bu ülkede birinci güçler, o zaman doğru işlerle uğraşsınlar. Ben nasıl korkmayayım. İsteseler bir gecede herşeyi değiştirirler. Niye olumsuzluklarla uğraşmıyorlar. İşlerine geleni yapıyorlar. Canavarlar. Ben korkarım. Hiçbir güvenim yok. Ailemle televizyon izleyemez oldum.. Bir iki gazete ancak okuyabiliyorum.
—Size birisi çıkıp köyün delisi derse ne dersiniz?
Doğrudur. Ben bir deliyim. Bu köyün delisiyim. Allah herkesi deli etsin o zaman. Delilikle akıllılığa çokluğa göre karar veriliyor. Hoşuma da gidiyor deli demeleri. Ben delilikten gocunmuyorum. Tarihteki birçok delinin aslında deha olduğu daha sonra anlaşılmıştır. İnsanlar çekip geldim diye bana deli diyorlar. Dizi çekecek, reklamlara çıkacakken, işi kıvıracakken yapmadı, çekip gitti diyorlar.
—Bana Murat ile Murat Kekilli arasındaki farkı anlatabilir misiniz?
Daha önceki Murat Kekilli de kahve köşesine oturup, okey oyunuyordu, şimdiki de. Şu anda bir değişiklik yok. Aslında kahve kültürü bana ters ama zaman yettiği kadarıyla takılıyorum. Sadece isimde bir uzama oldu. Yaşantımda çok büyük bir farklılık yok. Yaşantımdan taviz verecek değilim.
—Duruş, konum ve tavırlarınız bakımından ideolojiyi bir tarafa bırakırsak sizi Yılmaz Güney'e benzetiyorlar.
Yılmaz Güney'i çok iyi bilirim. Benim sevgililerimden biri. Benim ışıklarımdan biridir de. Benim güttüğüm kaygıları o yıllar önce gütmüştü. Aynı düşünceleri paylaşıyoruz. Tabii ideolojisini bir kenara bırakarak.
Haftada 50 bin dolar teklif ettiler
—Yılmaz Güney'deki bakışın sizde olduğunu fark edenler size dizi teklifinde bile bulunmuş.
Film benim hakım değil. İhanete en büyük gerekçe. Sendeki bakış Yılmaz Güney'den sonra gelen en etkili bakış dediler. Bana haftada 50 bin dolar teklif ettiler. İstediğin mankenle oynacaksın, senaryo hazır, sen evet de tamam. Kabul etmedim. Ben sadece müzik yapmak istiyorum dedim onu da kursağımda bıraktınız dedim. Yaptığımız bu işten bir ekmek yiyip branşlaşabilirsek mutlu olurum. Teklifleri geri çevirdiğim için pişman değilim, olmayacağım da.
—Piyasaya çıkan herkes ben sanatçıyım deyip, herşeye soyunuyor, siz bunlardan daha iyisiniz, neden bu teklifleri geri çevirdiniz?
Biz ilk defa piyasaya çıkacağımız zaman, önüne gelen sanatçıyız diyor eleştirisini kendimize yönelttik ve cevabını kendi kendimize verdik. Çok korktuk, bunlar da kimmiş demelerinden. Sadece müzik yaptığımıza inanıyoruz. Sanatçı değiliz. Gerçek bir sanatçı olmayı isterim. Herkes sanatçı olamaz. Bu yakıştırma insanlar tarafından olur. Kültürü, birikimi, zaman dilimini aşmak lazım. Benliğinle karşı karşıya geldiğin zaman ben diyebilmelisin. Ben diyen şeytanın cennetten kovulmasına benzemesin. Yani benliğini aşmalısın. İnsanlar beni çok sevdi. Doğal ve yalın olduğum için. Bu insanları hayal kırıklığına uğratıp, piyasadakiler gibi olmam. Bu yüzden şimdi sadece müzik yapacağım.
—Değişik yararlı etkinliklerde varsınız, TEMA, kimsesiz çocuklar yararına, belki yarın insanlık için önemli olan başka etkinliklerde bulunacaksınız, sizin gibi başkaları da var bu etkinliklerde ama başka türlü, yani ekmek köfte misali.
Adana'da poliklinik yaptıracaklar, kaç para alırsın dediler. Sadece elemanlarıma verin yeter dedim. Sözleşmeye imza attım. Bizim yanımızda birkaç sanatçı daha vardı, onlar paralarını aldılar. Benim ismim verilecekti polikliniğe. Verilip verilmediğini bilmiyorum, dönüp bakmadım bile. Hayır işinde her zaman varım.
İntiharlar polis kayıtlarında doğrulandı
—Çok hümanist tavırlar ve görüşler sergiliyorsunuz, ama 35 kişinin intiharı ile suçlandınız. Burada bir çelişki yok mu?
35 değil 200 kişinin intiharı sözkonusu. Bu polis kayıtlarında doğrulandı. Bunu ilk defa söylüyorum. Olaylar doğru, intihar teşebbüsü, intiharlar, hepsi doğru. Nedenle araç arasında çok fark var.
—Siz intiharlarda araç mı oldunuz?
Araç değilim. Bir yaprağı bile incitmekten korkarım. Bunun hesabını bir şekilde verirsin.. Hem bu dünyada, hem öbür dünyada. Çıplak ayakla toprağa basarken aman toprağı incitmeyeyim diye korkuyorum. Hele ilkbaharda doğuma gebe olduğunu düşünerek toprağı incitecekmiş gibi basarım. Vakaları polis arkadaşlar doğruladılar. Gel de dehşete düşme. Bu ülkenin "Makber" gibi bir şarkısı var. "Bu akşam ölürüm" şarkısı yazılmış daha sonra sevgilisi karşılık vermeyince şarkıyı yazan intihar etmiş diye uydurmalar ortalığa yayıldı. Bu yüzden dinleyenler intihar ediyormuş.
—Anadolu benim diyorsunuz, Anadolu nerenizde?
Dağa, ağaca değil, ruha hitab etmek lazım. Bazı şeyler anlatılmaz. Sevgi anlatılmaz, aşk anlatılmaz. Seni seviyorum diyor, böyle sevgi olmaz. Onu söylerken onun kabarcıkları başka olur.
—Sevgi nedir o zaman?
Sevgi tarif edilmez aslında. Bazen bir bakıştır, bazen bir dokunuştur, eksiltmektir, çoğaltmaktır, bir yerden alıp bir yere koymaktır. Tam karşılığı herşeydir.
Ben ağıtçı olabilirim
—Müziğinizde Anadolu'nun etkisi nedir?
Anadolu demek toprak demek. Ve o toprağın özü demek. İstanbul da bu coğrafyada ama Anadolu deyince İstanbul aklıma gelmez. Dağlar, ovalardır ve üzerindeki duygulardır Anadolu. Müziğimin kaynağı da budur.
—Müziğinizi nasıl tarif ediyorsunuz?
Benim bir tarzım yok. Ben sadece müzik yapıyorum. Yeri geldiğinde halk müziği yapıyorum, yeri geldiğinde aşk var, yeri geldiğinde sertleşiyoruz, benimle uğraş diyor. Yeri geldiğinde arabeskleş öl benim için diyor. Ruh nereye itiyorsa o şekilde müzik yapıyoruz. İnsanlar "ağıtçı" diyor. Çukurova'da ağıt çok yaygındır. Bundan etkilenip söylüyorlar. Ağıt ama tam ağıt değil. Benim kesin bir tarzım yok.
—Anadolu Rock diye birşey var...
Benimle bir ilgisi yok. Anadolu Rock'un babaları var. Moğollar, Haluk, Teoman, Kıraç gibiler bu işi çok iyi yapıyorlar.
—Müziklerinde belirgin bir isyan yok...
Belirgin olmasa da var. Ama sorunlarla her zaman boğuşuyorum. 21. yüzyıl insanlığın en büyük aybı. İnsanlar dünyanın hemen hemen her yerinde açlıkla boğuşuyor. Kapitalizm olduğu sürece bu hep böyle devam edecek. Açlık kadar kötü birşey yok. Bazıları bu kanla besleniyor. Sistemlerin tamamı bozuk. Ben bu dağların çocuğuyum, karşı koyarım.
—Yörük müsün?
Evet ben bu dağların yörüğüyüm.
—Bu dağlarda Karakeçili yörükleri var.
Çok doğru ben Karakeçili yörüğüyüm. Çocukluğum çadırlarda geçti. Kamyonlara doluşup yaylalara gider, orada yazı yaşardık. Çadırlarda yaşayıp doğayı tamamen içimizde hissederdik. Hamallık yaptım. Hem çalıştım, hem okulla gittim.
—Elazığ'la bir bağlantınız var mı?
Çok yaklaştınız, bunu hiçkimse bilmez. İlk defa söylüyorum. Benim babam Çukurovalı, Ceyhanlı, annem ise Malatyalıdır.
—Felsefeye ilginiz olduğunu biliyoruz, nereden kaynaklanıyor bu ilgi?
Felsefe insanın yaşantısı, birikimi, hayata bakışıdır. Muhyiddin Arabi'yi severim, Feridüddin Attar. Nasıl insan olabilirimin çıkarımları var. Eğer insan insan olmazsa dünya bugünkü halini alır. Demek ki; felsefeden yoksun bir dünya var, ya da sayıları çok az. Yani kendi felsefesini oluşturmuş olanların sayısı yeterli değil. Bugünkü halden hiç kimse memnun değil. Yöneticiler bile memnun değil. Özeleştiri vakti çoktan geçti. İngiltere batacak, Arjantin gitti, Almanya tökezliyor. Tarih kölelerin efendilerine başkaldırmalarıyla doludur. Bir gün mazaallah bir başkaldırırsa ortada hiçbirşey kalmaz. Doğrusunu istersen o günü merakla bekliyorum. Kölelerin başkaldırışını.
—Siz köle misiniz?
Evet ben bir köleyim. Siz sakın özgür olduğunuzu düşünmeyin. Hiçbirimiz özgür değiliz. Eğer bir insan bana biz üniversitenin kapısından içeriye giremiyoruz diyorsa, kazanmış olduğu hakkı elinden alınıyorsa, özgürlükten konuşmak yanlış olur. Birçok şey karıştı. İyi insanla kötü insan karıştı. Evet ben efendilere karşı mücadele veren, verecek bir köleyim, hamalım.
Keşke kıyamet kopsa
—Hamallıktan insanları derin düşüncelere götürecek kadar bir felsefi boyuta nasıl vardınız?
Felsefe bir gecede oluşmadı. Topyekün bir birikimdir. Yaşadığım mahalle şimdi teksas. İnsanlar bir ekmeğin peşindeler. Eğer burası düzelirse, tüm dünyanın düzeleceğine inanıyorum. Oranın düzelebileceği hiç aklıma gelmiyor. Umutsuzluk ile umut arasında bir çizgideyim.
—Çok karamsarsınız.
Karamsar değilim. Aradayım. İnşaallah düzelir diyor insanlar. Neye göre diyor bilemiyorum. Bir gün tam düzelecek diyorum, ertesi gün geliyor kesin düzelmez diye bir düşenceye dalıyorum. Bu benim kişisel bir özelliğimden kaynaklanmıyor. Hal durumundan kaynaklanıyor. Hem içten hem dıştan ülkeye çomak sokuyorlar. Tahtakale diye uyduruk bir yer var. İki beyefendi oturmuş bugün ne yapalımı tartışıyor, bugün doları yükseltelim, ertesi gün geliyor, hadi garibanları sevindirelim diye dolar düşsün diyorlar. Televizyonu açıyorum gülüyorum, gülmemek için açmıyorum, ağlanacak halimize gülecek değilim. Hiçbir kavim hep beraber kıyameti bu kadar istememişti. Kıyamet kopsun, bir an önce gelsin de kurtulalım diye.
—Hegel–Arabi arasında bir bağ kuruyorsunuz...
Üniversiteden bir dekan abimiz bana sordu "Biz daha bunun araştırması içindeyiz, bundan emin değiliz, sen nereden bu kanıya vardın" dedi. Hocam dedim Arabi'nin 70 deve yükü kitabı vardır, hepsi kayıp sadece bir deve yükü kitabı bulundu dedim. Bunlar o dönemde Doğu felsefesinin etkilenmesinden, ellerinde kitapların olmasından dolayıdır. Zaten Batılı düşünürler ve bilim adamları Doğudan çok etkilenmişlerdir. İlk önce dinsel felsefeler. Bunlar mistik Doğu kökenli. Hegel okunduğunda Arabi'den etkilendiği ortadadır. Bir tek farkı zaman. Mutlak bir etkileşim var.
—Big–Bang Teorisine inanıyorsunuz.
Herşey nokta ucu kadar bir iğneydi. Bir boşluk içindeydi. O patladı. Bu toz bulutu halinde sürekli dönüp, soğuyup kütle olup gezegenler, yıldızlar oluştu. Biz hatayı büyük patlamada yapıyoruz. Herşey bir boşlukta oldu. Bu yanlış, zaman ve o boşluk da o noktanın içindeydi. Patlar patlamaz boşluk içinde oluştu. Biz hatayı burada yapıyoruz. Zamanın etkileşimi olabilmesi için bir güce, bir enerjiye ihtiyacı vardır. Bu noktayı plak duvarına kadar getirebiliyorlar. Tahminleri de plak duvarına kadar. Bunların hepsi teori. Ama önemli olan bütün bunları hareketlendirecek güç.
—Bütün bunlar sizi yaratıcıya daha da mı yaklaştırıyor ki, Allah'la dertleşiyorum diyorsunuz?
Herşey aşkla. Kendimi yanlız hissediyorum. Bu yüzden Allahımla dertleşiyorum. Seviyorum demekle olmaz. Aşığım deyip bir ağaca dokunmak değildir, eğer gerçekten seviyorsan dokunursun. Ben bir nevi lisan—ı halimle dua ediyorum. Böyle şeyleri tam olarak anlatamazsınız. Tepkiler, hareketler aslında bunun kısmen dışa vurumu oluyor. Metafizik çok ayrı bir alem. Ama burada taşları çok iyi oturtmak gerekir. Yoksa yaratıcıya isyan başlar.
—Son olarak şunu sormak istiyorum, yeni kaset ne zaman çıkıyor ve yine insanları etkileyecek parçalar var mı?
İki yıldır hazırlanıyoruz. 20 parça var, sadece 10 tanesini kasete aldık. Ekibimle çok iyi çalıştık. Ekim başında kaset çıkacak. "Padişahın kızı", "Seni çılgın" 10 parçadan sadece ikisi.
gülyabani Favori Resimlerime Ekle
ADNAN_MENDERSE.jpg adnan menderes 1899 yılında Aydın’da doğdu. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler’den Tevfika Hanım’dır.Anne ve babasını küçük yaşta kaybetti. O'nu anneannesi büyüttü. Tahsil hayatına İzmir İttihat ve Terakki Mektebi’nde başlayan Adnan Menderes, Kızılçulu Amerikan Koleji’nde okurken misyonerlerle başı derde girdiği için, çeşitli makamlara müracaat etti. Müracaat ettiği makamların birinin başında Celal Bayar vardı. Bayar’la böyle tanışmış oldu.
Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitiren Adnan Menderes, Birinci Dünya Savaşı sırasında yedeksubay olarak askerliğini yaptı. Aydın’da bazı arkadaşlarıyla birlikte Ayyıldız Çetesi’ni kurdu. Daha sonra Söke’de Piyade Alay Yaveri olarak savaşa katıldı. Savaştan sonra İstiklal Madalyası aldı.
Ali Fethi Okyar tarafından 1930 senesinde kurulan ancak kısa sürede kapatılan Serbest Fırka’nın Aydın Teşkilatı'nı kurarak başkanı oldu. Bu parti kapatılınca CHP’ye girdi ve 1931 yılında bu partiden Aydın Milletvekili seçildi.
1945 senesine kadar TBMM’de komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümeti’nin getirdiği Toprak Kanunu Tasarısı'nı şiddetle reddederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945’te ihraç edildiler.
Celal Bayar da hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa etti. Bu hareketler Demokrat Parti’nin 7 Ocak 1946’da kurulmasına sebep oldu. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti’den Kütahya Milletvekili olarak meclise girdi. Celal Bayar’dan sonra ikinci adam durumuna geldi.
KESİTLER
Atatürk ve CHP macerası
27 Mayıs Darbesi
Darbe hakkında bir yazı
Bebek Davası
Menderes'in son dakikaları
61 Nolu Tebliğ
14 mayıs 1950 seçimlerinde DP oyların 53,5’ini alarak iktidar oldu. 10 senelik DP iktidarının tek başbakanı oldu ve o döneme damgasını vurdu. İktidarı zamanında 5 hükümet kurdu. Bu 10 senelik zaman içinde Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde büyük gelişmeler oldu. Sanayileşme ve şehirleşme hamlesi başladı, köye makine girdi, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık yeniden başladı. Türkiye kalkınma kavramıyla tanıştı.
27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbeyle iktidardan indirildi. Yassıada’ya hapsedildi. Milli Birlik Komitesi tarafından kurulan Yüksek Adalet Divanı’nca idama mahkum edildi. Yassıada'da tutuklu bulunduğu sırada çeşitli işkencelere maruz kaldığı söylenir.
tatlı cadı Favori Resimlerime Ekle
adsız~4.bmp NAŞİDE GÖKTÜRK Söz yazarı, besteci ve yorumcu Naşide Göktürk, ikinci şiir kitabını yayımladı. Yükselen değerlere yüz vermediği için televizyon programlarında görünmeyen, klipleri oynatılmayan, çıplak resimleri yayımlanmayan Naşide, 'Sesimi, şarkı sözlerimi satıyorum, başka satılık hiçbir şeyim yok' diyor
İstanbul- Yeniköy'de Passion Cafe'deyim. Naşide Göktürk karşımda. Kendisini pek tanımam. Ama duydum ki, farklı biriymiş. Sezen Aksu'ya yazdığı şarkı sözüyle ün kazanmış. Sonra da piyasada ne kadar şarkıcı varsa neredeyse hepsine söz yazmış, arkasından kendi albümlerini çıkarmış. İki tane de şiir kitabı var karşımdaki hoş bayanın. Konuşmaya başladıktan sonra bu kadının bana çok güzel baktığını fark ediyorum. Gözlerinde derin bir ifade söz konusu. Bana özel mi bu bakışlar diye düşünmeden edemiyorum. 'Olabilir' diyorum içimden, neyim eksik ki, bir pop sanatçısı neden benden hoşlanmasın?
Naşide Göktürk, gerçekten de o tanıdığımız popçular, türkücülerden çok ayrı bir portre çiziyor. En azından şarkılarını zorla ezberlettirmiyor çünkü, klibi yayınlanmıyor. Zırt pırt televizyona çıkmıyor, çünkü çıkınca çenesini tutamıyor. Dergilerde bikinili pozlarını göremiyoruz çünkü, öyle fotoğraflar çektirmiyor.
Naşide az ama güzel gülüyor. Kendi bu özelliklerini pek beğenmiyor ama nazik ve dürüst birine benziyor. Benim için en güzel yanı ise artık nesli tükenmeye başlayan 'net insanlar' sınıfından olması. Bu arada garson geliyor ve Naşide ona da bana baktığı gibi derin derin bakıyor. Şaşırıyorum, dikkat ediyorum foto muhabiri arkadaşım Muhsin'e de aynı derinlikte bakışları. İşte o zaman bu kadının bakışlarının bana özel olmadığını anlıyorum, bir kerizlik duygusu sarıyor bedenimi.
Onun tüm bir yaşama böyle baktığının farkındayım artık. Denizin berraklığına, durgunluğuna, maviliğine bakar gibi. Bazı kadınlar böyle bakar, Atıf Yılmaz, Türkan Şoray'ın da erkeklere, "sıcak bir yaz günü soğuk bir CocaCola şişesine bakar gibi" baktığını yazmıştı. Naşide sonradan söylüyor, denizi çok severmiş, arabasını Salacak'a park edip saatlerce denizi seyredermiş. Çünkü çocukluğu ve gençlik yılları hep Büyükada'da geçmiş. Ailesinin desteğiyle hem okumuş, hem de yazmış. Büyüyünce bir süre muhasebecilik yapmış. Sonra Ankara'da bir cafe işletmiş. Bir yandan da durmadan şiir yazmış. Naşide'nin ikinci şiir kitabı 'Mavi Mavi Sevdim Seni' insanı acıtan, yüreğini buran şiirlerle dolu. Kekilli'ye kızıyorlar ama Naşide'nin şiirlerindeki ölüm temasının fazlalığı ülke nüfusunda ciddi azalmalara yol açacak ölçüde.
Bu şiirler sizi anlatıyor diyebilir miyiz?
Aşkı hangi sınırlarda yaşayabileceğimi, ihaneti ne kadar kaldırıp kaldıramayacağımı anlatıyor.
Şiirlerinizden bunu hiç kaldıramayacağınız anlaşılıyor.
Ben ihaneti, dostluktan, komşuluktan, ahpaplıktan gelen ihanet olarak anlatmak istedim. Her şeyi kapsayan bir ihanet bu.
Ayrılık, acı, ihanet ve çokça ölüm var şiirlerinizde.
Hüznü seviyorum. Ama ölüm pek geçmez şiirlerimde.
Aman Naşidanım tam tersi, ölüm 'bazı' şiirlerinizde geçmiyor.
Bir yanlışlık yapmayın, ortalarda ikinci bir Kekilli olmak istemem. Ama siz söyleyince benim de dikkatimi çekti. Belki de bende bir ölüm korkusu var bilmiyorum. Sonuçta oraya gideceğimi biliyorum. Belli bir yaştan sonra kadınlarda böyle bir korku başlıyor.
'Ben gidince' isimli şiirinizde "söz yazarı besteci ve yorumcu / köşesinden biraz da şair naşide göktürk / bugün
hayatını kaybetti" gibi dizeler var. Allah gecinden versin ölüm ilanı gibi.
Ne yapayım o da bir gerçek. Hiç öldükten sonra ne olacak diye düşünmeyen insan var mıdır? Bizim yaptığımız işin içinde sanatçılara yapılan en güzel promosyon, ya hapishaneye girersin ya da ölürsün.
Peki neden ihanet teması da fazla diye sorsak ayıp olur mu?
Bir kere ihanete uğradım, bir kere terk edildim.
Fakat bu size acı koymuş galiba.
Evet o benden çok şey alan ama bana da çok şey kazandıran bir ilişkiydi. Hâlâ saygı duyuyorum. Bitmesini hiç istemediğim, ve ayrılığa hiç hazırlıklı olmadığım bir dönemde bitti. Elbette izlerini taşıyorum. Dört yıl önce biten bir ilişkiydi. Artık her şey yolunda ama bir şiirde de yazdığım gibi 'İnsanın kalbi yüz kere vurur/ Bir kere de durur!' Aşkın kolay bulunacağına, yakalanacağına inananlardan değilim. Ama seksen yaşına kadar da âşık olabilirim umudunu kendi içimde yaşayan bir insanım.
Çevremize baktığımız zaman gerçek aşkı yaşayanların sayısı çok fazla değil. Ama gazete ve dergilerde insanların durmadan aşk yaşadığını okuyoruz bu ne çelişkidir Naşidanım?
Şimdi herkes birtakım yıkıntılar yaşıyor. Ben bunu, şiirlerle, şarkılarla dile getirenlerdenim. Bazıları da yeni birtakım aşklar yaşayarak üzüntülerini öyle dile getiriyor. Bir dejenerasyon da olabilir. Ben kendi adıma bir ilişkiyi içimde bitirmeden yeni bir ilişkiye giremem. Zaten artık sevgili bulmak da çok zor.
Neden, kapmışlar mı tüm adamları?
Hayır o değil, öyle düşünmüyorum. Kapılanlar ve tutulanlar farklı ilişkiler bence. Ben yürek, sevgi, düşünce birliği istiyorum. Her şey o kadar çok tüketiliyor ki, onun için insanlar alternatifler üretiyorlar. Ama yine de her şey ayni, televizyondaki programlar aynı, şarkılar aynı, kadınlar erkekler o kadar aynılaşmaya başladı ki. İşin kötüsü duyguları da tüketiyorlar. Sonuçta sevgili bulmak, sevgili olmak zorlaştı.
Neden böyle oldu sizce?
İnançlarımızla oynadılar, duygularımızla oynadılar. Hayatı daha iyi standartlarda yaşamak için, daha seri üreten insanlar var. Her ne kadar kirlenmemek istiyorsak da bazen onlara küçük tavizler vermek zorunda kalıyoruz. Ama en azından ben bu işlere girdiğimden beri hiçbir şekilde ödün vermedim.
Peki ödün vermeyince olumsuzluklar oluyor mu, mesela daha mı az para kazanıyorsunuz?
Evet maalesef... Şarkıcılıksa benim yaptığım, ben sesimi, şarkı sözlerimi satıyorum bu karıştırımamalı. Başka satılık hiçbir şeyim yok.
Başka nelerinizi satın almak istiyorlar ki?
Bikinili fotoğraf çekmek istiyorlar mesela. Yok benim hayatımda böyle şeyler. Kasetim daha fazla satsın diye bir havuzun başında poz vermek yerine, o işi bırakıp, yazdığım şiir kitaplarını alıp Ortaköy'de satarak da hayatımı devam ettirebilirim. Bu beni çok incitmez.
Yoksa bilmediğimiz bir yerden geliriniz mi var?
Ben kendimi ekonomik olarak güvenceye alıp da sloganlar atan biri değilim. On sekiz yaşından beri kendi paramı kendim kazanıyorum.
Sevgililer Günü (yarın) ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Kendime daha özenli ve biraz daha romantik olabilirim. Kutlamalara annemden başlarım, en büyük sevgilim annemdir. Sonra
arkadaşlarımı kutlarım. Bugün sadece sevgiliyle paylaşılacak diye bir şey yok. Sevgilisi olmayan ölsün mü yani?
Herkesin Sevgililer Günü kutlu olsun. O gece belki içki içersem erken sarhoş olurum diye hissediyorum.
Bu yalnızlık işareti gibi geldi bana.
Yok canım!
ŞİİR ŞİİR ŞİİR ŞİİR ŞİİR
İSTANBUL
Aşkı aldatan bir şehrin sancısındayım
denizinde bir terkediş bir hüzün
maviye nasıl kıydıysa yüreğin, nasıl kıydıysa
yapma nolur
.....topla kendini şehr-i İstanbul
vururum seni İstanbul
vururum boynundaki gerdanlıktan
vururum seni en sarı sonbaharından
topla kendini...
sana yalvaran kaçıncı şair
kaçıncı şiir bu
yarım kalan sevişmelerden geldik sana
şiirimiz öksüz kalsın diye mi
dilim yetmiyorsa kalbimi dinle
sevda de buna
ekmek parası de
aşk de
ar namus de
töre de
cefa de, vefa de
topla kendini topla
vururum seni İstanbul
vururum en yeşil baharından
kız kulen'den, Aşiyan'dan, Bebek'den
denizinden vururum seni masmavi kanarsın
masmavi ağlarım sana
kendimi vurdurma bana
topla kendini
topla kendini şehr-i İstanbul
Naşide GÖKTÜRK
gülyabani Favori Resimlerime Ekle
Ali_Fethi_OKYAR.gif ali fethi Ali Fethi Okyar (1880 - 1943)
Devlet adamı ve Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurucusu. Pirlepe'de doğdu. İyi bir öğrenim gördü. Vatan Hürriyet Cemiyeti'nde Mustafa Kemal ile beraber çalıştı. 1908 da Paris'te ateşemiliter olan Fethi Bey, Trablusgarp Savaşı çıkınca Paris'ten ayrıldı, Afrika'da yapılan savaşlara katılmak üzere Trablusgarb'a geçti. 1913'de İttihat ve Terakki Genel Merkezi'ne üye seçilmiş ve Genel Sekreter olmuştur. Aynı yılın son aylarında Sofya'ya elçi olarak tayin edildi.
İzzet Paşanın kısa süren Sadrazamlığında Dahiliye Nazırı olarak görev alan Fethi Bey, Damat Ferit Paşa tarafından tutuklandı. Bütün muhaliflerini ortadan kaldırmak isteyen Damat Ferit, Fethi Bey'i Enver, Cemal ve Talat Paşaların kaçmalarına göz yummakla suçlandırmış ve Malta'ya sürgüne göndermiştir. Ancak tutuklanan İngilizler'le değiştirilmek suretiyle 1921 yılında Malta'dan kurtarıldı. Büyük Millet Meclisi tarafından Büyük Taarruzda Dahiliye Nazırı olarak seçilen Fethi Bey, Roma, Paris ve Londra'ya giderek; Yunanlıların Anadolu'dan çekilmelerini sağlayacak bir barış için çalışmıştır. Fethi Bey bu durumu, o sırada taarruz hazırlıklarını tamamlamak üzere bulunan Mustafa Kemal'e bir telgrafla birdirdi. Daha sonra da Ankara'ya döndü. Rauf Orbay'ın Başbakanlık görevinden ayrılması üzerine Başbakan seçildi (4 Ağustos 1923).
Cumhuriyetin ilanı sırasında yaşanan kabine buhranı üzerine Başbakanlıktan ayrıldı. Mustafa Kemal'in Cumhuriyetin ilanına karar verdiği sırada, O'nun yanında bulunmuş ve Mecliste takip edilecek çalışma şeklini beraberce tespit etmişlerdir. Fethi Bey, Cumhuriyetin ilanından sonra TBMM Başkanı seçildi. Terakkiperver Fırkanın kurulmasından sonra, Başbakanlıktan ayrılan İsmet İnönü'nün yerine tekrar başbakanlığı seçilen Fethi Okyar, Şubat 1925'te başlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında Başbakanlıktan ayrıldı.
Büyükelçi olarak çalıştığı Paris'ten, 1930 yılında dinlenmek için yurda gelen Fethi Okyar'a Mustafa Kemal tarafından yeni bir parti kurması teklifi yapılması üzerine, Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kurdu. Fakat bu parti kapatıldı. Mustafa Kemal'in ölümünden sonra da çalışmalarına devam eden Fethi Okyar, 12 Mart 1941'de Adliye Vekaleti görevinden ayrılmış ve birkaç yıl sonra 7 Mayıs 1943'de ölmüştür.
tatlı cadı Favori Resimlerime Ekle
bendenizdegistim2.jpg BENDENİZ 25 Temmuz 1973 yılında İsviçreâ??de doğan Bendeniz (Deniz Çelik), Erenköy Kız Lisesiâ??nden mezun oldu. Lise öğreniminin ardından tekrar İsviçreâ??ye dönerek iki yıl boyunca büro işleri alanında bir meslek yüksekokuluna devam etti. Bir süre Türkiyeâ??nin ilk bayan futbol takımı Dostluksporâ??da oynadı. Bu dönemde yapmış olduğu bestelerini somut bir çalışmaya dökmek üzere bir takım olanaklar aramaya başladı.
Bir arkadaş toplantısı sırasında tesadüfen orada bulunan Raks Müzik Yapımâ??dan bir yetkilinin kendisini dinlemesiyle şöhret kapısı aralanmış oldu. Raks ile anlaşarak 3-4 aylık yoğun bir çalışmanın ardından kendi adını taşıyan ilk albümünü çıkardı. Düzenlemelerini Garo Mafyanâ??ın yaptığı albümden ilk klip, â??Ya Sen Ya Hiçâ? adlı parçaya çekildi. Neslihan Yargıcıâ??nın hazırladığı ilginç kostümüyle müzikseverlerin hafızalarında â??Abajur Kızâ? olarak yer alırken, albüm, bir milyona yaklaşan tirajıyla büyük başarı kazandı.
Diğer yandan â??Ya Sen Ya Hiçâ? adlı klibiyle, dünyanın en büyük müzik televizyonlarından biri olan MTVâ??nin düzenlemiş olduğu yarışmanın Türkiye elemelerinde dört iddialı klibi geride bırakarak Avrupa elemelerine katılmaya hak kazandı. 19 ülkeden 19 klibin yer aldığı yarışmada Türkiyeâ??yi temsil ederek 11. sırada yer aldı. Bu arada Harun Kolçakâ??la biraraya gelerek â??Bizâ? adlı bir single çıkardılar. İlk albümün kazandığı başarının ardından â??Bendeniz IIâ? adlı ikinci albümünde de Türkiyeâ??nin sayılı müzik adamlarıyla çalıştı. Harun Kolçak, Emel Müftüoğlu, Demet Sağıroğlu, Ümit Sayın gibi isimlerin vokalleriyle destek olduğu albümün düzenlemeleri Ozan Çolakoğlu, Murat Yeter ve yıllar önce kaybettiğimiz değerli müzik adamı Onno Tunçâ??un elinden çıktı.
İlk albümünde olduğu gibi bu albümde de oniki şarkıdan onbirinin söz ve müziğini yazdı. İlkine kıyasla daha hareketli ama yine batı normlarına yakın parçaların yer aldığı albümden â??Gönül Yareler İçindeâ?, â??Neler Olacakâ? ve â??80 Günde Devr-i Alemâ? adlı üç parçaya klip çekildi. 1996 yılında çıkardığı â??Bendeniz IIIâ?de bu defa temposu yüksek parçalar yer aldı. Söz ve müzikleri tamamen Bendenizâ??e ait albümün düzenlemelerini Murat Yeter ve Ahmet Özden yaptı. İlk video klip â??Turnayı Gözünden Vurdumâ?a çekilirken bir de ilke imza atıldı. Klip çekilmeden önce albümdeki dört parçanın kırkaltı saniyelik miksine ilginç görüntülerle süslü bir tanıtım filmi çekilerek medya kuruluşlarına dağıtıldı.
Kısa sürede edindiği tecrübeleri iyi kullanan sanatçı, vokalistliğini de yapan Volkanâ??ın â??Ve Volkanâ? isimli albümünün prodüktörlüğünü üstlendi. Biri dışında albümdeki tüm parçaların söz ve müziklerini yazan Bendeniz, iki parçada da Volkan ile düet yaptı. Bu parçalardan â??Adını Ben Koydumâ?un klibinde de yer alarak Volkanâ??a destek verdi.
İki senelik ayrılığın ardından 1998 yılı başında, â??yaşanmış ve ilelebet yaşayacak olan tüm aşklarınaâ? adadığı dördüncü albümü â??Bendenizâ??denâ?, daha canlı ve romantik yapısıyla en olgun çalışması olarak değerlendirildi. Ã?deti bozmayarak tüm söz ve müziklerini yazdığı albümün hazırlıklarını İsviçreâ??de tamamladı. Özenle çalışılmış altyapısı ve Bendenizâ??in duru sesiyle takdir toplayan albümün ilk çıkış parçası ve klibi â??Günahlarâ? oldu.
Bendeniz'in müzik kariyerindeki beşinci albümü, 1999 yılının son aylarına doğru müzik marketlerdeki yerini aldı. "Kurtulamıyorum" adlı çalışmada, yine bir parça dışında tüm söz ve müzikler kendisine ait. On bir şarkının yer aldığı albümde düzenlemeler Alper Benli ve Ahmet Özden imzasını taşıdı. Albümle de aynı ismi taşıyan "Kurtulamıyorum", duygu yüklü sözleri ve Bendeniz'in farklı tarzıyla ilk çıkış parçası olarak düşünüldü. İlk albümünde yer alan "Ağlayayım Mı?" adlı meşhur şarkısını yeni düzenlemesiyle bir daha yorumlayan Bendeniz, hayranlarına hoş bir sürpriz yapmış oldu. Renkli kişilikleriyle dikkat çeken MGM, "Ben Tazecik Ceylanım"da üflemeli çalgılarla sanatçıya eşlik etti. Bendeniz, "Sarmaşık" adlı şarkıyı ise Volkan Akyol'la birlikte seslendirdi. Volkan, böylece kendi albümüne büyük katkıları olan Bendeniz'e sıcak bir yanıt vermiş oldu.
Yine kendi yolunda, birikimlerini artırarak ilerleyen sanatçının albümünde yer alan diğer şarkılar ise şunlar: "Hello Papi, Hello Mama", "Ağaoğlu", "Kolay Değil", "Yalnızım", "Gece Yatarken", "Sevda Çiçeği", "Ninni, Ninni". Sanatçı son olarak "Zaman" adlı albümüyle sevenlerinin karşısına çıktı gülyabani Favori Resimlerime Ekle
51 Resim Var. Toplam 2 Sayfa
1